Osman ARSLAN
Aykut Edibali, sadece bir ağabey, bir öğretmen, bir bilge lider, siyaset ve aksiyon adamı olmaktan öte Rabbimin bu son asırda onu bu millete bir nimet olarak gönderdiğini düşünüyorum.
O, bizlere dünyalık vaatlerde bulunmadı, ben demedi, mevki, makam demedi, bize Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demedi. O bizleri çileli bir yola davet etti
Ben Osman Arslan. Kütahya Tavşanlı ilçesi Çaltılı Köyünde 1966 yılında dünyaya geldim. 1989 yılından bu yana imam hatip olarak görev yapmaktayım. Rabbimin bana bu görevi, babam Mehmet Arslan’ın ben dünyaya gelmeden önce yapmış olduğu ”Ya Rabbi bana bir erkek evlat verirsen, onu senin yoluna göndereceğim.” şeklindeki duasından sonra nasip ettiğine inanıyorum.
Babam, bu duasına sadık kalarak beni ilkokul çağında köy camiine göndererek dini eğitim almamı sağladı. 1977 yılında köyde ilk hatmimi yaptım. 1978-1979 eğitim öğretim yılında beni köyümüze yakın Balıköy Yatılı Kuran Kursuna verdi. Babam bana çok düşkündü. Buna rağmen Kur’an kursu hocam Mehmet Evren’e; “Hocam, Osman’ın eti de senin kemiği de senin, onu yetiştir.” diyerek emanet etti.
Bir sene sonra hocam beni ve bazı arkadaşlarımı Tavşanlı İmam Hatip Lisesi orta kısmına kaydettirdi ve bana Tavşanlı’da kalacağım bir ev buldu. İlk başta bu öğrenci evinin kimin olduğunu, ne olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim ki bu öğrenci evi merhum Aykut Edibali ağabeyimin arkadaşlarının yurt genelinde milli ve manevi değerlerle donanmış ve davası ilay-ı kelimetullah olacak gençler yetiştirmek üzere açılan YMM evlerinden biriymiş. İşte böylece farkında olmadan Aykut Edibali ağabeyimin Türkiye genelinde başlatmış olduğu hak davanın halkasına tutunmuş oldum.
Kendilerine sahabe-i kiramın yaşantısını örnek alan, onlar gibi yaşayan, birbirilerini karşılıksız ve sırf Allah rızası için seven Aykut Edibali Ağabeyimin ve dava arkadaşlarına yaşantılarını, samimiyetlerini gördükçe etkilendim. Orada vatan nedir, millet nedir, din nedir öğrendikçe davaya olan inancım arttı.
Birileri, o küçücük yaşımıza rağmen adam yerine koyarak bizlere bir hedef gösterdiler. Din nedir, Allah nedir, Peygamber nedir, Kur’an nedir, vatan-millet nedir anlattılar.
1980 öncesi yıllar, tabiri caizse at izinin it izine karıştığı bir dönemdi. Anarşi almış başını gidiyor, bu milletin evlatları sağcı, solcu, diyerek bölünmüş, birbirlerinin namlusunun ucunda can veriyorlardı.
İşte tam da bu hengâme içerisinde Aykut ağabey, “kardeşlerim” dediği dava arkadaşlarının burunlarının bile kanamasına müsaade etmedi. Rahmetli Bilge Lider Aykut Ağabeyin bu durumu, başka hiçbir şey yapmasa bile bizlerin ona minnet duyması için yeter de artar.
Aykut Edibali ağabeyimin 1960-1970’li yıllarda başlatmış olduğu bu gençlik hareketinin tohumları, güzel vatanın en ücra köşelerine kadar ulaşmış, Tavşanlı’da da yeşermiş ve meyveye durmuştur.
Hani bir atasözümüzde “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” der ya tam da böyle yürekleri vatan, millet için çarpan kahramanları tanıdım. Aykut Ağabeyimin dava arkadaşlarının şahsında gıyaben Aykut Ağabeyimi tanıdım. Sabahattin Göktekin ağabeyim, bugün ilerlemiş yaşına rağmen dimdik duran, davanın delikanlısı Ahmet Sağlam Ağabeyimi (Rabbim ona sağlık, sıhhat versin.), Mehmet Karaçay Ağabeyimi, Mustafa Göktekin Ağabeyimi ve ismini zikredemediğim diğer yiğitleri özellikle babacan Ahmet Göktekin amcamı, hele Hatice teyzemin beni her gördüğünde Osman’ım, diyerek kendi evlatlarından ayırmayışını unutamam. (Rabbim Ahmet amcama ve eşi Hatice Göktekin teyzeme ve tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin.)
1981 yılı kışında hastalanmıştım. Annem ve babam köyde ikamet ediyorlardı. Onların haberi yoktu. Fedakâr ağabeylerimin beni hastaneye götürüşlerini ve Osman üşüyüp de daha da hasta olmasın, diye sabaha kadar sobayı hiç söndürmeden nöbetleşe başımda bekleyişlerini hiç unutamam. Bunlar Aykut Ağabeyimin liderliğindeki din kardeşliğinin ve dava arkadaşlığının birer meyvesidir.
Bu teşkilatta haftalık kültür çalışmalarında, Kur’an-ı Kerim ve meali, İslam ilmihali ve YMM dergisi gibi derslerle daha donanımlı hale geliyorduk.
Ben, Aykut Edibali Ağabeyimi görmeden sevdim. Onunla ilk tanışmamız 1984 yılında Kütahya ziyaretinde oldu. O ziyaretine rahmetli babam Mehmet Arslan da Tavşanlı Çaltılı Köyünden katılmıştı.
Değerli dostlar, siz bir konuyu doğru anlamadıysanız başkasına da doğru anlatamazsınız. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bence Aykut Ağabeyimin en büyük özelliklerinden biri de İslamiyet’i Allah resulü Hz. Muhammed (S.A.V)’in tebliğ ettiği ve yaşadığı gibi öğrenmiş, yaşamış, anlamış ve anlatmış olmasıdır.
Yine aynı şekilde Türk-İslam tarihine olan hâkimiyeti, Türk’ün varlık ve beka davasındaki sorunlara vakıf olması, doğru teşhis ve çözüm yollarını ortaya koyması da onu diğerlerinden farklı kıldığını düşünüyorum.
Değerli dostlar, bir şeyi öğrenme konusunda onu nereden, nasıl, kimden öğrendiğiniz de büyük önem arz etmektedir.
2023 yılında bir işim için müftü bey ile görüşmek için Kütahya müftülüğüne gittim. Müftülük sekretaryasında 5-6 tane imam arkadaşım Müftü Bey ile görüşmek için bekliyorlardı. Bu esnada halen görev yapmakta olan bir imam arkadaşın Hıristiyanların da cennete gireceklerini anlatıyor, diğer imamlar da onun söylediklerini tasdik ediyorlardı. İşte orada dinimi Aykut Ağabey ve arkadaşlarından, doğru kanaldan öğrendiğimi bir kez daha anladım ve rahmetli babamın duasının sonucu benim yolumu Aykut Edibali ve arkadaşlarıyla karşılaştırdığı için rabbime şükrettim.
Aykut Edibali, sadece bir ağabey, bir öğretmen, bir bilge lider, siyaset ve aksiyon adamı olmaktan öte Rabbimin bu son asırda onu bu millete bir nimet olarak gönderdiğini düşünüyorum.
O, bizlere dünyalık vaatlerde bulunmadı, ben demedi, mevki, makam demedi, bize Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demedi. O bizleri çileli bir yola davet etti. Başta bütün peygamberler olmak üzere Hak davaya baş koyanlar bir ömür boyu içile çekmiş, çileye talip olmuşlar, Hak ile batılın mücadelesini vermişlerdir.
O, vatan dedi, millet dedi, ordu Kıbrıs’a dedi, 70’li yıllarda bir avuç dava arkadaşlığı ile birlikte mitingler düzenledi, vatan bölme faaliyetlerine dur dedi, “yaşasın millet, kahrolsun millet düşmanları” dedi.
O, “bir millet ıstırap içinde inlerken onun evlatları rahat edemez” dedi. Rahmani siyasetin teorik ve pratik eğitimini vererek “siyaset ya bir ibadet temizliğinde yapılır ya da hiç yapılmaz” diyerek aslında siyasetin bir salih amel olarak yapılabileceğini gösterdi, öğütledi. O, bize ben sizin liderinizim, demedi. “Ben, sizin çilekeş bir ağabeyinizim, lider de belli mürşit de belli, o lider ve mürşit Hz Muhammed (sav)’dir” dedi ve ömrünü bu davaya vakfetti.
Onun hedefi bütün Türk dünyası ve İslam âleminin birlik beraberliğidir. Onun hedefi yeryüzüne Allah’ın davasını hâkim kılmaktı, “Muhteşem Türkiye” sevdasıydı.
Kıymetli dostlar, sizce güç sayıda mıdır? Takdir edersiniz ki içi boş olan nesneden daha çok ses çıkar. Yolu doğru olanın yükü ağır olurmuş. Yükümüz ağır, yol şartları çetin, dava zor. Önemli olan, bu millet bahçesinde çiçek olup açabilmektir.
Rahmetli Aykut Ağabeyim İstanbul’daki bir toplantıda şöyle demişti: ”Allah bize niye iktidar olmadınız, diye sormayacak. Ama niye doğruları söylemediniz, diye soracak.” demişti.
Bizler şahidiz ki o hep doğru söyledi, doğru yaşadı ve öylece emanetini Rabbime teslim etti. Bizler ondan razı idik inşallah Rabbim de razı olur.
Aykut Ağabeyim ömrünü davasına vakfetti, görevini bihakkın yaptı. Geride kalan dava arkadaşlarına şanlı, şerefli bir o kadar da ağır bir emanet bırakarak gitti. Bizlere düşen, yeniden “Besmele” çekip bu milletin varlık ve beka davasında ilay-ı kelimetullah davasında omuz omuza, sırt sırta vererek; bir ömür boyu anamızla, babamızla, eşimizle, çocuklarımızla, malımızla ve canımızla mücadele etmektir.
Selam olsun hak yolun yolcularına, selam olsun bu Milletin derdiyle dertlenenlere, selam olsun sağır yumruğu sıkıp ben de varım, diyenlere!
Rabbim sağ olan arkadaşlarınıza sağlık, sıhhat; başta rahmetli bilge liderimiz ve ağabeyimiz Aykut Edibali olmak üzere, rahmeti Rahmana kavuşan bütün dava arkadaşlarımıza gani gani rahmet eylesin!