Siyasete şaşı bakan ve akıllarını kiraya vermiş birilerine inat hayatının merkezine siyaset oturtmuş, milleti için “Muhteşem TÜRKİYE” hayalini idealize etmiş Bilge Lider Aykut Edibali hayatı boyunca siyasetinde kutup yıldızı olmayı başardı. O siyasetin nasıl yapılacağını ve nasıl yapılması gerektiğini şöyle tarif edecekti, “İlim, siyaset ve ahlak birbiri ile barışık olmalıdır. Siyaset, ibadetin kardeşi haline getirilmeli, ibadet şuuru ile yapılmalı; kirlerden, yalandan, istismardan ve sahtekârlıktan arındırılmalıdır. Siyaset ya ibadet temizliğinde yapılır, ya da yapılmaz.”
O, siyaseti cambazlık, aldatma, göz boyama sanatı olarak hayatlarının bir parçası olarak görenlerin aksine doğru ve ahlaklı siyasetin yolunu gösterdi. O, on yıllar boyu emek emek dokuduğu ve binlerce yiğidi ve kardeşlerim dediği kadrolarına, “Ben çile dolu, ızdırap yüklü Çetin bir yola çıkıyorum benimle var mısınız?” diye soruyordu. O kolay olmayanı tercih edecekti. Çünkü onun davası da ızdırabı da büyüktü. Nitekim mücadelesini akamete uğratmak isteyenlerin kurduğu tuzaklar ile mücadele ettiği, birilerinin gemiyi terk etmeye hazırlandığı günlerdi. Onun asla vazgeçmeye, pes etmeye niyeti yoktu. Milletin karşı karşıya olduğu tehdit ve tehlikeler karşısında içinde bulunduğu durumu özetlerken bir toplantıda şöyle diyecekti; “Benim kutlu cihan devletim vardı hani? Benim zalimlere baş eğdirir, mazlumlara yüz güldürür, taçsızlara taç giydirir gücüm vardı hani? Benim cihanı düzene sokan yedi deniz, üç kıta ve yedi iklime yayılan adım vardı. Adım şanım hani? Cihan sözümü dinler, krallar buyruğuma bakar, ülkeler medeniyetime, adaletime can atardı hani?”
Bazılarının kendilerine teklifi edilen mevki ve makamlar karşısında nefis mücadelesini kaybettikleri ve gemiyi terk ettiği günlerde idealizmini ve hedefini “Bizim meselemiz Dünya’nın neresinde bir Müslüman, bir Türk ıstırap içindeyse onun derdiyle dertlenmek, dertlenmekle kalmayıp derman olmaktır. Türkiye, Türk ve İslâm Dünyasının meselelerinde çözüm üreten, yol gösteren ülke olmak zorundadır” diye tarif edecekti.
Ve yine 1978 yılında gerçekleşen Ankara toplantısında bugünlerin ucuz kahramanlarına ders olacak, geleceğe projeksiyon tutan şu sözleri tarihe damga vuracaktı: “Bugün yarı aç yarı tok yaşıyoruz. Ancak bizim meselemiz 50 yıl sonra camiler cemaatle mi dolacak, yoksa müze olarak mı kalacak? Oğlumuzun olmazsa bile torunumuzun adı Hans mı, olacak Abraham mı olacak?”
O yola çıkarken istikametini de hedefini de belirlemişti. Bugünlerde “itibardan tasarruf olmaz” deyip israf içinde yüzenlerin aksine milletin ve devletin karşı karşıya olduğu tehdit ve tehlikelerin farkına varmasını istediklerine şöyle seslenecekti, “Bir millet ızdırap içinde inlerken onun evlatları rahat edemez. Davamız Türk Milleti’nin varlık ve beka davasıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu problemler karşısında düşünmeyen beyin, çalışmayan beden, sızlamayan yürek bizden değildir !”
Kardeşlerine çizdiği istikamette ne yapmaları gerektiğini de şu sözlerle ifade edecekti; “Kalplere yazmak lâzım “Ve en leyse lilinsâni illâ mâse’a.” İnsan için ancak kendi elleri ile çalıştığının karşılığı vardır. Allah, insanoğlu için çalışma kanununu koymuştur. Çalışmazsak başaramayız.”
O bazen insanların ye’se kapıldıklarını, anlaşılmakta zorlandıklarını hissettiği anlarda da ortaya koyduğu hedefe giden yolun sonundaki başarının anahtarını da “Allah’ın iradesine tabi olanların iradesinin önünde duracak hiçbir engel yoktur”sözleriyle veriyordu.
On yıllar boyu vatanseverleri, milliyetçileri, muhafazakârları milletin, ülkenin, Türk ve İslam Dünyası’nda yaşananlardan endişe duyan herkesi birlik ve beraberliğe çağırdı. O Kıbrıs’la, Türkistan ile Kudüs’le ağladı. Türk ve İslam Dünyasında, coğrafyasında yaşananlara karşı her zaman hassastı. Türkiye iç ve dış politikasında yaşanan her sıkıntılı süreçte ürettiği çözümler, yaptığı çağrılar etkili oldu. Kıbrıs’ı, Kudüs ve Türkistan’ı Türkiye’de herkes ondan ve onun arkadaşlarından öğrendi.
Türkiye’deki yerli ve milli unsurları yan yana mücadeleye çağıran, Milli Partiler Arası İşbirliği Protokolleri hazırlayan ve sonunda 1991 yılında Türk siyasetinde ilk ittifak sözcüğünü telaffuz eden oydu. Daha 1973 yılında Yeniden Milli Mücadele Dergisi’nde yayınlanan başyazısında şöyle diyecekti; “Farklı düşüncelere rağmen, Türkiye milliyetçilerinin sadece millî temayülleri ve halk kitlelerinin umudu hatırına milli ittifak gereklidir diyoruz ve başka bir yol tanımıyoruz. Ya milli ittifakın candan desteklenmesi yahut halkımızın da milli partilerimizi de acımasızca hesaba çekişi. Başka yol yoktur. Ve bu son sözdür.”
Nitekim olağanüstü şartların getirdiği 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası hazırlanan Anayasa ve Siyasi Partiler yasası dolayısıyla millet iradesinin önüne konulan temsil hakkını da engelleyen yüzde 10 Barajı onun çabaları ile aşıldı. Zamanın Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasındaki “Milli İttifak” hamlesi iç ve dış güçleri şaşırtan bir sinerji ile Millet İradesinin parlamentoya taşınmasının önünü açmıştı. Nitekim 20 Ekim 1991 yılında gerçekleşen seçimlerde gerçekleştirilen ittifak yüzde 17 gibi büyük bir oy oranına ulaşarak parlamentoya 62 milletvekili sokmayı başarmıştı.
İttifak tekliflerine, entelektüellerde destek veriyor milliyetçi ve muhafazakâr partilerin tek bir çatı altında toplanmasını arzu ediyordu. İttifak kamuoyu desteğinin yanı sıra RP VE MÇP’departi içinden ve dışından farklı kesimler tarafından eleştiriye de maruz kalıyorlardı. RP içindeki bazı gruplar MÇP ile ittifak yapılmamalı savını ileri sürerek protesto edip partilerinden istifa etti. Edibali ve arkadaşlarının büyük çabası ve fedakarlıkları ile gerçekleşen ittifakın ardından seçim meydanlarında liderler iş birliğinin seçimden sonrada devam edeceğini vurguladı. Seçim meydanlarında Türkeş “Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır”, Erbakan “Kuvayı millîye hareketi başlamıştır, devam edecektir”, Edibali “Ben IDP’li olduğum kadar RP’li ve MÇP’liyim de…”ifadelerini kullanıyordu.
Ne yazık ki Edibali’nin bu ittifakın sürdürülmesi çabalarına rağmen kısa süre sonra ittifak dağıldı. Siyasi tarihçiler o gün gerçekleşen Bilge Lider Edibali’nin çabalarına rağmen sürdürülemeyen ittifakla ilgili şöyle yorum yapacaklardı: “İşbirliğine katılan partilerin tabanları büyük ölçüde bu ittifakı onaylamış ancak MÇP ve RP’de çok homojen bir destek olmamasına karşın IDP’de ortak ses söz konusu olmuştur. Görüşmeler esnasında IDP adeta bir katalizör olarak devamlı surette çalışmalara destek sağlamış ve tarafları bir araya getirmiştir.”
İşte o günlerde Edibali ve arkadaşlarının dağılan ittifak sonrası Islahatçı Demokrasi Partisi’nin olağanüstü kongresinde, Bayrak Partisi, Birlik ve Barış Partisi, Millet Partisi’nin de birleşmesi ve ardından partinin adının Millet Partisi olarak değiştirilmesi sonrası bir değerlendirme toplantısı yapıldı. Bu toplantıda bazı arkadaşlarının ittifakın dağılması ve partinin isminin değiştirilmesi ile ilgili üzüntülerini dile getirdiklerinde o şöyle diyecekti: “Biz ittifakın yalanına partimizi verdik, gerçeğine canımızı veririz!”
Çünkü onun derdi bir koltuk, bir mevki bir makam değildi. O siyaseti, sadece kendisi ve arkadaşları için Büyük Türk Milleti’nin varlık ve bekasına giden yolda meşru zeminlerde gizli ajandası olmadan çağlar ötesi bir anlayışla ve büyük bir inanç ve iman hareketi olarak görüyordu. Ve “Biz meşru, açık ve aleni bir hareketiz, açık alanlarda konuşamayacağınız şeyleri kapalı alanlarda konuşmayın. Devlet kurumlarının başına gerektiğinde, ehliyet ve liyakatini göstermiş diğer parti temsilcilerine görev vermekte tereddüt etmeyeceğiz. Çünkü devletin milliliği, kudreti, büyüklüğü ve bütünlüğü böyle sağlanır” diyerek siyasetteki bilgeliğini ortaya koyuyordu.
Onsuz geçen 3 yılda onun eksikliğini öylesine çok hissediyoruz ki. Bugün ülkemizde ve bölgemizde yaşanan gelişmelere bakınca onun rehberliğine ve bilgeliğine ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu daha iyi anlıyoruz. Yine de onun on yıllara şamil külliyatının bugün onun davasının takipçisi ve hizmetkârı Millet Partililere de siyaseti gerçekten millet için yapmaya karar veren herkese rehber edecek ışık tutacak zenginlikte olduğunu görüyoruz. Nur içinde yat BÜYÜK BİLGE Rabbim sana rahmet etsin, mekanın cennet makamın ali olsun, MUHTEŞEM TÜRKİYE idealin idealimiz davan davamızdır.