Balkan Savaşlarının yenilgiyle sonuçlanması, yalnızca vatan topraklarının bir kısmının elden çıkması anlamına gelmez. Bu yenilgi, artık çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin Ordusu ve siyasi yapısı ile ayakta duramayacağını da göstermiştir.
Balkanlar; coğrafi şartları, ırkların çok çeşitli olması ve din ayrılıkları itibarıyla çatışma için uygun bir zemin teşkil ediyordu. Ayrıca, her bir ırkın arkasında dindaş ve soydaş bir koruyucu devlet bulunuyordu. Başta, Avusturya olmak üzere Batılı devletler ve Rusya, koruyucu ve kışkırtıcı emelleri ile faaliyetlerine devam ediyorlardı.
Balkan Savaşlarının kıvılcımını Arnavutluk’un isyan çıkarıp özerklik istemesi oluşturmuş ve bu isyan, müttefiklerinin Osmanlı’ya karşı harekete geçmesine neden olmuştur. Bu isyandan aylar önce ittifaklar yapılmış, ancak Osmanlı Devleti yöneticileri olayların vahametini kavrayamamıştır.
Balkanlar, diğer adı ile Rumeli, Anadolu’dan sonra ikinci Anayurt haline gelmiş, 550 yıldır Türk yurdu olan Rumeli’den savaş sonrası yüzbinlerce Türk, her şeylerini bırakarak çok zor şartlarda Anadolu’ya dağılmıştır.
Anadolu yollarında insanlarımızın birçok katliama uğradığını öğrenmek için Ömer Seyfettin’i ve Pier Loti’yi okumak yeterli olacaktır.
1-Balkanlarda değişik yörelerde meydana gelen ayaklanmalar, Osmanlı askeri yetkilerinin, merkeze önemsiz olaylar diyerek gerekli tedbirlerin alınmayışı ve o sıralarda büyük oranda askerlerin terhisi de yenilginin en önemli başlangıcını teşkil ediyordu.
Bunların dışında aşağıdaki hususların da önemli rol oynadığını belirtmek gerekir.
2-Osmanlı ordusunda, askeri bilgi ve tecrübelerin aktarılmasında sözlü gelenekten yazılı ve fiili geleneğe geçmekte gecikilmesi,
3-Askeri sistemde disiplinin zaafa uğraması,
4- Osmanlı İmparatorluğu’nda farklı milletler olduğundan, millî mefkûrenin eksikliği, ordu ve subayların siyasi kamplara bölünmesi, İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf Partili subayların itaatsizlikleri
5- Ordu’nun yedek askerleri olarak bilinen rediflerin yeterince askeri eğitimden geçirilmemesi ve amaç dışında kullanılmaları,
6- Osmanlı Genelkurmayının savaşa hazırlığı ve savaş idaresi konusunda yeterli çalışmamaları,
7- Uzun yıllar Osmanlı ülkesinde kalmış Sibiryalı yazar Abdurreşit İbrahim, birçok gözlemci ve Kazanlı gazeteci Fatih Kerimi “Türkiye’de ticaret, sanat ve iktisat işlerinin tamamının Hristiyanların ve yabancıların elinde olduğunu” belirtir.
Osmanlı ülkesinin esas unsuru olan Müslüman Türklerin eğitim, sanat ve kültür bakımından da yetersiz olduğunu ifade eden, dönemin yayıncısı Tüccarzade İbrahim Hilmi neşrettiği yayınlara ilgi gösterilmediğini şöyle ifade eder; “On beş yirmi bin bin subayı bulunan ordumuz için Ordu ve Donanma adı altında bir mecmua yayınladım, mecmuanın içindekileri en becerikli subaylarımıza yazdırdım, bir ay içinde bizde ve çeşitli devletlerin ordularında gerçekleşen gelişmeleri günü gününe takip ettirdim. Basımının güzel olmasına itina gösterdiğim gibi fiyatını da çok ucuz koydum. Bu kadar fedakarlığa karşı 20.000 subaydan mecmuayı alan kaç kişi bulundu biliyor musunuz? 550 kişi.” Subay kitlesinin okuma sınırlılığı konusunda yine İbrahim Hilmi’nin yayınladığı ve son yapılan bir manevranın değerlendirilmesine neşredilmiş iki eserin toplam satış sayısının sadece 131 olup, aynı eserlerden Bulgar Askeri Ateşesi, 9 adet satın alarak Sofya’ya göndermiştir.
8-Ayrıca dönemin kaynakları, o dönemde Osmanlı toplumunun bütün kesimlerinin büyük bir çözülme içinde olduğunu, ahlaki değerler ve vatanseverlik duygularının zaafa uğradığı belirtilir.
Bekir Fikri Graben; (Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla) isimli yayınında Balkan Harbi’nde önemli bir kısmı Türk olan harekat sahasındaki Müslüman sivil halk, Osmanlı siyasi merkezinin kendilerinden beklediği “Vatanseverlik ve sadakat” ile bağdaşmayan hareket tarzını tercih ederek yüzlerce Osmanlı beldelerinin düşmana mukavemet edilmeden teslim edilmesine zemin hazırladığını ifade eder.
9-Fevzi Çakmak; Rumeli’de Kosova, Manastır, Üsküp, Kalkandelen, Prizren, Gostivar’da Müslüman halkın da içinde bulunduğu mahalli halk, şehirlerinin düşmana harp edilmeden teslim edilmesi taleplerini içeren mazbata tanzim edip yetkili makamlara takdim etmişlerdir.
10-İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif’te balkan faciasını tasvir ettiği mısralarından sonra felaketin sorumlusu olarak, topluma halkın kayıtsızlığına; “His yok, hareket yok, acı yok, leş mi kesildin” hitabı da idealist, aydın ve sıradan insan arasındaki zihni ve manevi kopuşu dile getirmektedir.
Balkan harbine subay olarak katılan Rahmi Apak hatıralarında; profesyonellikten uzak, zabıt kitlesinin eğitimsizlik, yetersizlik gayretsizliklerine çeşitli örnekler vermektedir.
Fevzi Çakmak’a göre de “Balkan Harbi’nde bütün bozgun üstsubay ve subayların görevdeki ilgisizliklerinden ileri geldiğini” ifade eder.
Yukarıda belirtilen gerekçeler Balkan felaketinin görünürdeki sebepleri olarak ortaya çıkmaktadır, ancak bunların içerisinde asıl neden, son dönem Osmanlı insan kalitesindeki yetersizlik olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; Fevzi Çakmak’ın ifadesi ile “Uğrunda şahsın fedakârlık yapacağı” bir inancı ve ideali kalmayan bir toplumda, başka bir deyişle maddi ve manevi insan kalitesizliğinin büyük bir bozguna yol açtığı görülmüştür.
Bu savaş sonucu; Osmanlı toprakları üzerinde kötü emeller besleyen Avrupalı devletler ve Rusya, ihtiraslarını büyük ölçüde gerçekleştirmişlerdir.
Balkan Savaşlarının yenilgiyle sonuçlanması, yalnızca vatan topraklarının bir kısmının elden çıkması anlamına gelmez. Bu yenilgi, artık çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin Ordusu ve siyasi yapısı ile ayakta duramayacağını da göstermiştir. Yukarıda ifade edildiği gibi Balkan Savaşı ile Müslümanlar, büyük zulümlere, maddi-manevi ızdıraplara uğramışlardır. Yüzbinlerce Türk yaşadıkları topraklardan sürülmüş ve zoraki bir göçe tabi tutulmuştur.
Balkan Savaşları, bir zamanlar yedi cihana hükmeden Osmanlı’nın bu imajının kaybolduğu en önemli savaştır. Anavatanın parçalanışı ve küçülmenin acıları derin bir şekilde bu savaşta yaşanmıştır. Yapılan araştırmalarda bu trajik dönemin yeterince değerlendirilmediği ve üzerinde durulmadığı anlaşılmaktadır.
Halbuki; dünü bilmek ve ondan ibret almak, insanlığın huzuru için vazgeçilmez bir durumdur.
Balkan Savaşları, Osmanlı harp tarihinde, askeri, toplumsal ve kültürel sonuçları bakımından acı bir yenilgi olmuştur. Balkan Harbi ile sadece beş asırlık vatan toprakları ve devletin kalbi değil, bir daha bu topraklarda var olma umudu da kaybedilmiştir.
O nedenle; tarihi bilmek, olayları analiz ederek değerlendirmek ve ülkemiz üzerindeki emperyalist emellere karşı uyanık olmak zorundayız.
Dünya kurulduğundan günümüze kadar Haçlı-Hilal mücadelesi devam etmiş, emperyalizmin beyni olan Siyonizmin emelleri canlı olarak Gazze’de Filistinli kardeşlerimize karşı görülmüş olup, kıyamete kadar da bu mücadele sürecektir.
Şu güzel söz ile tarihin önemini vurgulayacak olursak; tarihini bilmeyenin coğrafyasını başkaları çizer.
Faydalanılan Kaynaklar :
1- Balkan Harbi-Genelkurmay Basımevi.
2- Mülazım Hasan Cemal’in Hatıraları.
3- Mahmut Muhtar (3. Kolordu Komutanı) hatıraları.
4- Rahmi Apak (Türk Tarih Kurumu)
5- Hafız Hakkı
6- Ahmet İzzet
7- Ahmet Turan ALKAN-İkinci Meşrutiyet Devrinde Ordu ve Siyaset
8-Bekir Fikri Grabene (Balkanlarda Tedhiş)
9- Fevzi Çakmak (Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik)
11- Mehmet Akif ERSOY