Sınırımızda oluşturulan yeni statü; bizim birliğimizi, dirliğimizi yok etmek için atılmış çok tehlikeli bir adımdır. Etnik ayrımcılığa dayanan ideoloji etkisini kuzeye doğru göstererek bizim Doğumuzu ve Güneydoğumuzu bizden koparacaktır.
Emperyalizm… Şu kelimeyi kullanmaktan dilimizde tüy bitti. Daha lise yıllarımızda iken Edibali Okulu’nda öğrendiğimiz kavramlar ve tanımlar sayesinde olayları anlamak ve yorumlamakta hiç güçlük çekmedik. Ne diyordu okul notlarımızda: “hadiselerin motoru, ideolojilerin çarpışmasından ibarettir.” Bu kadar açık ve net… Muharref Tevrat’tan bir ideoloji çıkaran Siyonistler, dünden bugüne yeryüzünde yaşanan her türlü kötülüğün motoru oldular ve olmaya da devam ediyorlar/edecekler. Özellikle İnsanlığı sürü kendilerini onların çobanı gören bu sapık ideolojiden İslam dünyasının çektiğini denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa yazamaz.
Bütün Kötülüklerin Anası
Şu yerkürede yaşanan tüm kötülüklerin sebebi bir milleti kutsayıp diğer milletleri yok sayan bu çarpık anlayıştır. Bu kötülükleri yapabilecek gücü ve cesareti kendilerinde bulmalarının sebebi aynı zamanda siyasi ve ekonomik olarak dünyanın tek egemen gücü olmalarıdır.
Bugün dünyada yaşanan siyasi ve ekonomik krizlerin arkasındaki bu güçtür. İktidarlar devirip, iktidarlar kuran bu batıl ideolojinin efendileri, egemenlik kuracağı her ülkede politikalarını yürütecek icazetli iktidarları ve politikacılar bulmakta pek mahirdirler. Bir cambaz ustalığı ve sihirbaz kıvraklığıyla halkın ruhu bile duymadan sanatlarını ustalıkla icra ederler.
Bunların güdümüne giren politikacıların İslamcı, muhafazakâr, milliyetçi, liberal, sosyalist, komünist olmasının bir önemi yoktur. Onların güdümlerine girmeleri için iktidar zafiyetlerinin olması, inandığı bütün değerleri bir koltuğa satabilecek kadar ilkesiz, idealsiz ve kukla ruhlu olmaları yeterlidir. İnsanlığın başına bela olan bu emperyalist toplum mühendisliği, faaliyetlerini yürütürken en radikal dini, kültürel ve siyasi yapıların içine kadar sızıp kamuoyunu kolaylıkla yönlendirirler. Rahatlıkla hakkı batıl, batılı hak olarak gösterip icazet verdikleri iktidarları uzun süre ülkelerinin başında tutabilirler. Öyle bir algı çalışması yaparlar ki kamuoyunu erkek devenin dişi deve olduğuna bile inandırabilirler. O ülkedeki sivil toplum kuruluşlarını, kanaat önderlerini ve medyayı kolaylıkla yanlarına çekerekonları gaflet ve dalalete düşürüp bir nevi ülkesine ve milletine ihanet ettirebilirler.
Düğün Değil Bayram Değil…
Gelelim bugüne. Hepimizi şaşırtan Donald Trump’ın küresel egemen güç ABD’nin başına yeniden seçilmesinin ardından Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’a yaptığı övgüler herkesi çok şaşırttı. Çünkü önceki döneminde yenilir yutulur türden olmayan sözlerle açıklamalarla bize saldıran da aynı kişiydi. Düğün değil bayram ise hiç değildi, bu övgü nereden çıkmıştı şimdi? Bu şaşırtıcı açıklama az çok mürekkep yalamış, aklı memleket meselelerine basan, elinde bilgi ve belge olmasa da kalp gözüyle gören her insanın yüreğinin “cız” etmesine sebep oldu. Çünkü ABD, Ortadoğu politikalarının proje mimarıydı. BOP ve BİP’i duymayan, bilmeyen yoktu. Her iki proje de on yıllardır tıkır tıkır işliyordu. Bu felaket projelerinin mağduru olmayan tek ülke İsrail’di. Çünkü emperyalizmin beyni kendisiydi. Kendisi küçük, etkisi büyük; egemenlerin egemeniydi çünkü. Herkes kaybetse de kaybetmeyen tek güç oydu. Her zaman oyun kurucu ve soy kırıcıydı.
İnsanlığa (özellikle Müslümanlara) düşman olması yetmiyormuş gibi, kendi düşmanını da kendi üretiyor, eğitiyor ve donatıyordu. At izinin, it izine karıştığı noktada burasıydı. Bu kaotik ortamda sıradan ve samimi insanlar kendi haklarını savunan kardeşlerinin samimiyetsiz olabileceklerini akıllarının ucundan bile geçirmiyorlardı.
Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanımızı övücü açıklamalar akıllara “Kurnaz Tilki” masalını getirdi. Bu işin altında bir çapanoğlu arayanlar haklıydı. Belli ki emperyalistler Türkiye’nin başına bir çorap öreceklerdi.
Çünkü bunu bize tarihi tecrübeler böyle öğretmişti. Yeryüzündeki varlığımızdan rahatsız olanlarınbu Türkiye sevdası, gerçekten ürkütücüydü. Ama kör olası politik şartlanmışlık bunu görmek istemiyordu. Düşmanın vereceği zarardan daha tehlikeli olan da bu körlüktü.
Övgülerin yankısı kulaklardan henüz silinmeden milliyetçi ortak kendi mensupları da dâhil herkesi şok eden ve elli yıldır savunduğu fikirleri inkâr eden bir tavır sergiledi. Devlet aklı denildi, bir bildikleri olmalı denildi. Ama bu savunma ifadeleri hiç bir vicdanı ikna edemedi.
Terör Örgütü Muhatap Alınamaz!
Adam yerine konulan ve itibar edilen muhatap bir terör örgütüydü. Bu örgütü kuranlar yukarıda sözünü ettiğimiz küresel egemenlerden başkası değildi. Ağası da onlardı babası da. Önce bir antropolog kiralayıp 35 etnik unsur palavrasını “akademik bilgi” diye sunduktan sonra, en kalabalık kavim üzerinden ihanet Marksist/Maoist bir eşkıya topluluğu oluşturdular. Arkalarına Haçlı-Siyonist güçleri de alarak Çinli komünist teorisyen HoşiMinh’in kır gerilla taktiğiyle mücadele eden pkkadlı kanlı örgütü kurup, anaların gözyaşlarını, şehitlerin kanıyla bulayarak adım adım bugünlere geldiler. Terör örgütünün eşkıya başı ve onun gaflet ve dalalet sebebiyle meclise kadar getirilmiş kravatlı temsilcileri,yeni projeyi aynı mahfillerden aldıkları talimat doğrultusundaince ince dokudular. Bu nedenle meclis koridorlarında muzaffer edalarla dolaştılar.
Bir Mübarek Söz: Terörsüz Türkiye Ve Bazı Sorular
Eyvah ki eyvah! Millet şaşkın, partizanlar pişkin, koltuk düşkünleri değişken tavırlarla bir şeyler yaptıklarına inanıyorlardı.
İcazetli muhalefet ise ne şiş yansın ne kebap politikasıyla Doğu ve Güneydoğu politikalarını suya sabuna dokunmadan yürütmeye çalışıyordu.
Stratejileri, sahip oldukları iktidar koltuğunu ilelebet korumak olan muktedirler ise sürekli taktik değiştirerek süreci yönetmeye çalışıyorlardı.
Bunun için de algıyı akla yatan, kulağa hoş gelen ve itiraz edenin kınanacağı söylemlerle yönetiyorlardı: Terörsüz Türkiye!Buna kim ne diyebilirdi ki? Diyemezdi de.
PKK terör örgütü sözde feshedilecek ve silahları da devletimize teslim edilecekti. Bu diyalogda devletin hangi ilkeleri ortaya koyduğunu duyamadık. Biz de diyoruz ki terör örgütünün üst örgütü KCK ve onun komşu ülkelerdeki şubeleri niçin feshedilmedi? Elli bin şehidin katili olan örgüt mensupları hiç mi ceza çekmeyecekler? Fesholunca örgüt buharlaşacak mı? Onlarla masaya oturmak için şehit ailelerinin görüşü alındı mı? Bu iş böyle oluyordu ise bunca sene niye uygulamadınız? Vs… vs…
Lozan, Soykırım vs. Derken
Demek ki ortada büyük bir kaotik durum var. Şeffaf ve demokratik bir devlet anlayışıyla, egemen güçlerin etkisinden uzak bir politikayla ülkenin ve onu kuran cumhuriyetin kurucu felsefesini, tarihi vesikalarını inkâr edenlere göz yumarak; hatta iftiralara sessiz kalarak bu Türkiye gemisini selamet limanına ulaştıramazsınız. Türkiye Lozan’a Diyarbakırlı Sosyolog Ziya Gökalp’in Güneydoğu raporuyla gitmiş ve devletin kurucu unsurunun Türk Milleti olduğunu kabul ettirmiştir. Erken Cumhuriyet döneminde, yaşanan olumsuzlukları tanımlarken insafın, merhametin ve bilimin kılavuzluğundan çıkmamak gerekir.
Tarihten Ders Almak ve Sorumluluklarını Yerine Getirmeyenler
Sınırlarımız dışındaki oluşumlara bilerek veya bilmeyerek destek verenler, asıl hayal kırıklığını bir süre sonra kendilerinin dikkate alınmadığını gördüklerinde yaşayacaktır.
Tarihten en çok ders alması gereken, Birinci Dünya Savaşına sokularak yok edilen Osmanlı İmparatorluğun varisleridir. Atalarımız “Domuz derisinden post, gâvurdan dost olmaz!” diye boşuna söylememişler.
Önce hiçbir tedbir almayarak ülkeyi yolgeçen hanına çeviren eski yöneticiler, bu bölücü oluşumu ciddiye almadığı için hata etmişlerdir. Diyanet, milli eğitim, ordu ve istihbarat görevini yapsaydı ne pkk ne fetö olurdu. Bütün bir tarihte olduğu gibi bunun bedelini yıkık damlı köyün çocukları ödemeyecekti?
Ya Halkın İrfanı
Halkın hiç mi kabahati yok? Çok. Hem de çok. Biz,yıllardır “Milletim Uyan” diye haykırdık ama bir yankı bulamadık. Ey milletim tehlike var, tehdit var, dedikçe yapayalnız kaldık. Bize de yazık değil mi? Ömrümüzü verdiğimiz ve adına Hak ve Millet Davası dediğimiz dava, senin kıyamete kadar var olmandır.Millet Partisi ve onun mensupları olarak senin töreni ve inancını dünyanın miğferi yapmaktır bütün niyetimiz. Bizim olduğumuz yerde kavga olmaz. Biz barış medeniyetinin yeryüzü temsilcileriyiz. Ama anlatamadık galiba!
Son Söz
Buradan bir daha söylüyoruz ki: kış kışlığından; puşt puştluğundan vaz geçmez. Senin varlığın ve inancın Batı’nın rahatsızlık sebebidir. Seni yok etmeden bu hikâye bitmeyecek.
Son yaşadıklarımızı özeti şudur: Sınırımızda oluşturulan yeni statü; bizim birliğimizi, dirliğimizi yok etmek için atılmış çok tehlikeli bir adımdır. Etnik ayrımcılığa dayanan ideoloji etkisini kuzeye doğru göstererek bizim Doğumuzu ve Güneydoğumuzu bizden koparacaktır. Hedef budur. Terörsüz Türkiye’nin güvencesi bu tehlikenin farkında olmak ve düşmanın aklından geçeni bilmektir. En önemlisi de düşmanın tuzağına düşmemektir. Bizi övenlerin kim oldukları çok önemlidir. Onların tatlı dili, bizi tuzağa düşürmek için kurgulanmış bir safsatadır vesselam. Milletim Uyan!