Her yeni gelişme, ilerleme ve her yeni eser için eserin büyüklüğü ölçüsünde bir çile gerekir. MUHTEŞEM TÜRKİYE gibi yeryüzünde fitne ve fesattan eserin kalmadığı bir büyük barış medeniyetinin inşası; o büyük esere denk bir çileyi zaruri kılar.
“Dünyasına dünyasına
Aldana dünyasına
Dünya benim diyenin
Dün gittik, dün yasına” (Anonim)
Bu dünya için değmez! Değecek şeyler için kavga (cihad) edelim! Ve unutmayalım ki milletle uğraşmak yerine; kavgamızı önce kendimizle verelim! Unutmayalım ki Yüce Allah:
“Ey tatmin olmuş, huzura ermiş, mutmain olmuş Can!
Sen Rabbi’nden Rabbin de senden de hoşnut olarak gir kullarımın arasına gir cennetime.” Fecr,27-30) buyuruyor. Önce Sen Rabbi’nden sonra da Rabbin senden hoşnut, razı olmadan ve mutmain bir can olmadan kulların arasına girme!
Bırak insanlara çağrıyı! Kendine dön, kendi üzerinde çalış! Çalışmanı kendi üzerinde tamamla! Savaşını önce kendi nefsinle ver! Mutmain olmuş bir nefis sahibi olmaya çalış! Sonra gir insanların arasına ve ondan sonra çağırını sun! Bak o zaman dünyan da ukban da nasıl cennete dönüyor? İşte o zaman sen yaşayan bir inkılâp olursun!
Her medeniyet hamlesi yeni bir iman hamlesinin, iman yenilenmesinin eseridir. Her yeni gelişme, ilerleme ve her yeni eser için eserin büyüklüğü ölçüsünde bir çile gerekir. Muhteşem Türkiye gibi yeryüzünde fitne ve fesattan eserin kalmadığı bir büyük barış medeniyetinin inşası; o büyük esere denk bir çileyi zaruri kılar. “ıstırabını çekmediğimiz; çilesiyle yoğrulmadığımız hiç bir işten zafer beklemek hakkımız olamaz.” Ve eğer bizzat kendimizle birlikte toplumumuzun ve nihayet tüm insanlığın kurtuluşu değilse hedefimiz ve kurtarıcılar tarafından kurtuluş bekliyorsak; aslında tercihimiz köleliği tercih etmek olmuştur. İşte bu inkılâpçı insandır.
İnkılâpçı insan; bir yandan ilmin ve derin tefekkürün ağırlığına, olgunluğuna sahipken; diğer yandan sahip olduğu inkılâpçı ruh onu daima genç, diri, bazen hissi ve heyecanlı kılar. İnkılâpçı bir yerde yaşlı insanın olgunluğunda; diğer tarafta her an genç insanın heyecanları, umutları, tazeliği içindedir. Onun için yaş sınırı ve hududu asla olamaz. Daha doğrusu imkân ve şartlar ne olursa olsun inkılâpçının iradesini engelleyecek hiç bir güç tasavvur edilemez. İnkılâptan ve inkılâpçıdan uzak olan veya bir şekilde o ruhu kaybederek sıradanlaşan insan İnkılâbı ve inkılâpçıyı anlayamaz…
Hz. Peygamberimizin Hakk’a yürümesinden 34 yıl sonra 668 yılı ilkbaharında 84 yaşındaki Eyyüb El Ensari ve arkadaşlarını İstanbul surlarının önünde şahadete taşıyan işte bu ruhtur. Kanuniyi 72 yaşında Macaristanlara Zigetvar’a yürüten bu İnkılâpçı ruhtur. Bilal-i Habeşi’ye kölesi olduğu Ümeyye Bin Halef’in akla hayale gelmedik işkenceleri karşısında ve nihayet kızgın güneşin olduğu bir çöl gününde ağır taşın altında ezilirken ve inkâr ederse azat edileceği vaat edilmesine rağmen, ona “ahadahad” diye haykırtan bu inkılâpçı ruhtur. Çanakkalede276 kiloluk top mermisini Seyyid Onbaşı’ya kaldırtan bu inkılâpçı ruhtur.
İnkılâpçı insan; her şeye imanıyla, bakar, imanıyla yaşar ve o her daim yaşayan bir inkılâp olur.Akif’imizin dediği gibi:
“İmandır o cevher ki; İlahi ne büyüktür;
İmansız, paslı yürek sinede yüktür.”
O halde ayağa kalk ve kendinin, ülkenin İslam dünyasının ve insanlığın kurtuluşu için uyan!