Siyaset Nedir?
Yazımızın hemen başında belirtelim ki, siyaset; ahlâka, adalete ve samimiyete dayalı bir akıl ve vicdan işidir.Ancak, selim bir akıl ve dürüst bir vicdan işi.
Rivayet olunur ki, kıyamet günü bir kimseidaresi altında bulunan her bir şahıstan, halktan, ev sakinlerinden, eli altındakilerden hesaba çekilecek; hatta koyunları güden çobandan sürüsüyle ilgili soruları cevaplaması istenecektir.Yine rivayet olunur ki, Hz. Ömer halife seçildiğinde oğlu Abdullah sorar: “Babacığım bir daha seni ne zaman ve nerede göreceğim?” Babası, öteki cihanda, der. Oğlu Abdullah, daha erken görmek istiyorum seni, diye karşılık verir babasına. Halife Ömer oğluna, birinci olmadı ikinci gece, o da olmadı üçüncü gece rüyanda beni görürsün Abdullah, der. Fakat aradan tam on iki yıl geçer ve Abdullah rüyalarında babasını göremez. Nihayet bir gece rüyasında babasını görür ve sorar: “Babacığım, seni üç gün içinde rüyamda göreceğimi söylememiş miydin?” Halife Ömer şöyle cevap verir: “Sevgili oğlum, Bağdat civarında harap hâlde bir köprü vardı. Görevliler de onarımını ihmal etmiş. Bu arada bir koyunun ayağı oradaki deliğe denk gelivermiş ve ayağı kırılmış. Şimdiye kadar o koyunun hesabını vermekle meşgul idim.”
Rivayet kıssalar da gösteriyor ki siyaset (yönetim) salt ve sadece bir particilik oyunu olmadığı gibi, yetişkin oyuncağı, aldatma ve aldanma uğraşı olmayacak kadar sorumluluk gerektiren bir iştir.
Tarihsel tecrübeyle anlıyoruz ki, dini, akli, vicdani bir yönetim ve yönetişim olan siyaset, mükâfatı kadar yaptırımları da olan ciddi, sosyolojik bir disiplindir.
Siyaset, her ne kadar özel anlamıyla, kamu alanının sevk ve idaresini üstlenen bir konu olarak bilinse ve algılansa da, durum o kadar dar ve basit değildir.Gerçekte, partili kaydı olmaksızın ve aranmaksızın, sivil ve resmi, her kademe ve seviyedeki yöneticiler, anne ve babalar, öğretmenler, profesörler, muhtarlar, işverenler ve iş görenler, hukukçular, arabulucular zımnen birer siyasetçidir. Çünkü her biri, yetki ve sorumluluk alanında söz ve hüküm sahibidir. Bu bağlamda, peygamberlerin, sultanların, kralların, paşaların, padişahların, vezirlerin partileri yoktu ancak, konumları ve misyonları gereği hepside birer siyasetçiydi. Çünkü sorumluluklarını üstlendikleri insanların geçimlerini, güvenlerini, dini ve sosyal yaşamlarını huzur içinde devam ettirmek gibi bir görevleri vardı.Ne zaman ki, sevk ve idare alanında ‘siyaset’ kavramı, ‘politika’ sözcüğünün eşanlamlısı olarak kabul edildi, ‘partiler ve partililer’ başat aktör rolü üstlendi, işte o zaman siyaset olgusu da yozlaştı, daha doğrusu yozlaştırıldı.
Latince, ‘Poli’ (çok) ve ‘tika’ (yüz) sözcüklerinden türeyen ‘politika’ ile uğraşanların yani politikacıların toplumda ‘yalancı’ olarak algılanması ve anılması siyaset kavramını da aynı derecede sevimsiz hâle getirdi.Ve bugün gelinen noktada, dürüst, namuslu, kabiliyetli ve donanımlı insanlar, yozlaşan, çirkinleşen siyasetten kaçar oldular.Öyle olunca (az da olsa uğraşının hakkını veren siyasetçileri tenzih ederim) meydan paralı, popüler, kurnaz, değer yoksunu sahtekâr kimi düzenbazlara kaldı maalesef.Oysaki siyaset gerçekte ‘politika’ sözcüğünün insanı kandırıcı, kayırmacı, ikiyüzlülüğe ve sahtekârlığa malzeme ve mahkûm edici çirkinliğine kurban edilmeyecek kadar soylu, derinlikli ve hacimli bir olgudur.
İnsanla birlikte var olup ve insanla birlikte devam edecek olan siyaset;bir yönetim disiplini, toplumun bütün iş, işlem ve ilişkilerinin sınırını, şeklini, niteliğini, seyrini ve sonucunu tayin eden dinamik ve aktif birsosyal süreçtir.Siyaset, bu zeminde ve eksende, ya böyle bir anlayışla ve kabulle adam gibi yapılmalı, ya da yapılmamalıydı.
Türk Milletinin Siyaset Müktesebatı…
“Küfr ile belki amma, zulm ile payidar kalmaz memleket”Nizamü’l-Mülk
Türk milletinin tarihsel siyaset anlayışı ve tecrübesinin kodlarını Nizamü’l-Mülk’ünSiyasetname’sinde bulmak mümkündür.Büyük Selçuklu Devleti’nin kabiliyetli devlet adamı Nizamülmülk’ün o gün iktidar sahiplerine söylediği yukarıda ki anlamlı söz, ‘Siyasetname’ eserinin de ruhudur adeta.
Türk Tarih Kurumu’nun (TTK) önceki Başkanı Prof. Dr. Refik Turan’ın Selçuklular, Nizamülmülk ve Nizamiye Medreseleri üzerine Konya’da yaptığı: “Bundan bin yıl önce doğmuş, hakikaten o zamanın Selçuklu Devletine şekil vermiş, Selçuklu Devleti de dünyaya şekil vermişti”açıklaması tarihe not düşecek bir değerdeydi doğrusu.
“Nizamü’l-Mülk yönetim teorisinde “adalet” olmazsa olmaz (sine quanon) bir şart olarak takdim edilir. O’na göre adaletin tahakkuk etmesi için mutlak surette İslâm olmaya lüzum yoktur. Tabiri caizse denebilir ki, adalet mertebe olarak vezirin devlet teorisinde İslâm’dan üstündür” tespiti, siyaset disiplinin ruhudur denebilir.
Bir toplumda akıl, ahlâk, adalet, merhamet ve samimiyet ilkeleriyle yapılan siyaset, iç düzenin, birlik ve dirliğin, iyilik ve güzelliğin mübarek bir eli olur, tersine yapılan bir siyaset de zulmün can yakan, acı veren ve hatta kan döken bir kırbacı olur.
Siyaset; tıpkı, ticaret, ziraat, öğretmenlik, hatta çobanlık gibi özellikli, işlevsel ve toplumsal bir meslektir, sanattır. Bir şey daha vardır ki, bütün bu uğraşların, dolaylı ya da dolaysız siyaset olgusu ile bir şekilde ilgisi ve ilintisi vardır. Bu ilişki ve iletişim zinciri ise siyaset doğasının var ettiği bir etmendir.
Her meslek ve sanatta olduğu gibi siyaset uğraşının da kendine has nitelikleri ve ilkeleri vardır. Siyasi tutarsızlıklar ve toplumsal hüsran, uygulanmayan nitelik ve ilkelerin intikamıdır sadece.
50 fasıldan oluşan Siyasetname’nin her faslı etkin yönetimin nitelik ve ilkelerini işler.Örneğin, 2. Fasıl, padişahların, Allah’ın kendilerine sunduğu nimetlerin kadrini bilmelerine; 3. Fasıl, padişahların, divanda oturuşu, adalet, güzel ahlâk ve iyiliği icrasına; 4. Fasıl, vezirlerin ve mutemetlerin hâllerine; 18. Fasıl, padişahların, devlet meselelerinde âlimlerle istişare etmesine; 34. Fasıl, hata eden yüksek mevkidekilerin paylanmasına; 42. Fasıl, iki ayrı resmi işin bir kişiye teklif edilmemesine; 50. Fasıl mazlumların şikayetlerini dinleyip cevaplar vermek ve haklarını teslim etmeye dairdir.
Sonuç:
Klasik deyimimizle, ‘Yiğit Düştüğü Yerden’ kalkar.Anadolu sufi geleneğinin bir deyişiyle, her şey zıddıyla kaimdir.Acı tatlıyla, zarar kârla, tereddüt kararlılıkla, karanlık aydınlıkla, nefret sevgiyle, kötülük iyilikle değer kazanır.Her başarı daha büyük başarılarla tekrarlanabilir. Bir kötü süzün kırdığı kalp iyi bir sözle tamir olur. Bir elin verdiği acı, yine o elin şefkatiyle şifa bulur.İyiliğin ve kötülüğün öznesi insan, nesnesi zaman, malzemesi bilgi, bilinç, ahlâk, adalet ve vicdandır.Ticaret, ziraat, eğitim, üretim, tüketim gibi siyasetin de adil, ahlâki, verimli ve sürdürülebilir yolu insanın eğitiminden geçer. İnsanı adil, ahlâklı, nitelikli ve yetenekli olmayan toplumların her işi sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.
Kaynakça:1.Siyasetname, Nizamülmülk