Ukrayna, Gazze, İran, Lübnan, Basra Körfezi, Yemen ve Sudan’da savaş, soykırım, göçe zorlama ve sınır değişiklikleri devam ederken; Trump ve ekibi ile Papalık ve Katolik dünyası arasındaki gerilim gündeme oturuverdi. Bu gerilim artarak devam edecek gibi görünüyor. Çünkü gerilimin merkezinde İsrail’in Filistin ve Kudüs’te yalnızca Müslümanlara karşı değil, Yahudilik ve Musevilik dışında hiçbir inanç ve kültüre hayat hakkı tanımaması, bu amaçla devlet terörü uygulaması söz konusudur.
İsrail’in hukuk tanımaz saldırganlığı ve toprak genişletmesi önlenmez ise önümüzdeki dönemde Hristiyan dünyası ile de karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacaktır.Avenjelik ve Siyonist ittifakının sözcüsü Trump ile Papalık arasında söz düelloları gelecekte daha büyük çatışmaların ayak sesleridir.
Amerikalı Papa
Hâlbuki mevcut PapaABDvatandaşı olanRobert Francis Prevost (14. Leo) 8 Mayıs 2025’te Beyaz Saray’ın desteği ile seçilmişti. Bu durumu Trump “ABD için büyük bir onur” olarak nitelemiş, Papa’yı kutlayan ilk devlet başkanı olmuştu.(BBC Türkçe 8 Mayıs 2025)Protestan Anglo-Sakson kültürüne dayalı ABD, seçilmesi için yoğun çaba sarf ettiği 14. Leo sayesinde Latinler ve Spanikler başta olmak üzere tüm Katolik dünyasına da nüfuz etmiş olacaktı.
Gerilimin başlaması
2023 Ekim ayında başlayan son Gazze Savaşında İsrail ordusu sadece Hamas ve Müslüman Filistin varlığına karşı değil, aynı zamanda buradaki Hristiyanlara da saldırmıştı. Gazze’de sayıları üç binin üzerinde olan Hristiyan nüfusu saldırılar yüzünden 600 civarına inmiştir. Yine İsrail’in saldırıları ile Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi ile Latin Kutsal Aile Kilisesi, Anglikan Kilisesine bağlı El Ehli-Baptist Hastanesi yıkılmış, bu durum Hristiyan âleminde şaşkınlık ve tepki karşılanmıştır. Çünkü onlara göre İsrail devleti kuruluşunu ve varlığını Hristiyan dünyasının desteğine borçlu olup vefalı ve kadirşinas davranmak zorundaydı.
İsrail-ABD ikilisinin 28 Şubat 2026’da İran’a saldırması ile Filistin’deki savaş Ortadoğu’ya yayıldı. Trump ve adamları savaşı bir “Haçlı Seferi” şeklinde kamuoyuna anlatmaya çalışsa da;İsrail polisi “güvenlik gerekçesiyle” Kudüs Latin Patriği ve beraberindekilerin 28 Mart 2026 Pazar ayini için Kıyamet (Diriliş) Kilisesine girişine izin vermemesi bardağı taşıran son damla oldu. Anlaşılan İsrail’in siyasetini tayin eden Siyonist akıl, Kudüs başta olmak üzere Arz-ı Mevud’da Yahudiler dışında hiçbir inanç ve topluma hayat hakkı tanımıyor. Bu durum Katolik dünyasında büyük tepki ile karşılandı. (Anadolu Ajansı 30 Mart 2026)
ABD’nin İsrail’deki büyükelçisi ve aynı zamanda Siyonist olan Huckabee “Kıyamet Kilisesi’ne girişinin İsrail polisi tarafından engellenmesini “talihsiz bir yetki aşımı” olarak nitelendirerek tepki gösterdi. Huckabee, bu durumun “anlaşılması veya haklı gösterilmesi zor” bulduğunu vurguladı.” (Hürriyet 29 Mart 2026)
İsrail tarafının Müslümanlara karşı Mescid-i Aksa’daki tutumu neyse Hıristiyanlara karşı duruşu da aynıdır. Ancak İsrail yönetimi,Filistin meselesinde batının desteğini alabilmek için Hristiyanlara yönelik olumsuz tavrını ertelemiştir, o kadar. Ancak Siyonistler ellerindeki büyük imkânların verdiği cesaretle, gözü dönmüş biçimde hukuk ve akıl dışı saldırılara başvurmayı dini ve milli bir görev olarak yapabilmektedir. Bu minvalde İsrail ile ABD’nin Filistin, Lübnan ve İran’da ahlaksızca katliamına her vicdan sahibi gibi Papalık kurumu da tepki gösterince, Epstein dosyası ile Amerikan yönetimini tamamen kontrol altına alan Siyonist ekip, tepkiyi bahane ederek özellikle Katoliklere karşı da engelleme ve baskı yoluna gitti. Kudüs’te aşırı Yahudilerin Hristiyanlara karşı şiddet ve tacizleri artarak sürmektedir. (BBC com. 1 mayıs 2026) burada, Hristiyan nüfusu yüz yıl içerisinde %25’ten %1,5’e inmiştir.
Burada Amerika yönetimini de zora sokan bir durum söz konusu. Çünkü Trump, muhafazakâr dindar (çoğu Katolik) halkın oyları ile iktidar olmuştu. Lakin iktidarı oluşturanların bir kısmı Musevi diğerleri ise Katoliklikten Avenjelik kilisesine geçenlerden oluşuyor.(Julia Carie Wong; Pete Hegseth’in kutsal savaşı: ABD’nin İran’a yönelik saldırısını canlandıran militan Hristiyan teolojisi, The Guardian. 10 Nisan 2026)
Avenjelik mezhebi hem Katolik ve hem de diğer Hristiyan mezheplerinden farklı bir özelliğe sahip. Her şeyden önce “Papalık” ve “Patriklik” gibi liderlikler (ruhbanlık) yerine sadece Kutsal Kitap (İncil)’i otorite kabul ediyor. Diğer mezhepler “İsa’nın mehdi (kurtarıcı) olarak inmesini” ardından kıyameti (dirilişi) beklerken; Avangelistler ise “önce Kudüs merkezli İsrail Devletinin kurulması, ardından da Tanrı’nın Kıyamete zorlanması” için çalışmak inancındadır. Buna göre “Kıyamet Öncesinde Yahudilerin Filistin’de toplanması, bu amaçla İsrail’e güçlü destek verilmesini, bunun için Armagedon’un (Melhame-i Kübra) denilen son büyük savaşın gerçekleşmesini hızlandırmayı görev olarak kabul ediyor. Katolikler ise kıyamet zamanını belirleme iradesinin Tanrıya ait olduğuna inanıp, şartları zorlama ve şiddetin yerine barış ve sevgiye dayalı bir yaşamı tercih ediyor.
En önemlisi İsrail’in başta ABD olmak üzere birçok ülkede varlıklı kesimin Avenjelistlerle ilişkileri geliştirip, onların imkânları ve desteği ile Ortadoğu’da ve dünyanın değişik bölgelerinde operasyonlarını gerçekleştirme fırsatını elde etmesidir.
Benzeri durum Ortadoğu’da İslam ülkeleri için de geçerlidir. İran, Yemen, Irak ve Lübnan’daki Şii unsurlarına karşı Sünni İslam çizgisinde olduklarını iddia eden Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Ürdün gibi devletler İsrail-ABD ittifakının yanında yer almışlardır. Bu durum İsrail’in elini kuvvetlendirmektedir.