Aykut EDİBALİ ile Anılar

Allah’a hamd ü senalar olsun. Resulümüz Muhammed Aleyhisselam’a, onun ailesine ve ashabına salat u selam olsun. Ahirete irtihal etmiş bütün âlimlerimize, kahramanlarımıza, gazi ve şehitlerimize, onların yolunu izleyerek ilahi rızayı hayatlarının gayesi bilmiş geçmişlerimize rahmet olsun. Medeniyetimizin, asli kodlarına bağlı kalarak çağa hükmetmesi için bir ömür boyu gayret gösteren Aykut Edibali Ağabeyimize, onun ahirete irtihal etmiş yakınlarına ve arkadaşlarına rahmet olsun.

Hayat, bir değirmen gibi insan ömrünü öğütüp gitmektedir. Hayata iz bırakan insanlar, bu çarkın kendilerini öğütüp gitmesine fırsat vermemiş, iz bırakmışlardır. Hayırlı bir izin etkisinin süregelmesi de bir hayırdır. Aykut Edibali, hayatı boyunca bütün engellemelere ve olumsuzluklara rağmen erdemli bir yolun takipçisi olmaktan asla vazgeçmemiştir. Bu, gerçekten örnek alınacak bir büyük ahlaki erdemdir. 

Tarih, yazı ile başlamıştır ve tarihte iz bırakanlar yazı ile tarihin hafızasına kazınmışlardır. Merhum Edibali de yazıya önem vermiş, arkadaşlarını yazmaya teşvik etmiştir. Onun örnekliği ve teşvikleri sonucu bu işte başarılı olmuş pek çok insanın varlığı bilinmektedir. Bir vatandaş, kendisinin bunca esere imza atmasının temelinde Edibali’nin olduğunu söylemeyi, vicdanının bir ikrarı olarak ifade etmiştir.

Edibali’nin yazdığı yazılar ve kitaplar; hemen her şeyin birbirine karıştığı alaca karanlıkta Türk insanının önünü aydınlatan meşaleler olmuştur. Onun duruşu ise, sayısız yazının üstünde muhteşem bir örneklik teşkil etmiştir. 

Edibali ile ilgili anıların derlenmesi, geleceğe dönük haklı izahların hatırlanmasına katkı sağlayacaktır. 

İlklerden bir değerli ağabeyimiz, her sabah namazından sonra Aykut Ağabey ve arkadaşlarına dua ettiğini ifade etmiştir. Bir başkası, Aykut Abinin feraseti sayesinde gençleri kanlı kavgadan nasıl alıkoyduğunu, bunu yaparken nasıl bir zorlukla karşılaştığını Allah’a şükrederek uzun uzun anlatmıştır. 

Türk Milletinin haklarını korumak

Mehmet Kum Edibali ile ilgili hatırası ile ilgili şunları söylüyor:

Aykut Ağabey, İzmir Balçova’da kaldığı sürede yakın köy ve kasabalarda sürdürülebilir ticari faaliyetlere de hazırlık yapıyordu. Özellikle bıldırcın yetiştiriciliği, çiftlik ve yumurta tavukçuluğu ile büyük ve küçükbaş hayvancılık ta ilgilendiği konulardı.

1979-1980 arasında olacak, bir ziyaretimde gerçek ticaretin ihracat olduğunu, tarım ve sanayi ürünlerimizin ihtiyacımızı karşılaması gerektiğinin altını çizerken, İngiltere’nin ihracatçılarını nasıl desteklediklerini örnekleri ile anlatması dikkatlere değerdi.

Urla’da bir arazinin içinde bir ailenin kalabileceği ev ve ahırlar vardı. O dönem Ege Üniversitesi Veteriner Fakültesinin üzerinde çalıştığı, ormana zarar vermeyecek, et ve sütünden istifade edilebilecek bir keçi türü, bu çiftlik bünyesinde yetiştirilmek istendi. Keçi sütü, inek ve koyun sütüne göre daha değerliydi. Ayrıca daha yüksek fiyatla satılıyordu. Yerli ırklar gibi değildi. Zararsız ve verimi fazla idi. Yılda iki defa ikiz yavru alma imkânı vardı. Bakımı kolay, sütü ve peyniri değerliydi. Çiftlikte bir traktör ve çiftlik işleri ile N. Cebeci, Adanalı Ali, K. Kara hatırladığım isimlerdi. Ayda bir defa İzmir’e gider, Aykut Abiyi ziyaret ederdim. Bu projeler Türk çiftçisinin ve köylüsünün toprağına sahip çıkmasını, ekonomiye katkı sağlayıp köyde kalmasını sağlayacak ve şehirlere göçü engellenecekti. İşle uğraşan arkadaşların öğrenciliği ve bu tür işlerin 365 gün sürekliliği olması dezavantaj oldu.

Anılarla Aykut Ağabey 

İsmail AYDIN Edibali ile ilgili hatıralarında şu bilgileri veriyor:  

Yetmişli yılların başından itibaren ismini duyduğum Aykut Ağabey ile tanışmamız ne yazık ki hem geç olmuş, hem de -çoğu ayakta olmak üzere- pek az görüşebilmiştim. Ama her görüşmemizde kendisinden yeni şeyler öğrenmiştim. Bu anlamda, kendi tabiriyle öğrencisi olmuştum. Aykut Ağabey, son yıllarında genç arkadaşlarından bahsederken “öğrencilerim” diye söz ederdi.

Pratik bir zekâya sahipti. Hepimizden çok okuduğu kesindi. Eline aldığı bir kitabı en ince detaylarına kadar incelemeden bırakmazdı. Bunu aramızda belki pek çok insan yapıyor olabilir ve hatta bol malumat sahibi de olabilirdi. Ancak Aykut Ağabey farklıydı. Birileri konuşmalarıyla malumatfuruşluk yaparken o, öncelikle öğrendiklerini teşkilatçılığı ile pratiğe döküyordu. Mücadele Birliği’ni kurması ve Yeniden Millî Mücadele mecmuasını yayın hayatına sokması onun en önemli ilk iki teşebbüsüydü. Mücadele Birliği’nin kapatılma sürecinde herkes ye’se düşmüş gözükürken, O, “Tabelalar İner Mücadele Devam Eder” diyordu ki bu onun liderlik özelliği idi. 

Aykut Ağabey geniş ailesiyle Üsküdar Salacak’ta, biz de Yeniden Millî Mücadele ekibi olarak yine Üsküdar’da Doğancılar yokuşunda bir evde otururduk. Bu kadar yakın oturmamıza ve çok istememize rağmen pek az görüşmüştük.

Sofradaki iltifatı

Haftalık yemek yapma sırası bendenizde idi. Eskiden tek gözlü, üzerinden bakınca içi gözüken elektrikli fırınlar vardı. Bizdeki o derme çatma fırında kıymalı, üzeri yumurtalı karnabahar yemeği yapmıştım. Beğeni ile yenilen bir yemeğimdi. Aykut Ağabeyin o gün bize geleceğinden haberim yoktu. Akşam eve gelen arkadaşlar, ne yaptığımı sordular, karnabahar deyince sevindiler: Aykut Ağabey gelecek, dediler. Çarçabuk hazırlığımızı yaptık. Aykut Ağabey geldi. Çorbanın arkasından karnabahar tepsisini yer sofrasının üstüne koyunca; “Bu yemeği aranızda resimden anlayan biri yapmış olmalı, yemek dediğin işte böyle önce göze hitap etmeli, sonra mideye.” dedi. Arkadaşlar bendenizi işaret edince, bir süre resim sohbeti yapmıştık. Ünlü ressamlardan birinin, sergideki tablolar hakkında seyircilerin ne düşündüklerini anlamak için tabloların arkasına gizlenerek konuşulanları dinlediğini anlatmıştı. Ki, kibarca bir gereklilik olarak genç arkadaşları olan bizlere, “her konuşmaya kulak vermelisiniz, gelişmeye açık olmalısınız ve her an kendinizi yenilemelisiniz” demiş oluyordu.

Yemekten sonra bol bol sohbet ettik. Hepimizi dikkatle dinledi. Her konuşmayı değerlendirerek hüküm fıkrası gibi bir sonuca bağlaması şahsen benim çok dikkatimi çekmişti. Atasözleri ve deyimlerle olayı anlaşılır hale getirmesi, gene dikkatimi çeken başka bir özelliği idi.

Tahterevalli bir aşağı bir yukarı

O yıllar, Humeyni rüzgârının estirildiği yıllardı. (1977-78)  Katolik Fransa’nın göbeğinde oturarak İslam’ı iktidar yapacağını ilan eden Humeyni, parmağını şöyle bir oynatmakla, bir zamanlar Avrupası’nın çekindiği Şah Rıza Pehlevi’yi sallıyordu. Söz arasında, “Avrupa basını, şahı küçültücü CİA kaynaklı haberlere çok geniş yer veriyor” dediğimde, “İsmailciğim, bu bir tahterevalli oyunu, tahterevalli bir tarafı aşağı indirirken bir tarafı yukarı çıkarır. Amerika ve Avrupa’nın hesabı, biraz diklenmeye çalışan şahı aşağı indirmek, Humeyni’yi güya yukarı çıkarmak, ama asıl maksat İran’a diz çöktürtmek” dedi. Gerçekten şah sonrası Humeyni İran’ı büyük sıkıntılar yaşamıştı.          

Amerika Rusya – Yahudi’ye Kukla

Ecevit’in katkılarıyla İsmet Paşa, altmışlı yıllarda solun bir türevi olduğu iddia edilen “Ortanın Solu” sloganını politika sahasına sürmüştü. Fransa kaynaklı sağ-sol kavramları bize yabancıydı. Gelişme, ilerleme, devrim adına sol ve solculuk kavramları sıkça kullanılır oldu. Böylece solculuk ve sosyalizm merakı, mini etek modası gibi birdenbire memleketi sardı. Büyük şehirlere üniversite eğitimi için gelen gençlik, çoğu profesörlerin de katkısıyla geniş ölçüde etkilendi. Öyle ki, sosyalizm modası, neticede gençliğin ideolojik ve doktriner anlamda millî ve manevî değerlerden ve dolayısıyla milletten kopuşuna yol açıyordu. İktidar mevkiinde ise vurdumduymaz bir hükümet bulunuyordu.

Ya Amerika (kapitalizm) ya Rusya (komünizm) taraftarı olacaktınız. Aykut Bey ve arkadaşları, bu kör gidişe sessiz ve seyirci kalamamışlardı. Dünyayı köleleştirmeye çalışan Siyonizm’i, yani beynelmilel Yahudiliği tam isabetle teşhis ederek millete teşhir etmeye çalıştılar. Sosyalizmin ilmîlik yaftasına karşı “İlmî Sağ” kavramını ortaya attılar. Türkiye’nin medeniyet problemi ile karşı karşıya bulunduğunu ilmî izahlarla ortaya koydular. İlla Rus, illa Amerika taraftarı olmak yerine “Amerika Rusya – Yahudi’ye Kukla” sloganıyla cevap verdiler. Bu anlayış gençlik arasında büyük heyecanla karşılandı. Hatta marşlar geliştirildi:

“Amerikan maymununa, Moskova’nın ayısına / İkisinin dayısına sağ yumruğu çakacağız.” Bugün nasıl karşılanır hiç umurumda değil fakat daha başka mısraları da bulunan bu marş, saldırılar karşısında millî heyecanı dile getiriyordu. 

İyi karar iyi düşüncenin ürünüdür

Aykut Ağabeyin en önemli, belki de en başta gelen özelliği, karar vermeden önce inceden inceye düşünmesiydi. Görüşlerinde ne kadar isabet ettiği herhangi bir faninin ifadesiyle değil, bugün bizzat gelişen olaylar tarafından teyit edilmektedir. Mesela Kıbrıs hadisesi bunların başında gelir. 1974 Barış Harekâtının hemen ardından “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Derhal İlan Edilmelidir” görüşü, amiyane tabiriyle tam on ikiden vurmak gibi bir şeydi. Ondan önce bu konuyu bu şekilde dillendiren hiçbir siyasetçi olmamıştı. Bunun gerekçelerini açıkladığı “Türkiye’nin Kıbrıs Politikası Ne Olmalıdır?” kitabını yayınladığı zaman henüz hukuk fakültesinde öğrenciydi. O sebeple o yıllar birileri, Yeniden Millî Mücadele hareketine çoluk çocuk hareketi olarak bakıyor, adı geçen mecmuada ilan edilen bu görüşü ciddiye almıyordu. Almasınlar, öyle olsun. Ama zaman Aykut Beyi teyit etmişti. O ilandan ancak tam on yıl sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilebilmiştir.

Annan Planının reddi için gösterdiği çaba ve o günlerde Denktaş’a verdiği destek ayrı bir destandır. Bereket versin, Annan Planı Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildi. Yoksa bugün Kıbrıs olmayacak, mevcut hükûmetin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dünyaya tanıtmak gibi bir derdi (!) de bulunmayacaktı.

Aykut Ağabeyin, tarihi bir uyarısı da ne yazık ki basında bir türlü yer alamayan Suriye politikası ile ilgili görüşleriydi. Henüz işler sarpa sarmamış, ama tehlikenin ayak sesleri duyulur olmuştu. Herkesin koyu bir tabasbus yarışına girdiği o günlerde tehlikeyi ilk sezenlerin başında Aykut Bey gelir.

Hedef Kuzey İslamı ve Türkiye

Tunus’ta baş gösteren “Arap Baharı” bir oyundu, henüz Suriye’ye gelmemişti. Sayın Erdoğan, Amerika’nın pışpışlamasıyla “Suriye bizim iç işimizdir” derken, Aykut Bey, “Suriye’nin iç işlerine burnunu sokma, çünkü sen Suriye’yi tanımıyorsun” diyordu. Bir iftar programında açıkladığı bu görüşünü, yan yana oturduğumuz hemşehrim Rahmi Bey beğenmeyerek: “İşte şimdi olmadı Aykut Ağabey” diye karşılamıştı.  Aykut Ağabeyin ifadesiyle, Cemal Paşa’nın Suriye’den ayrıldığı gün Suriye’nin bağımsızlık günü olarak ilan edilmişti. O gün Suriyeli çocuklar, Türk Büyükelçiliğinin önüne götürülerek Türkiye’ye tükürtülüyordu. Oraya götüremediklerini kamyonlarla Türk sınırına getirip aynı şeyi yaptırıyorlardı. Akıl ve izanın kabul etmeyeceği bu çirkin olay, İngiliz aşılı bir Türk düşmanlığı gibi gözükse de asıl hedef İslâm idi. Arnold Joseph Toynbee’nin ifadesiyle, Vehhabilikle işi bitirilen Güney İslâm’ından sonra sıra Kuzey İslâm’ındaydı. Onun için Türkiye hedef ülke idi. Şüphesiz ki Aykut Beyin ortaya koyduğu bu görüşler, inceden inceye düşünülmüş derin bir tahlilin ürünüydü. Tarih bilmeyi, dostu düşmanı tanımayı gerektiriyordu.

Sayın Erdoğan, Aykut Beyi dinlemiş olsaydı, henüz işin başında başka tedbirler alınır ve Suriye işi bu kadar zora sokulmazdı. Emeviye Camiinde namazlar, bilmem neler ve ne efelenmeler! Her zaman böyle tuzakları ustalıkla kurmakta mahir Amerika, Suriye olayına müdahil olduktan sonra ansızın Türkiye’ye verdiği desteği geri çekmiş, sonra da birilerini şaşırtacak şekilde terör örgütlerine destek vererek karşımıza dikilmişti.

Aykut Ağabeyin Kıbrıs konusundaki görüşü bugün ne kadar haklı bulunuyorsa, yarın ya da öbür gün Suriye konusunda söyledikleri de aynı şekilde haklı ve doğru bulunacak ve tarihteki yerini alacaktır.

Millî ve manevî meselelerin yılmaz savunucusu

Türkiye’nin gündemine zaman zaman girip çıkan bir Doğu Türkistan davası, bir Esir Türkler davası, bir Kudüs davası varsa, Aykut Ağabeyin bu konulara katkıları inkâr edilemez bir gerçektir. Hindistan yoluyla Türkiye’ye gelen ancak hiç kimsenin sahiplenmediği merhum İsa Yusuf Alptekin’in elinden ilk defa Aykut Bey tutmuştur. Yetmişli yıllar gençliği, Aykut Beyin liderliğinde bu meseleleri “Kan, kan, kan / Kıbrıs, Kudüs, Türkistan” sloganıyla bütün Türkiye ve dünyaya ilân etmiştir. Allah’a hamdolsun, her türlü iç ve dış engellemeye ve çapsız politikacılara rağmen, bugün Kıbrıs meselesi Türkiye’nin millî siyaseti haline gelebilmiştir.

Merhum Ağabeyimize Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun inşallah. (Amin) 

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?