TALAT TÜRKMEN: Din öğretiminin amacı hiçbir zaman “Dindar Müslüman” yetiştirme amacını gütmemiştir

Ahlaksız dindarlık mümkün değildir. Türkiye’de deizmin artıyor olması, söylemin İslam, eylemin liberal kapitalist oluşundan kaynaklanıyor.

Eğitimci yazar Talat Türkmen’le okullarda verilen din eğitiminin yeterli olup olmadığı ve din eğitiminin problemlerini, din hizmeti açısından Diyanet İşleri Başkanlığının çalışmaları ile ilgili söyleşi yaptık.

Uyanış: Yıllarca Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı muhtelif okullarda öğretmenlik yaptınız. Okullarda gençlere din eğitimi verilebiliyor mu?

Türkmen: Gençlere yeterli din eğitimi ne yazık ki verilemiyor. Bunun nedenleri üzerinde oldukça kapsamlı ve ciddi bir çalışmanın yapılma zarureti vardır. Türkiye’de din eğitimi, uzun yıllar meşruiyet tartışmalarının baskısı altında sürdürüldü. Eğitim ve uygulama ayağı imam-hatip okulları dışında hep eksik kalmıştır. Konuyla ilgili tartışma hala gündeme gelmektedir.

 Eğitim olumlu davranış değişikliğine yol açan faaliyettir. İnsanlarımızın okullarda aldığı din öğrenimi ile sosyal hayattaki pratikleri uyuşmamaktadır. “Dinin güzel ahlak olma gerçeği” dindarlık tanımı ve çabası içinde mutlaka olmalıdır. Son derece güçlü ve cazip şekilde hayatımıza giren tüketim hırsı ve sürekli teşvik edilen sahip olma iştahı ahlakın önünde engel gibidir. Peygamberimizin hayatından kesitler anlatmayı seviyor ancak O’nun hayatına talip olmuyoruz.

Müfredat çalışmaları öteden beri sonuçlandırılamamış, öğrencinin neyi, ne zaman, ne kadar öğreneceği konusunda bir türlü tam bir mutabakat sağlanamamıştır. Öğretmenler komisyon çalışması yapsa da müfredat merkezde hazırlanmıştır.

Seçmeli siyer, Kur’an, İslam dini dersleri bir telaş ve acele ile okullarda uygulanmaya başlamış, seçmeli olmaktan öte bazı okullarda zorunluya dönüşmüştür. Bu dersleri almak istemeyen öğrenci sınıflarda mutlu olmamıştır.

Öğrenciler lise ve yüksek okul arayışını sürdürürken, tüm varlıklarını sınav sürecine yöneltmektedirler. Maalesef din öğretimi de bu sınavın bir parçası olarak yerini almıştır. Eskiden sınav listesi içinde olmayan din dersleri, sınav içeriğine dönüştükten sonra da az sayıda yer alsa da sorularla sınavın bir parçasına dönüşmüş, içselleştirilememiştir.

Din öğretiminin amacı hiçbir zaman “dindar Müslüman” yetiştirme amacını gütmemiştir. Bu yüzden öğretim diyoruz. Eğitim değil.

  Teknolojide yaşanan inanılmaz hız ve değişim ile küreselleşme, bilgiye ulaşmada öğrencilere farklı bir bakış kazandırdı. Öğrencilerin okudukları, şahit oldukları olaylarla, okullarda gördükleri din öğretimi arasında pozitif bir bağ kurmasını güçleştirdi. Adalet, doğruluk-dürüstlük, barış, merhamet gibi ahlaki kavramların sosyal hayatımızdan uzaklaşması, dine ve öğretmenine güven duygusunu zayıflattı.

Biz Peygamber (sav) adına yalan söylenilebileceğini, boyutlarınınsa tahmin ettiğimizden daha büyük olduğunu fakülte yıllarında öğrendik. Günümüzde ortaokul öğrencisi, bunu sınıfa sorularla getirebiliyor. Öğrenci, günümüze gelen bazı kavramların örneğin, şefaat, mezhep, meal, teravih, sırat, kabir azabı, kandil vb. kavramların akademik kişilerce tartışıldığına şahit oluyor. Bu tartışmalar öğrencide tüm inandıklarını yeniden gözden geçirme ya da toptan inkâr etmesine neden oluyor.

Okul yönetimleri, uzun yıllar Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerini boşluk doldurma aracı gibi görüp, verimsiz saatlere ders koymayı, öğretmeni sabah-akşam okulda tutmayı marifet saymışlardır. Öğretmeni verimsizleştiren yaklaşım, “önemli” sayılan dersler lehine sürmektedir.

Uyanış: Bir de kayıt dışı din eğitimi ve öğretimi var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Türkmen: Kayıt dışı din eğitimi ve öğretimi, daha Resulullah (sav) hayattayken ortaya çıkmıştı. Medine’de bir grup, eylemlerine meşruiyet kazandırabilmek için Kuba köyüne mescit yapıp; Resulullah’ı da namaz kıldırması için davet ettiler. Peygamberimiz bu mescidi yıktı. Mescide de Mescid-i Dırar (zararlı mescid) adını verdi. Bu grup, Medine münafıklarından oluşuyordu. Sonraki dönemlerde de siyasi otorite kendi icraatlarına meşruiyet kazandırmak için fıkıh alimi aradılar. İmam-ı Azam Ebu Hanife bu yüzden şehit edildi. İtikadi (inanç) mezhebi bile oluşturdular. Mesela Cebriye. Cebriye, yapıp-etmelerimizin sorumluluğunun Allah’ a ait olduğunu savunuyordu. Bunun nedeni devrin yöneticilerinin olan bitenden sorumlu olmadıklarını benimsetmekti. Dinin, siyasetin amacına hizmet eder hale gelmesi, Kur’an ve sünnet merkezli din anlayışından uzaklaşıp, ulu’l emrin kanunlarının din hükmü sayıldığı bir anlayış egemen oldu.

  Din eğitimi, Kur’an ve sünnetle denetlenebilir. Kur’an ve sünnetin dışında kalan, alternatif inanç, ibadet va’z vb. her oluşum kayıt dışıdır, zararlıdır. Taraftarlarının “gassalın önüdeki meyyit” gibi görüldüğü bir din eğitimini onaylamak mümkün değildir. “Kayıt dışı” din eğitimi verdiğini iddia eden bir hain grubun 15 Temmuz 2016’da neler yapabileceğine acılarla şahit olmuştuk.

Okullarda din öğretiminin zorunlu olması, Kur’an ve sünnete dayalı birlik oluşturmaya dayanıyorsa da ne yazık ki istenilen birlik sağlanamıyor. Kayıt dışı eğitim veren oluşumların bir kısmının, imam-hatip okullarına, ilahiyat fakültelerine karşıtlığı da zaten bilinmektedir. İlahiyat fakültesi ve imam-hatiplerde verilen eğitimin yetersizliğini, hatta bazı akademisyenlerin sıra dışı bakış açılarını da ileri sürerek kendilerini haklı çıkarma gayreti içinde olduklarına şahit oluyoruz. Bazı oluşumların da hakikatin ancak “irfan yolu” ile elde edilmesinin mümkün olduğu teziyle diğer bilgi ve bilimleri ikinci sınıfa attığını görebiliriz.

 Uyanış: Ülkemizde 208 üniversite, 105 civarında ilahiyat fakültesi var. Çoğu da taşrada, küçük şehirlerde. Buna rağmen bakıyoruz; ilahiyatçılar arasında bile toplumu geren tartışmalar yaşanıyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Türkmen: Fakülteler, öğrencilerin sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği değil, araştırma yapabileceği, sosyalleşebileceği, insanı ve toplumu tanıyabileceği büyük yerleşim yerlerinde olmalıdır. Nüfusu beş bini ancak bulan küçücük bir ilçede bile yüksek okullar açılmış. Öğrencilerin buralarda bırakın akademik ihtiyaçlarını, temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekebilecekleri ortada değil mi? Siyasi ya da ekonomik nedenlerle fakülte, yüksek okul açılmamalıdır. Hele İlahiyat fakülteleri ve imam-hatip okulları bir siyasi oluşumun arka bahçesi olarak asla açılmamalıdır.

  İlahiyatçılar arasında kimi zaman çok sert süren tartışmalara şahit oluyoruz. Bunların çoğunun akademik tartışmalar olması ve bu minvalde sürmesi gerekirken, ilgili ilgisiz birçok kişinin bu tartışmalara katıldığını görüyoruz. Örneğin “devlet bankalarının verdiği faiz haram değildir” fetvası bunlardan biriydi. Yakın zamanda kandil geceleri ile ilgili olarak akademisyenlerin – hiç akademik olmayan seviyede – yürüttüğü tartışmalara birçok insan şahit oldu. Bu tartışmalar, atışma hatta küfürle suçlamaya varan üslupsuzlukta sürmesinin ne yararı vardır? Bunların bilim adamlarının oluşturacağı bir komisyonda tartışılıp, karara bağlanması daha doğru değil midir? Bir icma, ortak akıl arayışı daha doğrudur. Bu tartışmalar Müslümanların ne imanını pekiştirir ne de birliğin sağlar. Diyanet İşleri Başkanlığına burada görev düştüğünü düşünüyorum. Nurettin Topçu şöyle demişti: “Asrın ızdırabı, irade ve iman hastalığıdır. Şefkat ve merhametle tedavi edilecek yerde kin ve gayzla yumruklanan yaralarımız kanıyor. Vicdanımızın ve imanımızın su-i kastçılarını boğacak olan işte bu kandır.” Bütün mesele merhamet, şefkat ve ilimle yaklaşmak.

Uyanış: Din hizmeti açısından değerlendirildiğinde Diyanet İşlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkmen: Kurum olarak Diyanet, ülkemizin gözbebeği kurumları arasında yer alır. Ülkemizin tamamında din hizmetlerinin yerine sağlıklı şekilde yerine getirilmesinden sorumlu olan anayasal bir teşkilattır.

Diyanet özellikle İlahiyat camiasında yaşanan tartışmalara zamanında gereken açıklamayı yapmalı ve sonlandırmalıdır. Din şüpheyle yürümez. Bu konuda diyanete önemli görev düşmektedir.

Diyanet, cami altlarını marketlere kiralamaktan vazgeçip, mahallenin dini ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına açmalıdır.

Çalıştığım bazı yoksul semtlerde öğrencilerimden bazılarının ellerinde birer İncil tercümesi ile gelip, gösterdiklerini unutmuyorum. Diyanet Kur’an-ı Kerim’in gençlerle buluşması, okunup, anlaşılmasını sağlamak üzere her türlü çabayı ve kolaylığı göstermelidir.

Burada imam arkadaşlara bir öneride bulunmak isterim, çok okusunlar. Cemaatle, özellikle çocuk ve gençlerle ilgilensinler. Caminin kapısı kilitleyip, ek işler peşinde koşmasınlar.

Diyanet ve teşkilatı siyaset üstü ve bağımsız olmalıdır. Diyanetin günlük siyasi tartışmaların içinde sokulması, güvenilirliğini zedeler. 2022 de yapılan kurumlar güvenilirlik araştırmasında Diyanet ne yazık ki 3.1’le bankalarla aynı puana sahip olmuş. Güvenilirliğini kaybetmiş bir kurum İslam Dinini temsil edebilir mi? Böyle bir kurumun fetvaları kabul edilebilir mi? Siyasete malzeme olmuş bir dini kurum camilerde genç nüfusu artırabilmesi mümkün değildir.

Uyanış: Talat Hocam, son olarak deizmin gençler arasında yayıldığı görülüyor, Bunu önlemek için sizce neler yapılmalıdır?

Türkmen: Deizmin ülkemizde ne kadar yayıldığını belirleyebilmek için ciddi saha çalışmaları yapılması gerekiyor. Yapılan çalışmaların sınırlı, gerçeği yansıtmaktan uzak buluyorum. Sonuçları 2023’te açıklanan bir anket sonuçlarına göre katılanların %3.2’si kendini deist olarak tanımlamış. “Allah’a inanıyorum” diyenlerin %8’i ise “kafamda bazı şüpheler var” demişler. Şüphesiz olarak inandıklarını söyleyenlerin oranı %82

Öğretmenlik hayatım sürerken, ateist olduğunu ifade eden öğrencilerle karşılaşıyorduk. Son yıllarda deist olduğunu söyleyen öğrencilerle de karşılaşmaya başlamıştık. Ankara Üniversitesi’nde bir öğretim görevlisini ziyaret eden bir grup imam-hatip lisesi öğrencisi: “Hocam biz deist olduk” beyanları üzerine, akademisyen arkadaş diyanet işlerini arar ve haber verir. Bunun üzerine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri DİB Başkan yardımcısı tarafından toplantıya davet edildi. Ben de katıldım. Başkan yardımcısı konuyu sordu ve “Neyi eksik yapıyoruz” diye sordu. Başkan bunu bir müfredat, okul eğitiminde görülen bir eksikten kaynaklanabileceğini düşünüyordu galiba. Oysa Diyanetin güvenilirliğinin bankalar seviyesine düştüğünü görseydi, gerçeği anlayacaktı. Ahlaksız dindarlık mümkün değildir. Türkiye’de deizmin artıyor olması, söylemin İslam, eylemin liberal kapitalist oluşundan kaynaklanıyor. Bu önemli bir ahlak problemidir. Çözüm, yukarıdan aşağı tüm Müslümanların dindarlığın içine dinin pratikleri ile birlikte ahlak prensiplerini de katmalarıyla mümkündür.

Son yıllarda ister “kayıt dışı” grupların sergiledikleri, diyanetin halk nazarında güvenini kaybetmesi, siyasilerin dini siyasi hedefleri için vitrin gibi kullanması, İslam söyleminin bir türlü hayata aktarılamaması, Müslümanların karşı karşıya kaldıkları, kötülük problemi, enflasyon, terör, Siyonizm, adaletsizlik, evsizlik, işsizlik, ahlaksızlık gibi yıkıcı faktörler, özellikle gençlerin kafasında birçok soru işaretinin oluşmasına neden oldu. Bazıları bunu sorumluluktan kurtulma çabası gibi görse de içine yuvarlandığımız ahlaki buhran bunun en büyük nedenidir.

Uyanış: Din eğitimi ile ilgili vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?