Toplumsal Belleğin Silinmesi ve Şok Doktrini

Talat TÜRKMEN

Bir toplumun belleğini silip, yerine yeni bir bellek kodlayıp, toplumun yeni belleği gerçek belleği gibi kabul etmesini sağlamak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl yapılabilir? İnsan belleğinin silinmesi ile ilgili çarpıcı iki örnek verebiliriz: Hasan Sabbah ve Adolf Hitler. Hasan Sabbah uyuşturucu madde , Hitler propaganda tekniklerini kullanarak insan belleğini silme operasyonları yürütmüşlerdi. 1950’de ABD’de uygulamaya konan “Bluebird Projesi”, CIA’in insan zihnini “kırma ve yeniden şekillendirme” çabalarının ilk adımıydı. Amacı, bireylerin hafızasını silmek, sorgulamalarda direnci yok etmek ve hatta “programlanabilir ajanlar” yaratmaktı. Bu proje, daha sonra çok daha ünlü hale gelen MK-Ultra Programı’nın öncüsü sayılır. Proje 1950-1973 Yılları arasında sürdürüldü. Çok sayıda denek üzerinde, fiziksel, psikolojik, kimyasal deney uygulandı.

Kanadalı gazeteci Naomi KLEIN 2007’de yazdığı kitapla (Şok Doktrini) bellek silme tekniklerinin ekonomi ve siyaset üzerinden toplumlara nasıl uygulandığını ortaya koyar. Klein yazdığı kitapta ileri sürdüğü teori, “Ekonomik krizlerin, doğal afetlerin veya politik şokların serbest piyasa reformlarını hızla uygulamak için fırsata çevrildiği” tezine dayanmaktadır. Şok doktrini iki yolla uygulanıyor. Birincisi, doğal felaket ya da ekonomik kriz gibi iç etkenler nedeniyle ortaya çıkan durumdan yararlanma. İkincisi, hedef ülkelerde planlı kaos oluşturarak müdahale edilmesi.

“Şok Doktrini” Bu düşüncenin ideoloğu, aynı zamanda ismini veren Chicago Üniversitesi profesörlerinden Nobel ödüllü ekonomist Milton Friedman. Friedman bu teoriyi, Elektrik şoku verilmiş domuzların kaskatı kesilip faltaşı gibi açılmış gözlerle kendi organlarının kesilmesini seyrederken hiçbir şey yapamamalarından esinlenerek, geliştirdiği söylenir.

Klein’e göre, neoliberal ekonomik politikalar (özelleştirme, serbest piyasa, kamu hizmetlerinin küçültülmesi, sosyal harcamaların kısılması vb.) halkın rızası olmadan uygulanması zor olduğu için, “şok” durumları — yani savaşlar, doğal afetler, darbeler, ekonomik krizler, terör saldırıları gibi — bir fırsat penceresi olarak kullanılır. Bu “şok” anlarında toplum travma yaşar, korku ve kaos içinde kalır. Bu sırada, halkın direnme veya sorgulama kapasitesi düşer ve radikal ekonomik dönüşümler sessizce uygulanabilir hale gelir.

Klein, başını ABD’nin çektiği küresel bir haydutluktan söz eder. Elit bir haydutlar şebekesi ABD’nin devasa gücünü arkasına alarak, bazen suni felaketlerle bazen gerçek felaketleri fırsat bilerek “korku ŞOK”una sokulmuş ülkelere çöküyorlar. Şili, Uruguay, Arjantin, Brezilya, Irak gibi ülkeleri işkence hanelere dönüştürülmesinin; Filipinler, Malezya, Tayvan, Kore gibi ülkelerin çok büyük suni parasal kasırgalar ile talan edilmesinin; Güney Afrika, Polonya gibi ulusların, bedeller ödeyerek hürriyet için çıktıkları yolda liderlerinin tuzaklara çekilmesinin, esir alınmasının, kendi toplumlarına karşı kullanılmasıdır şok doktrini.

 Şok’un Üç Aşaması

Klein, bu süreci üç düzeyde açıklar:

1.Toplumsal Şok:

Savaş, darbe, kriz, afet gibi olaylarla toplumun psikolojik dengesinin sarsılması.

(Örnek: 11 Eylül saldırıları, Irak Savaşı, Arjantin krizi)

 

2.Ekonomik Şok Tedavisi (Şok Terapi):

Kriz bahanesiyle neoliberal  “reform” paketlerinin hızla uygulanması

Devlet varlıklarının özelleştirilmesi

Sosyal hizmetlerin ticarileştirilmesi

Dışa açılma ve kısıtlayıcı, milli karakterdeki yasaların kaldırılması

 

3.Direnişe Karşı Şiddet veya Baskı:

Toplumsal tepki oluştuğunda, bastırmak için baskı politikaları uygulanır.

 

Klein’in anlattığı “şok teorisi” ile John Perkins’in “Ekonomik Tetikçiler” serisinde anlattığı ülkelerin ekonomisini “borçlandırarak” ele geçirme teorisi arasında paralellik vardır. Perkins kendisini “Ekonomik tetikçi” olarak itiraf ve ihbar etmiştir.

Türkiye’nin şok doktrini bağlamında analizi

Türk insanı üzerinde şok oluşturan hareketler, darbeler, muhtıralar, ekonomik krizler, deprem, sel, terör, yangın gibi felaketlerdir. 1970’li yıllarda siyasi kamplaşmanın etkisiyle oluşan sokak çatışmaları, aşılamayan ekonomik krizler sonucunda ABD’nin “-Bizim çocuklar başardı!” dediği 1980 darbesi yaşandı. Bu toplumsal bir şoktu. Dünya Bankasından, Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) başına getirilen Turgut ÖZAL, gelirken beraberinde sadece avokado, poşetli dergiler getirmedi, darbe sonucu askıya alınan sistemin yerine yeni bir sistemi getirdi. 24.Ocak Karalarıyla neoliberal politikalar uygulanmaya konuldu. Devletin küçülmesi, kamu harcamalarının kısıtlanması, özelleştirmelerin başlatılması, sendikal hakların kısıtlanması, ücretler dondurulması dikkat çeken politikalardı. İhracata yönelik kalkınma modeli bir süre sonra “hayali ihracata” dönüşerek, kamu kaynakları sahte ihracatçıların kasasına aktı.

 

Böylece 12 Eylül darbesinin oluşturduğu şok ortamında devletin düzenleyici olduğu sistem değişti. Yerine kapitalizm geldi. 1985’te Türkiye’deki ilk özelleştirme Sümerbank’ın Iğdır Pamuklu Dokuma tesisinin Aras Tekstil’e 6.7 milyon dolara satılmasıyla gerçekleşti.

 

1984 yılında PKK terör örgütü köyleri basarak ciddi bir korku ortamı yarattı. Köyler, mezralar boşaltıldı. Kamu kaynakları uzun yıllar PKK terör örgütü ile mücadeleye harcandı. Büyük şehirlere göçler yaşandı. Tarım ve hayvancılık olumsuz etkilendi. PKK’nın elinde Rus, ABD, İtalya gibi bir çok ülkenin silahları vardı. Hedef belli idi…

 

1994 Krizi, 1997 28 Şubat, 1999 Marmara depremi,2001 Mali krizi peşi sıra gelen, halkı derinden etkileyen şoklar oldu. 2001’de Türkiye tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Kriz, bankacılık sisteminin çökmesi, işsizlik ve yoksulluğun artmasıyla büyük bir toplumsal şok yaratmıştı. IMF destekli “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”, bankacılık reformları, mali disiplin, kamu harcamalarının kısılması, özelleştirmelerin hızlanması öne çıkan uygulamalar oldu. Sonuç ne yazık ki tasarlanan gibi olmadı. Ekonomi tam anlamıyla çöktü.

 

2001 krizi sonrası oluşan siyasal boşlukta AKP iktidara gelmiş, kriz sonrası “istikrar” ve “refah” söylemleriyle Turgut Özal’ın bıraktığı yerden neoliberal programı devam ettirmiştir. Özelleştirme dalgaları (enerji, iletişim, maden, limanlar, savunma), kamu-özel ortaklığı projeleri ve mega yatırımlar, İnşaat ve finans sektörlerinin merkezileşmesi temel politikalar oldu. AKP Yönetiminde dikkat çeken önemli konulardan biri basın-yayın organlarının keşfedilen propaganda gücünün sonuna kadar kullanılmasıdır. Bunun için büyük sermaye sahiplerinden yararlanıldı, desteklendi. Kamuoyunda yönetim aleyhine oluşabilecek görüşlerle mücadele etme amacına yönelik için “trol” grubu oluştu.

 

Bununla birlikte, AKP döneminde afetler, OHAL süreçleri ve politik krizler, ekonomik süreçlerde yeniden yapılanma, sermaye transferi süreçleri için kullanılmıştır:

 

1999 ve 2011 depremleri sonrası hızlanan kentsel dönüşüm politikaları, 2016 darbe girişimi ve OHAL ile kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarında yoğunlaşmasına yol açtı. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş ve KHK’lerle hızlı karar alma mekanizmaları devreye girdi. Yasama, yürütme ve yargı bağlamında kuvvetler ayrılığı ilkesi tartışma konusu oldu. COVID-19 Salgını, küçük işletmelerin iflasını ve tarım-hayvancılık krizini tetiklerken, döviz krizi ve özelleştirmeler ekonomik kırılganlığı artırdı. Finansal krizi dizginlemek için kurgulanan Dövize bağlı mevduat hesaplarında (KKM) biriken mevduatlar için milyarlarca faiz ödendi. Sermaye yine belli ellerde toplandı.

 

Sonuç olarak, Faiz, beton ve ithal ekonomisi ön plana çıkarken, gelir dağılımı bozuldu, çalışan ve emeklilerin alım gücü eridi. Yaşanan krizler, büyük sermaye sahiplerine, sermaye birikimi için fırsat yaratma işlevi gördü.

Sonuç:

Neoliberalizmin yayılması “doğal piyasa süreci” değil, krizlerin bilinçli biçimde fırsata çevrilmesiyle olmuştur. Bu yüzden   ekonomi politiğimizi ahlaki ve demokratik bir analize tabi tutmalıyız:

“Felaket kapitalizmi”nin yükselişi, toplumların korku ve acısından kazanç elde eden bir sistem yarattığını gösterir.

 

Ve belki de en büyük tehlike, toplumun bu yeni belleği “kendi belleğiymiş” gibi kabullenmesidir.

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası