İmandan Islah Sorumluluğuna

Bir mümin, farz ibadetlerini eksiksiz yerine getirse de toplumun ihtiyaçlarına duyarsızsa sorumluluğunu tam olarak yerine getirmiş sayılmaz. Müminin fikir dünyası; magazin, spor veya günlük dedikodu malzemeleriyle değil, ümmetin geleceği, insanlığın içinde bulunduğu bunalımlar ve bu meselelere dair çözüm üretme çabasıyla dolmalıdır.

 

Mümin Hayatın Her Alanında Muslih Olmalıdır

Rabbimiz buyuruyor:
“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?”
(Ankebût,29/ 2)

Bu ayet, yalnızca sözlü bir iman ikrarının sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını bildirir. Mümin; inancına, değerlerine, hak ve hürriyetlerine, yaşadığı topluma ve ümmetinin geleceğine sahip çıkmakla yükümlüdür. Hak ile batılın, sadakat ile sahteciliğin ayrışması da ancak bu imtihan alanlarında ortaya çıkar.

Asr Suresi’nde kurtuluşa erenlerin dört vasfı sayılır:
İman etmek, salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek.
Bu sıralama, bizi yalnız “iman ettim” demenin ötesinde bir sorumluluğa çağırır: İman ıslah istemektedir; amel ıslah istemektedir; toplum ıslah istemektedir.

Islah Kavramı ve Muslih Kimliği

Kur’ân’da kırka yakın ayette geçen ıslah, “kendini ve insan ilişkilerini düzeltmek, barışı ve adaleti tesis etmek” anlamlarını taşır. Onun karşıtı ifsat, muslihin karşıtı ise müfsiddir. Allah, müfsitleri şiddetle kınarken muslihleri övgüyle anar.

Nitekim Rabbimiz buyurur:

          “Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur.” (En‘âm,6/ 48)

          “Müminlerden iki grup birbiriyle çatışırsa aralarını düzeltin…” (Hucurât,49/ 9-10)

          “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın’ denildiğinde ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Asıl bozguncular onlardır.” (Bakara,2/ 11-12)

          “Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.” (Hûd,11/ 117)

Bu ayetler gösteriyor ki mümin, sadece kendini düzeltmekle yetinmeyen, bulunduğu ortamın ıslahı için çalışan kişidir.

Mümin, Kendisini ve Çevresini Islah Etmekle Yükümlüdür

Mümin, öncelikle kendi imanını şirkten arındırır; amelini Kur’an ve sünnete göre güzelleştirir. Fakat burada durmaz; çevresinin hidayeti ve toplumun ıslahı için de çalışır.

Toplumdan uzaklaşıp köşesine çekilen, sosyal sorumluluklarını terk eden mümin; pasif, tesirsiz ve eksik bir mümindir. Rasulullah (sav) ve ashabı gibi müminler hayatın içinde bulunmalı; iyiliği çoğaltmak için eğitimden ticarete, sosyal hayattan siyasete kadar her alanda yapıcı rol üstlenmelidir.

Islah, tebliğle olur; iyiliği emretmekle, kötülüğe karşı durmakla olur; toplumdan kaçmakla değil, toplumun içinde aktif bir kimlikle olur.

İbadeti Daraltmak: Günümüzün En Büyük Yanılgılarından Biri

İbadeti yalnızca namaz, oruç ve hacca indirgemek, Kur’an’ın ‘kulluk’ anlayışını daraltmaktır. Kulluk; Allah’ın bütün emirlerine itaat, tüm yasaklarından uzak durmak, hayatın bütün alanlarında O’nun rızasını gözetmektir.

Bir mümin, farz ibadetlerini eksiksiz yerine getirse de toplumun ihtiyaçlarına duyarsızsa sorumluluğunu tam olarak yerine getirmiş sayılmaz. Müminin fikir dünyası; magazin, spor veya günlük dedikodu malzemeleriyle değil, ümmetin geleceği, insanlığın içinde bulunduğu bunalımlar ve bu meselelere dair çözüm üretme çabasıyla dolmalıdır.

Bugün futbol tartışmalarının, sanatçı dedikodularının zihinleri meşgul ettiği bir dünyada; gayr-i ahlaki ve gayr-i insani tutumlar karşısında duyarsızlaşmak, gönül dünyamızın müfsitlerin istilasına uğradığının acı göstergesidir. Sistemli ve planlı bir şekilde Müslümanların hayatının her alanına musallat olan müfsitlerin virüsleri ile magazinleştirilen beyinler düşünce melekelerini kaybetmektedirler. İfsat çalışmalarına karşı mümin, anti-virüs görevi gören muslih bir duruşla önce kendisini, ardından çevresini korumak zorundadır.

Siyaset Şeytan İşi Değildir: Müminin Islah Görevinin Bir Parçasıdır

Siyaseti kötü, kirli ve uzak durulması gereken bir alan olarak görmek; aslında ümmetin geleceğini başkalarının eline bırakmak anlamına gelir. Oysa siyaset boşluk kabul etmez. Mümin geri çekildiğinde, onun yerini dolduracak olan çoğu zaman ıslah edici değil, ifsat edici unsurlar olur.

Siyaseti makam ve menfaat aracı olarak gören profesyonel aktörler, toplumun değerlerini kullanarak güven kazanırlar. Ancak bu güveni, zamanla kavramların içini boşaltarak ve değerleri aşındırarak istismar ederler. Böylece teşkilatlı ve organize bir azınlık, dağınık ve yönsüz bir çoğunluğun kaderini belirler hâle gelir.

Bu sebeple siyaset, mümin için uzak durulacak bir alan değil; aksine adaletin, hakkın ve ıslahın tesis edilmesi için sorumluluk alınması gereken bir sahadır.

Mümin, ibadetlerini hassasiyetle yaptığı gibi, seçimde kullanacağı oyunun da bir ibadet şuuru ile vebal taşıdığını bilmelidir. Seçimlerde kullanılan her oy bir emanettir; tıpkı zekât gibi, sadaka gibi sorumluluk gerektirir.

Siyaseti ıslah etmek, milletin uyanışı için zorunludur. Aksi hâlde; ümmet kendi elleriyle yönettiklerini küresel güçlerin temsilcilerine teslim eder. İşte bugün birçok İslam coğrafyasında yaşanan acı tablo bunun sonucudur.

Siyasetten uzak durmak; geleceği, hürriyeti, bağımsızlığı başkalarının insafına teslim etmektir.

Sonuç: Hayatın Her Alanında Muslih Olmak

Islah; imanla başlar, amelle güçlenir, toplumla genişler, siyasetle kemale erer.
Mümin yalnızca ibadetini değil; ticaretini, aile hayatını, sosyal ilişkilerini, düşünce dünyasını ve siyasal tercihini de ıslah etmekle yükümlüdür.

Islahı bir bütün olarak ele alıp hayatın her alanında muslih olmak, bugün ümmetin yeniden dirilişi için kaçınılmaz bir görevdir.

Muslih olmak duası ve azmiyle…

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?