Yıldırım SELAMOĞLU
Bugünkü İslam Anlayışı Bir Rönesans’a Muhtaç mı?
Rönesans üzerine derin araştırmalar yapan Jacob Burckhardt’ın ifadesiyle Rönesans, insanın (bireyin) keşfedildiği dönemdir. (1) Bu ifade, yalnızca bir tarihsel tespiti değil; insanlık serüveninde yaşanan köklü bir zihniyet kırılmasını anlatır.
Ortaçağ Avrupa’sında insan, birey olarak değil; itaatkâr bir varlık, sorgulamayan bir kul olarak görülüyordu. Kilise merkezli dünya tasavvurunda akıl ve vicdan, dogmaların gölgesinde kalmıştı. Engizisyon mahkemelerinde yüz binlerce insan, çoğu zaman yalnızca servetlerine el konulmak amacıyla işkenceden geçirilmiş, öldürülmüştür. Papazların günah bağışlaması, hatta cennetten yer satması; inancın ahlâkî zeminini kaybettiğinin açık göstergesidir. Bu karanlık çağda düşünce suçtu; sorgulamak sapkınlıktı.
Bu zihniyetin bedelini ödeyenlerden biri de Galileo Galilei(2) olmuştur. Dünyanın döndüğünü söylemek, hakikati savunmak demekti; ama aynı zamanda işkence, yargılama ve dışlanma anlamına geliyordu. Galileo yalnız değildi; pek çok düşünür ve bilim insanı ya susturuldu ya da yok edildi. Çünkü mesele bilim değil, iktidardı.
İşte Rönesans, bu karanlığa karşı doğdu. Sadece bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri değil; insanı merkeze alan yeni bir dünya görüşünü beraberinde getirdi. Sanat, edebiyat, tarih ve arkeoloji birlikte düşünüldü. Resimde perspektif gelişti, betimleme derinlik kazandı. Mimarlıkta gotik anlayış terk edilerek ölçü, yalınlık ve doğallığı esas alan yeni bir estetik benimsendi. İnsan, doğanın bir parçası olarak yeniden anlamlandırıldı.
Bugün bu tarihsel tecrübe, İslam dünyası açısından da kaçınılmaz bir soruyu gündeme getirir: Bugünkü İslam anlayışı bir zihinsel uyanışa muhtaç mıdır? Bu soru çoğu zaman yanlış anlaşılır; çünkü mesele İslam’ın kendisi değil, onun algılanma, yaşanma ve temsil edilme biçimidir.
İslam, tarihsel olarak aklı, ilmi ve ahlâkı merkeze alan bir inanç sistemidir. İlk dönemlerinde felsefe, matematik, tıp ve astronomide büyük atılımlar gerçekleştirmiştir. Ancak zamanla düşünce donmuş, taklit içtihadın önüne geçmiş, soru sormak bidat sayılmıştır. Bugün birçok coğrafyada din, insanı inşa eden bir ahlâk sistemi olmaktan çıkmış; korkutan, sınırlayan ve şekilci bir yapıya indirgenmiştir.
Eğer “Rönesans”tan kasıt hurafelerden arınma, aklı yeniden devreye sokma, insanı ve ahlâkı merkeze alma ise, bugünkü İslam dünyasının böylesi bir zihinsel uyanışa ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak bu, Batı’yı taklit etmek değil; İslam’ın özündeki diriltici ruhu yeniden keşfetmektir. Gerçek ihtiyaç yeni bir din değil, diri bir bilinçtir. İnsanla kavga eden değil, insanı inşa eden bir din anlayışıdır. Sorgulamayı bastıran değil, hikmeti yücelten bir zihniyettir.
Rönesans, Avrupa için insanın yeniden doğuşuydu. İslam dünyası için gerekli olan ise insanın yeniden hatırlanmasıdır.
(1) Burckhardt, Jacob. The Civilization of the Renaissance in Italy. 1860.
(2) Galileo Galilei (1564–1642), modern bilimin kurucularından sayılan İtalyan bir astronom, fizikçi, matematikçi ve filozof