Tezgah İçinde Tezgah Suriye!

Suriye…

Öyle bir coğrafya ki, herkesin bir planı var!

Kimin eli kimin cebinde, hangi tilkinin kuyruğu hangi tilkiye dolanmış? Kim kiminle dost, kim kiminle düşman? At izi ne, it izi ne?

Her şeyin birbirine karıştığı, kedinin fare farenin de kedi gibi ses çıkardığı, sisli, puslu, değerli ama aynı zamanda kanlı bir coğrafya…

İhanet içinde ihanetin ve tezgâh içinde tezgâhların memleketi…

Görünen o ki, bu günlerde Suriye, yine büyük bir tezgâha sahne oluyor!

Neredeyse etrafındaki bütün ülkelerle kavgalı olan İsrail; Gazze ve Lübnan’ın ardından, Golan Tepeleri bölgesinden Suriye’ye girerek genişlemeye karar verdiği için, kısa bir süre önce birliklerini Suriye sınırında konuşlandırmaya başlıyor!

Bunu gören Suriye de kuzeyden, doğu ve batıdan çekebileceği bütün askeri birlikleri çekerek İsrail sınırında bir direniş, bir sıklet merkezi oluşturuyor.

Karşısındaki yığınağın gücünü gören İsrail, bu şartlarda yapılacak bir askerî harekâtın kendisi açısından ciddi kayıplara neden olabileceğini hesaplıyor ve harekâtını kolaylaştıracak bir yöntem üzerinde Amerika ile anlaşıyor.Çözümü; İsrail sınırında direniş için yığınak yapmış Suriye Ordusu’nu, kuzeyden başka bir cephe açarak ikiye bölüp karşısındaki cepheyi zayıflatmak olarak görülüyor.İşte bu nedenle, bölgede yürütülen vekâlet savaşlarında kullanılan ve el altında tutulan terör örgütleri harekete geçiriliyor. Bunların bir kısmı yıllarca beslenmiş, eğitilmiş ve donatılmış örgütler; bir kısmı ise satılık örgütler… Yani doları, silahı ve mühimmatı kim verirse ona çalışan satılıklar. Bu kapsamda Hey’etuTahrîri’ş-Şâm, yani Şam Kurtuluş Heyeti veya kısaca HTŞ harekete geçiriliyor.

HTŞ kim?

El-Nusra Cephesi, Ensaruddin Cephesi, Ceyşu’s-Sünne, Liva El-Hak ve Nureddin Zengi Hareketi gruplarının birleşerek kurduğu selefi bir terör örgütü! Üstelik Terörist El Kaide’nin de Suriye temsilcisi.

Unutulmamalıdır ki, PKK/PYD’nin arkasındaki el neyse; bu HTŞ’nin arkasındaki el de aynı eldir. Akıl vereni de güç vereni de aynı merkezdir. Afganistan’ı da Irak’ı da Libya’yı da bölüp parçalayan güçtür.

İyi de eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve yeni adı Suriye Milli Ordusu (SMO) olan, Türkiye’nin kurup, eğitip donattığı ve maaşlarını da yine Türkiye’nin ödediği bu SMO’nunterörist HTŞ ile ne işi var?

Görülen odur ki, bölgedeki örgüt ve güçler “düşmanımın düşmanı dostumdur” fikriyatı ile hareket ediyorlar.İşte bu yüzden, Suriye’nin kuzeyindeki bu hareketlenme ve karışıklığı, Türkiye de kendi çıkarına kullanma fırsatı olarak gördüğü için, SMO’ da Türkiye’nin talimatıyla, Tel Rıfat ve Halep’in ele geçirilmesinde HTŞ ile birlikte hareket ettiği görülüyor. Ancak hemen sonrasında ise birbirleriyle de çatışmaya başladıklarındanbu çatışma, Türkiye’nin ABD ve İsrail’in planının tam olarak içinde olmayabileceğini gösteren önemli bir göstergedir.

Görülen odur ki HTŞ, ABD ve İsrail’den aldığı talimat gereği, PYD/PKK ile zorunda kalmadıkça çatışmaya girmemektedir. PYD/PKK ise SMO ile karşı karşıya kaldığı yerler dışında bir zarara uğramadan bölgedeki etkinliğini arttırmaya çalışmaktadır. Alınan haberlere göre Deyrizor’da yönetimi ele geçirmiş olması ve birçok bölgede kontrol altında tuttuğu toprakları kolayca genişletmiş olması bunun somut bir sonucudur.

Yine görünen odur ki, İsrail karşısında kurduğu savunma cephesini zayıflatmak istemeyen Suriye, kuzeye birlik kaydırmamış ve bu nedenle kuzeyi boş bulan kukla, satılık ve başıbozuk örgüt ve gruplar İdlip, Halep ve Hama’yı ardından da Humus’u kolayca ele geçirmişler ve rejimin merkezi Şam’a kadar ulaşabilmişlerdir.

İsrail Hava Kuvvetleri ise havadan verdiği destekle güneye ilerleyen HTŞ unsurlarının önünü açmaya devam etmiştir.Açıkça görülmektedir ki, bu bölgelerdeki Suriye birlikleri bölgeyi hiç savaşmadan kolayca HTŞ’ye bırakarak güneye doğru çekilmektedirler.

Özellikle HTŞ’nin girdiği yerlerdeki havalimanlarında geride bırakılan uçaklara ve diğer askeri teçhizata bakıyoruz birçoğu hurda vaziyettedir…

Bu sessizce yapılan geri çekilme için, Şam yönetiminden henüz kayda değer bir açıklama yapılmamıştır.

Fakat bu durum oldukça garip bir durumdur.

Bundan çok daha garip olanı ise, Rusya’nın tavrıdır.

Rusya’nın yüzyıllardır en büyük ideali nedir?

Sıcak denizlere inmek…

Rusya’nın küçük çaplı da olsa bunu gerçekleştirebildiği bir tek yer vardır orası da Suriye. Çünkü Rusya, Suriye’de elde ettiği askeri üslerle sıcak denizlere inmeyi başarmıştır.Bu küçük başarı, Rusya için tarihi bir başlangıçtır ve önemi çok büyüktür. Bu nedenle Rusya, Ukrayna’da ne kadar sıkışmış olursa olsun Suriye’den ve Suriye’deki bu kazanımlarından asla vazgeçmeyecektir. Belki destek verdiği ve çalıştığı aktörü değiştirecektir ama Suriye’den vazgeçmeyecektir.

Fakat buna rağmen, çok cılız askeri hareketlerin dışında Rusya’dan da tık çıkmamaktadır.

Bu sessizlik Şam Yönetimi’nin sessizliğinden çok daha garip bir durumdur.

Ya ortada büyük bir tezgâh ya da çok büyük bir ihanet veya satılmışlık vardır. ABD ve İsrail kanadının Rusya’nın ağzına nasıl bir bal çaldığını bilemiyoruz. Aslında bu toz duman arasında o kadar çok bilinmez var ki…

Öyleyse perde arkasındaki gerçekler ne olabilir?

Dahası, Suriye’deki tezgâh nedir?

At izinin it izine çoktan karıştığı bu sisli ve puslu coğrafyada, tezgâh içinde tezgâh, oyun içinde oyun her zaman olağan bir durumdur.Mesela;

Tezgâh 1: ABD ve İsrail’in birlikte planladıkları tezgâhla Suriye ordusu ikiye bölünmeye zorlanarak İsrail’in cephedeki önü açılmaya çalışılıyor olabilir. Şam yönetimi iyice zayıfladığından ve Rusya da Ukrayna’da çok sıkışmış olduğundan burada aksiyon gösteremiyor olabilir. Muhalif Terör Örgütü HTŞ’nin kuzeyden güneye Humus’a kadar ilerlemiş olması ve diğer taraftan da Şam’ın güneyindeki Dera’nın düşmüş olması bu tezi güçlendirmektedir.

Bu durumda ABD ve İsrail için işler tıkırında olup, önümüzdeki günlerde İsrail’in Suriye’nin kuzeyine doğru genişlemesini, kuzeyde ise farklı farklı kantonlar kurulmasını, Şam yönetimin tamamen devrilmesini ve Suriye’nin bölüşülmesini bekleyebiliriz.

Tezgâh 2: Suriye iç savaşının başından beri, bu muhalif gruplar sürekli olarak Şam Yönetiminin başını ağrıtmakta, rejimi tehdit etmeye devam etmektedir.

Bu gruplar var ve güçlü oldukları sürece, Şam Yönetimi’ne ve onun en büyük destekçisi olan Rusya’ya rahat yoktur.

Yani bu muhalifler konusunun, bir daha tehdit oluşturamayacak şekilde halledilerek kapatılması, Şam Yönetimi ve Rusya için hayati bir durumdur.

ABD ve İsrail’in niyetini gören Suriye ve Rusya; bu muhaliflerin önünü açarak ve direnç göstermeden güneye çekilerek bu muhalifleri bölgedeki halktan ve diğer unsurlardan ayırt ederek toplu bir şekilde kanalize ederek, önceden belirlediği bir ölüm bölgesine çekiyor olabilir.

Düşünün ki “çok hızlı ve kolayca ilerleyen bir taarruz, tuzağa düşmekte olduğunun habercisidir” ve bu çok iyi bilinen bir harp doktrinidir. Büyük tezgâhların başarısı ise çok doğal görünmelerine ve son ana kadar çok iyi gizlenebilmelerine bağlıdır.

Eğer ki tezgâh buysa önümüzdeki günlerde, yuvalandıkları yerlerden sökülerek ve bir araya getirilerek güvenli bölgelerinin çok uzağında bir ölüm bölgesine çekilmiş olan muhaliflerin, Rus güçleri ve Suriye ordusu tarafından büyük bir kıyıma uğratıldıklarına şahit olabileceğiz.

Mağrurlar mı, yoksa mağdurlar mı kazanacak?

Ne olacağını zaman gösterecek…

Bir, iki gün önceki ihtimaller işte bunlardı. Böyle düşünüyorduk.

Fakat çok fazla beklememize gerek kalmadan kısa sürede birçok gerçek gün yüzüne çıkıverdi.

Suriye’de Rejim çöktü, Tezgâh 1 ihtimali gerçekleşti.

Diyorlar ki zalim bir rejim çöktü ve Suriye özgürleşti. Şimdi Suriye’de her şey çok güzel olacak. Adeta zil takıp oynuyorlar.

Bunu söyleyen ve sevinçten çıldıranlar o kadar yanılıyorlar ki…

Oysa Suriye’de asıl oyun yeni başlıyor. Evet, kanlı, kinli bir dönem bitti. Fakat çok daha büyük kavgaların yaşanacağı akan kanın ve duyulan kinin daha çok uzun bir süre asla durmayacağı yeni ama daha karanlık bir dönem başlıyor.  

Hiç şüphe yok ki, Suriye Devleti’nin yıkılması, Türkiye için büyük tehlike oluşturacaktır.

Çünkü Suriye’nin toprak bütünlüğü yok edildikten sonra sıra er veya geç Türkiye’ye gelecektir. Zamanında Sayın Necmettin Erbakan’ın da dediği gibi “Siz meseleyi Suriye mi sanıyorsunuz? Suriye’yi istemelerinin tek bir nedeni vardır. O da Türkiye’yi işgal etmek için zemin hazırlamaktır. Eğer bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye’dir.”

Bu bağlamda Erdoğan tarafından, Terörist HTŞ’ye destek amaçlı yapılan açıklamalar, kanımca Türkiye’nin yararına değildir.

Fakat Türkiye, bu puslu havayı; güvenlik koridorunu tamamlamak ve PKK/PYD’ye azami zarar vermek için kullanabilir. Zaten böyle bir hareket, Türkiye açısından meşru bir durumdur. Bu fırsat neredeyse yüz yılda bir ortaya çıkan fırsattır. Buna rağmen ne Münbiçte, ne kamışlı tarafında ne de Kobani bölgesinde Türkiye’nin bir etkinliğini göremiyoruz.

Lakin, dikkat etmek lazımdır. Bir taşla iki kuş vurayım derken tuzağa da düşmemek lazımdır. Tabiri caizse, Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olmamak gereklidir. Demem o ki; ihtirasla, kinle, nefretle ve kişisel hesaplarla değil; bilgi ile akılla, yani Devlet Aklı ile hareket etmek gerek…

Neyi ne zaman yapmak gerekiyorsa o zaman yapmak lazımdır. Ne önce ne de sonra, tam zamanında…

Ne diyelim?

Aklı olan göle, olmayan çöle!

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?