İzmir Balçova’daki polis karakoluna düzenlenen hain saldırı bir anda tüm Türkiye’nin gündeminde yer aldı. Tam da “Terörsüz Türkiye” kapsamında hükümetin yoğun çalışma programını bulandırma ve meydan okuma noktasında emniyet güçlerini hedef alan saldırı gerçekleştirildi. Balçova Salih İşgören Polis karakoluna saldırıyı düzenleyen E.B. 16 yaşında Lise talebesi bir genç. Kısaca hadiseyi haber kaynaklarında yer aldığı şekliyle özetlemek istiyoruz.
08.09.2025 sabahın erken saatlerinde maskeli genç elinde pompalı tüfekle polis karakoluna geliyor. Öncelikle nöbet kulübesindeki polis memuru Hasan Akın’a ateş açarak öldürüyor ve arkasından içeridekilere mermi yağdırmaya devam ediyor. İkinci olarak Emniyet Müdürü Muhsin Aydemir vurularak şehit oluyor. Olay sonunda başkaca vatandaşlarda küçük yaralanmaların olduğu da söyleniyor. Yaralı olan iki polis memuru ve vatandaşlar hastaneye kaldırılıyor.
Silahlı çatışmada yaralanan saldırgan sokakta kaçarken yere düşüyor ve acılar içinde kıvranırken “Allahu Ekber” diyerek bağırıyor. Bu sözü defalarca tekrar ediyor. Saldırganın bilerek ve isteyerek ölüme koştuğu aşikârdır. Saldırganın böyle bir eylemi yapmaya kendisi mi karar verdi, yoksa arkasında onu yönlendiren bir güç mü vardır? Bunu yetkili makamlar ve deliller aydınlatacaktır.
Olayla ilgili olarak soruşturmayı devam ettiren yetkililerce, olay hakkında yazılı ve görüntülü yayın yasağı getirildiği açıklandı. Yayın ve açıklama yasakları genel olarak adli vakaların delillerini korumak ve adaleti sağlamak için yapılmaktadır.
Resmi makamlardan, olayın bir terör saldırısı mı yoksa kişisel bir uzlaşmazlığın sonucu mu olduğu açıklaması yapılmamıştır. Saldırının doğrudan güvenlik güçlerine yönelik olması Ulusal güvenlik meselesini akıllara getirmektedir. “Terörsüz Türkiye” kapsamında, her türlü terörün bittiği, barış ve güvenliğin sağlandığı tezi karşısında tam da güvenlik güçlerine karşı yapılan menfur saldırının doğrudan güvenlik güçlerine karşı olması, doğal olarak anında kapsamlı bir soruşturmanın başlatılmasını sağladı.
Bu soruşturmanın tam olarak kapsamı ne olacaktır? Bunu şu temel sorularda aramak gerekecektir. Olayın aydınlatılması sadece bir başıbozuk, hasta ruhlu insanın reaksiyonu olmayıp, gelecekte ne gibi tehditleri barındırdığını da ortaya çıkaracaktır. Temel soru şudur: Bu karakol baskınını kim yaptı? Terörün arkasındaki isimleri bulmanın ötesinde çok daha kapsamlı bir analiz yapılmalıdır. Olayın failleri bilinen bir örgüt müdür, yoksa yeni bir yapılanmamıdır? Yoksa tek başlarına hareket eden başıbozuk birtakım kişiler mi? Bunu tespit etmek olaya karşı yapılacak mücadeleyi de tayin edecektir. Bu eylem anlık bir tepki ile yapılmış münferit bir eylem midir, yoksa daha geniş kapsamlı bir terörizm planının ilk adımı mıdır? Bunun cevabı, işin başlangıç mı yoksa sonuç mu olduğunu ortaya koyacaktır. Pekiyi, bu tek başına yapılmış eylem neden bu kadar önemlidir? Olaya ulusal ölçekte ve geniş çerçeveden bakmak lazımdır. Türkiye’nin ulusal hedefinden incelendiği zaman bu saldırı doğrudan bir meydan okumadır. Bu olay ile Süleymaniye’nin Dukan kentindeki Casene mağarası önünde yapılan “mangalda silah yakma” pikniğinden sonra devlet güçleri ile alay mı etmek isteniyor?
Milletin özlemle beklediği muhteşem hedef; terörsüz Türkiye! Bu hedef sadece bir siyasi slogan değildir. Bu hedef ülke güvenliği ve huzura dair milletin ortak vizyonudur. Bu karakol saldırısı aslında mücadelenin ne kadar hassas bir dengeye dayandığını ve ne kadar kırılgan bir zeminde olduğunu milli kuvvetlerimize hatırlatan olaydır. Meselenin özünde gizlenen zıtlık tam da burada beliriyor. Bir yanda hepimizin özlemini duyduğu o toplumsal huzur ve güvenlik, terörsüz Türkiye var. Diğer tarafta ise, bu toplumsal huzur ve güveni sağlayacak güçlere yönelen doğrudan tehdit vardır. Bu karakol baskını tam da bu iki kutup arasındaki gerilimi çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Olayı aydınlatmak sadece bir adli vakayı anlatmaktan çok daha fazlasıdır. Olayın doğru zemine oturtulması ülkenin yakın geleceğinde yaşanacak çok kritik sonuçlar oluşturacaktır. Kritik sonuç nedir? Adaletin sağlanması ile, yapılacak işlemler, sadece geçmişteki terörün bir hesaplaşması değil, gelecekteki saldırıları önlemek için gereken kararlılığın ve istihbaratın de temeli atılmış olacaktır. Ancak bunlar sağlandığında sarsılan toplumsal güven yeniden inşa edilebilir.
Olayın arkasındaki terörist güç kimdir ?
Balçova karakoluna saldıran gencin sosyal medyada yayınladığı mesaj ve görüntüleri incelendiği zaman olayı aydınlatıcı bilgiler elde ediliyor. Karakol önünde yaralanıp, yere düştüğünde, gösterilen videoda “Allahu ekber” diyerek bağırması; olaydan üç saat kadar önce sosyal medyada paylaştığı yazılarında “Birazdan istişhad yapacağım ve şehid olacağım inşallah” diye başlıyor. Bu ifadelerde bilerek ve isteyerek ölümüne bir savaşa girme kararı vardır. Karakol baskınından kurtulma şansının olmadığı inancı ile eyleme giriyor. Bir bakıma canlı bomba gibi intihara koşan bir kararlılık oluşmuş. Yazının devamında eyleminin gerekçeleri ortaya çıkıyor. “Dünyanın her yerinde Müslümanlara zulmediliyor. Ama birçok Müslüman sadece izlemekle veya kınamakla yetiniyor. Artık birilerinin bu zalimlere karşı harekete geçmesi gerekli.” X de yayınlanan yazının son bölümünde şöyle sesleniyor: “Ey kâfirler zulmettiğiniz tüm Müslümanların intikamını alacağız. Tüm askerlerinizin ve polislerinizin kafalarını keseceğiz. Tüm karakollarınızı patlatıp yıkacağız. Tüm heykellerinizi kıracağız. Sizi ve devletinizi yok edeceğiz. Kaçmayı deneyeceksiniz ama kaçamayacaksınız. Ey kâfirler yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz.”
Saldırganın anne ve babasının ifadelerinde kendilerini de beğenmediği ve tenkit ettiği anlatılmaktadır. Annesine “siz kâfirsiniz” diyebilen insanın tek başına bir kararlılığa girmesi mümkün değildir. Olaylar ve sonuçlar gösteriyor ki örgütsel bir eğitimden geçmiş olan E. B. ‘nin beyni yıkanmış, bir militan olarak eğitilmiş. Takip ettiği düşünce ve inanca göre IŞİD terör örgütü tarafından eğitildiği veya IŞİD ideolojisine inandığı yaygın bir görüştür. Kullandığı sözler ve sloganlar IŞİD terör örgütünün öğretileriyle tam uyuşma halindedir. Silahlı saldırıya azmettiren terör örgütü veya üçüncü kişilerin de hukukun önünde gerekli cezaları alarak başta şehit aileleri olmak üzere milletimizin büyük bir beklentisidir. Soruşturmanın sonunda bütün bu gerçekler ortaya çıkacaktır.
Devletin emniyet güçlerine karşı yapılmış menfur saldırı ile iki polisimizin şehit edilmesi karşısında failin mutlaka toplum vicdanını rahatlatıcı bir cezayı alması bekleniyor. Saldırganın 16 yaşında olması, ancak 18 yaşından büyüklerin yapması beklenen kötü eylemi yapması onun masumiyetini göstermez. Verilecek cezanın şehit ailelerinin ve gazilerin yüreklerini soğutacak ölçekte, adaletin kaçınılmaz sonu olduğunu göstermesi bekleniyor.