Aile Hayatımız Korunmalıdır 2

Aile Ocağındaki Yangını Söndürün

 Toplumda ahlaki bunalımlar var ise, bu problemler aile hayatına da etki etmektedir. Ailede karı-kocanın arasının açılması, aile huzurunun bozulması gibi olaylar, kadının veya erkeğin eşini aldatması ailenin dağılmasına ve boşanmalara neden olmaktadır. Dedikoducu ve art niyetli kişilerin, kasıtlı yalan haberleri ve iftiralar da ailenin yıkılmasına neden olabilmektedir. İslam dini Kur’an ve hadislerle sağlıklı ve mutlu bir aile olmanın kurallarını anlatmıştır. Dedikodu, gıybet, iftira, aile hayatını yıkan zehirli eylemlerdir. Az gelişmişliğin yaşandığı dönemlerde yaygınlaşan büyücülük ve muskacılık ile ailenin yıkılması için çalışmalar yapılmaktaydı. Aile hayatını yıkmayı hedef alan eylemler, toplumdaki değişik bunalımların ve düşmanlıkların sonucudur. İntikam duygusu ile karı-kocanın arasını açmak, aile hayatını yıkmak isteyenlerin uydurduğu iftira ve dedikodular ile birbirine düşman olmuş, düşmanlıklar cinayetlerle ve katliamlarla büyümüş olan binlerce hadiseler vardır. İlk ateşlemeyi yapan millet düşmanlarının milleti yok etme planları ile domino taşları etkisi gibi bitmeyen bir düşmanlık oluşmaktadır. Namus cinayetleri, kan davaları uzun yıllar devam etmiş, toplumda düşman kabileler ve aşiretler oluşturmuştur. Milletimize hayat hakkı tanımayan ezeli ve yeminli düşmanları hiçbir zaman boş durmamaktadırlar.

Milletin yok oluşa giden yıkılışını hızlandırmak üzere, öncelikle milli hayat pınarı olan aile hayatını yok etmek için bir yığın ihanet planları yapılmıştır ve uygulanmaya devam etmektedir. Aile bütünlüğümüz tehlikededir. Aile bireylerinin, Anne, baba ve evlat fonksiyonlarının yok edildiği zaman ortada aile diye bir kurum kalmaz. Aile bireyleri kendi arasında sosyal bir ilişkiler zinciri olarak, sevgi, saygı, yardımlaşma, dayanışma ve fedakârlık davranışları ile ahlaki temellerde kenetlenmiştir. Ahlak, namus, şeref ve haysiyet ailenin manevi köküdür. Güçlü bir ailenin temeli mutluluk, huzur, güven ve ahlak esasları ile yoğrulmadıkça güçlü millet olmak mümkün değildir. Ailenin maddi hayatının devamı ekonomik iş bölümü ile mümkündür. Millet olmanın gereği olarak, maddi refah ve mutluluğun toplumda adil paylaşım esaslarına göre tanzim edilmez ise güçlenmek mümkün değildir. Sosyolojik ve ekonomik yapıyı ayakta tutan ideolojik ve ahlaki temeller ailenin köklü yapısını oluşturur. Toplumun bir bölümünü yüksek hayat standartlarına yükseltirken, çoğunlukta kalan bölümünü diğerlerinin hizmetinde ırgatlaştırmaya götüren sistemi tatbik etmek milli değildir. Aileyi yok etmeye yönelen düşmanların yıkmayı düşündüğü temeller de bunlardır.       

 

Sinema ve Tiyatro Millileşmelidir

 

Millî mücadele kahramanlarının ve şehitlerin hatıralarını yok eden batı taklidi hayat tarzı millete zerk edilmektedir. Sinema dünyasında ve tiyatro sahnelerinde Türk aile yapısını yok eden film ve dizilerle aile hayatımıza dinamitler konmaktadır. Temaşa sanatı olan sinema ve TV dizileri ile aile törelerimiz yıkılmakta, gayri insani, ahlaksız bir hayat tarzı genç beyinlere zerk edilmektedir. 

Türkiye’de ilk tiyatro batı taklitçisi Tanzimatçıların iktidarda olduğu 1859’lu yıllarında kurumlaşmaya başlamıştır. Padişah Abdülmecit tarafından yayınlanan bir ferman ile Gedik paşa Tiyatrosu Ermeni Güllü Agop tarafından açılmıştır. Tiyatro oyunculuğu ve gösterileri Türkiye’de yaşayan gayri Müslim, Ermeni, Rum ve Yahudi gibi azınlıkların öncülüğünü yaptığı müesseseler olmuştur.  Türk ve İslam düşmanlığı ile ünlü Robert Koleji mezunlarının öncülük ettiği tiyatro sanatçılığı toplumun inanç, kültür ve geleneklerine aykırı gösteriler yapıldığından yıkıcı ve zararlı bir faaliyet olarak kabul edilmiştir. Tiyatro sanatçılığının sosyal yıkıma neden olan gösterileri Müslümanlar tarafından hüsnü kabul görülmediğinden, sanatçılık da gelişmemiştir. Rol gereği de olsa gayri ahlaki ve gayri İslami sahnelerin gösterildiği tiyatrolarda ve sinemalarda Müslüman seyirci olmak da kınanmaktaydı. Tiyatroculuğun toplumumuzdaki gelişme döneminde Müslüman kadınların oyuncu olması yasaklanmıştı. Bir dönem sadece kadınlara açık olan tiyatro oyunları da sahneye konmuştu. Genel ahlaka uymayan, Türk kültür ve töresine aykırı gösterilerin yapıldığı tiyatro ve sinema dünyasında devam eden yıkıcı ve bölücü faaliyetler günümüzde durdurulmuş değildir. Cumhuriyet dönemi sinema ve tiyatro halen Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıkların sanatçılık önderliğini yaptıkları faaliyetler olmaya devam etmektedir. Türk töresine ve inançlarına uygun sinema ve tiyatro sektörü halen oluşturulamamış önemli müesseselerdir.

Yabancılardan taklit yolu ile alınan teknoloji kültür ve ahlakı da beraberinde taşımaktadır. 1839 da yayınlanmış batılılaşma Tanzimat Fermanı ile tiyatro alanında da ithal edilen yabancı yazarların tiyatroları çevirileriyle onların kültür ve töreleri de ithal edilmişti. Müslümanların asla kabul etmediği tiyatro ve sinema gösterileri, Türk ve İslam düşmanlığı geleneğini sürdüren Ermeni, Rum, Yahudi asıllı oyuncuların tekelinde kalmıştır. Osmanlı döneminde uygulanan “Meddahlık” sanatı geliştirilememiş, Hacivat Karagöz oyunları üzerinde milli bir çalışma yapılamamıştır. 

 

Kurtuluş İçin Haklı Olmak Yetmez

 

Milletin yok oluşa giden yıkılışını durdurmak için, sadece haklı ve doğru bir ideolojiye sahip olma imtiyazı yetmez. Milletin adaletle hükmeden ve ihanet yuvalarını dağıtan bir devleti olmadan, mücadeleyi muzaffer kılacak ehil kadrolarla yeteri kadar ekonomik ve beşerî güce sahip olunmadan zafer kazanılması mümkün değildir. Mücadelenin zafer şartları arasında muhtaç olunan maddi ve manevi güce sahip olmak, milli siyaset yolu ile milletin kadrolarının iktidara gelmesiyle mümkündür. Ahlakın mükemmelleştirilmesi, fakir fukaraya yardım edilmesi, yardıma muhtaç olan biçarelerin elinden tutulması, açların doyurulması, sokakların temizlenmesi gibi yüksek beşerî ve ahlaki ameller, davranışlar ve hedefler; Muhteşem Türkiye’yi kurmak üzere milletin iktidara getirilmesi hedefi yanında daima mevzii ve küçük kalmaktadır. Ha keza “bir lokma ekmek, korunmaya yarayan bir hırka yeter” zehirli sözüne kanarak, Milletin Muhteşem yürüyüşünde görev almayan zihniyete sahip kişileri bekleyen bir tek sonuç vardır: “yok olmak”

Ömrünün baharı hayatta kalabilme, yarınını kurtarma sıkıntılı mücadele ile geçen yorgun adam; kara düşüncelerden kurtulmanın çarelerini, 99’luk tespih tanelerini sayarak, münzevileşerek, ellerini semaya açıp ölüm saatlerini beklemek yakışmaz! O büyük haşmetinle, ihtişamınla uyanıp, ayağa kalk! Her karanlık gecenin göz kamaştıran aydınlık gününü gör! Hak ve millet davasının sancağını alarak koş! Milletin Muhteşem yürüyüşünü düşün! Bu dünyada yaşanacak özlenen muhteşem günlerin daha tükenmedi!

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?