‘Uyanış’ın Kadir Kıymet Bilir, Saygıdeğer Okuyucuları:
Bizi, yeni bir ‘Uyanış’ta buluşturan Allah’a, şükürler olsun. Türkiye’de gündeme dair cümleniz daha bitmeden yeni bir gündemle o kadar hızlı değişiyor…
Kartalkaya’ daki Vahşetten Sonra Değişen Bir Şey Yok!
Filistinli Edward Said; “Batılıların, İstanbul/Çanakkale boğazlarının kuzeyinden güneyine doğru bir çizgi çizdiğini ve bu çizginin doğusunda kalan bölgeyi de ‘Orient’ olarak tanımladıklarını; burada her ân, her şeyin olabileceği ve normal karşılanacağını, şayet ‘Orient’te olan/olabilecek bu olayların yüzde birinin bile bir Batı ülkesinde olması durumunda kıyametlerin kopacağını ve bu yaklaşımla da ‘Orient’te olanların önemsenmediğini” ifade eder. Batı’nın, Doğu’daki insan ve/ya hayatları önemsemedikleri gerçeğini göz ardı etmediğimiz gibi Doğudaki yöneticilerin de buradaki payını inkâr etmiyoruz.
Başka ülkelerde en fazla onlarca insanın öldüğü aynı ölçekteki bir depremde, bu coğrafyada resmi rakamlara göre ne hazindir ki elli bine yakın insan hayatını kaybeder, bazıları enkazda günlerce yardım isteyerek/bekleyerek ölür. Ondan sonra da tüm bunlara ‘kader’ denerek, hâşâ iftira atılır, dini duygular hoyratça istismar edilir ve bir müddet sonra da unutulur gider.
İşte son örneği Bolu Kartalkaya’daki otel yangınında 78 canımız yanarak veya camdan aşağıya atlayarak ölür. İnsanların cesetleri tanınamayacak halde olduğundan, kimlikleri ancak DNA testi ile tespit edilir. Sorumluluk sahipleri, suçu birbirlerine atar dururlar. İçlerinden bir vicdan ve insaf sahibi çıkıp da istifa etmeyi aklına getirmez. Başka ülkelerde bu kadar değil de birkaç kişi aynı akıbete uğrasa sorumluluk sahipleri çıkar istifa etme erdemini gösterirler.
Ülkedeki tüm otel ve benzeri konaklama yerleri derhal denetimden geçirilmeli ve gereken tedbirler alınmalıdır. Hangi siyasi görüşten olursa olsun sorumlular, yargı önünde hesap vermeli ve bir daha hiçbir kimse ve/ya işletme böylesine kasta varan kusur içinde olmamalıdır. Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmetler, yaralananlara acil şifalar, yakınlarına sabırlar diliyor; sorumluluk sahiplerini derhal istifaya davet ediyoruz.
Terör Örğütü Ne Karşılığında Lağv Edilecektir?
Kamuoyundan gizlenerek yürütülen sürecin, millet iradesini yok saymak anlamına geldiğini ülkeyi yönetenler görmelidir. Kamuoyunun terörist başı ile yapılan pazarlıkları bilmek hakkıdır. Terörist başının meclise gelmesi, konuşma sağlanması aziz milletimizin vicdanında, tarih huzurunda kabul edilemez ve affedilemez. Terörist başı eğer PKK-YPG’ nin ve onların sözcülüğünü yapan siyasilerin desteğini almış ise; ne karşılığında terör örgütünü lağvedecektir? Ülkenin bölünmesine, parçalanmasına sebep olacak, Türk-Kürt kardeşliğini bitirecek; resmi dil, yerel yönetimlerin özerkliği gibi konularda anayasa değişikliği sözü verdiniz mi? Aksini düşünmek bir akıl tutulmasıdır. Derhal milli birlik ve beraberliğimizi yönelik ihanet anlamına gelecek bu hülyadan vazgeçilmelidir.
Ümit ÖZDAĞ’ın Tutuklanması Siyasi Bir Darbedir!
Siyaset dili, üslubu, tarzı tarafımızca asla tasvip edilmese de bir siyasi parti genel başkanının; ifadeye çağrılmak yerine göz altına alınarak, tutuklanması kabul edilemez. Adaletin herkes için, her yerde, her zaman, amasız ve fakatsız tesisi gerekliliğini bir kez daha ifade etmeliyiz. Sorunun temelinde, esas itibarıyla ne olduğu belirsiz cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yattığını tekrar ediyoruz. Yargı asla siyasallaşmamalı, iktidarın elinde bir sopa olmaktan çıkarılmalı, ‘adli kolluk’ derhal kurulmalı, siyasi iktidar elini yargıdan çekmelidir.
Suriye’ deki Yeni Yönetimde Türkmenler Yine Üvey Evlat Mı?
Suriyeli Türkmenler, değişik toplantılarla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama seslerini duyan yok. Güya Suriye’de etkili olduğu söylenen Türk yetkililerden çıt yok. Baas Rejimi döneminde yok sayılan, asimilasyona uğrayan, mallarına zorla el konulan Türkmenler yeni yönetim zamanında da yine unutuldular. Türkmenlerin yeni yönetimde görev almaları bir zarurettir. Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde 30 km derinlikteki güvenlik bölgesini mutlaka yine oluşturmalıdır. Türkiye, Suriye’de hukuk devletinin, demokrasinin, ‘gerçek anlamda laikliğin’ tesisi için varsa bir etkisi, mutlaka bu prensiplerin hayata geçirilmesini temin etmek zorundadır.
Türkiye, ABD’nin Yeni Yönetimine Gerçekleri Anlatabilmelidir!
ABD’ deki ikinci Trump döneminin, dünyada ve bölgemizde bir takım politik değişikliklere gideceği ayan beyan ortadadır. Türkiye’de veya komşu ülkelerde yaşayan Türklerin ve Kürtlerin arasında bin yıllık bir düşmanlık olmadığı, kardeş oldukları, bir ve beraber oldukları, ayrılmaz bir bütün oldukları anlatılmalı ve ikna edilmelidir. Türkiye’nin düşmanlığının terörizme olduğunu, Kürt kardeşlerimize yönelik olmadığı ispat edilmelidir. ABD ile görüşürken‘bagaj’larla, ‘korku’larla değil; eşit, özgür, bağımsız iki devlet ekseninde görüşülmelidir.
İsrail-Hamas Ateşkesi, Bölgenin İşgalini Meşru Hale Getiremez!
İsrail ile Hamas arasındaki ateşkesin sağlanması elbette ki önemlidir. Ancak bu ateşkese rağmen; İsrailli yetkililerin Filistin, Lübnan ve Suriye’de işgal ettiği toprakları terk etmeyeceklerini ve bir müddet sonra savaşın tekrar başlayacağı yönündeki açıklamaları kabul edilemez. Birilerinin zafer(?) sarhoşluğu ile sırada Kudüs’ün fethi(?) olduğu yönündeki hayallerinin bir kırıntısı olarak, bu işgalin sona ermesi için gerekli diplomatik başarıyı göstermeliler. Filistinliler, kendi ülkelerinde açık hava hapishanesinde yaşamaktan ve vatanlarının kendilerine adeta bir açık hava mezarlığına dönüşmesinden kurtarılmalıdırlar.
Bilge Lidere Rahmet… Barış Medeniyetinin Kurulmasına İnanç!..
Bundan üç yıl kadar önce bu ayda ‘Bilge Lider’i Hakk’a uğurlamıştık. Acısı ilk günkü gibi yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Allah’tan gelen emre elbette ki imanımız tam. Biliyoruz ve inanıyoruz ki her nefis gibi o da ölümü tadacaktı, Allah’a aitti ve Allah’a gitti.
Başta İstanbul olmak üzere; Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen anma ve anlama toplantılarına öğrencileri koşarak gittiler. Ağabeylerini, hocalarını, liderlerini unutmadıklarını, dönmemek üzere yemin ettiği davasına bağlılık yeminini; öğrencileri, kardeşleri de yinelediler.
Halkla, kardeşleri ile iç içe yaşayan biri ile ilgili herkesin anlatabileceği birtakım hatıralarla avunmak, onu anmak da anlamak olamazdı. Rahmetli Bilge Lider’i anmak ve anlamak için eserlerini iyi tanımak gerekiyordu. Özlü bir sözü üzerine ciltler dolusu kitap yazmanın mümkün olduğu bilgenin eserlerini incelemek, anlamak ve yaşamak gerekiyordu. Elbette ki eserlerini incelemek bir makalenin cesametini fazlası ile aşacak büyüklükte. Bu nedenle bir yönü ile olabildiği kadar kısa ve öz olarak üzerinde en çok durduğu, önem verdiği konulara temas etmek gerekiyordu. Biz de olabildiğince öyle yapmaya çalıştık. Eserlerinde; insanın dünya hayatı macerasında, ölmemek için ne kadar büyük arayışlara girdiğini; ancak çaresiz, isteyerek ve/ya istemeyerek boyun eğerek bu ilahi kanuna teslim olduğunu ve olacağını anlatıyordu. Yine madem ki hayat doğum ve ölüm arasındaki çizgi, süre idi; öyleyse bu sürenin, varlık sebebine uygun olarak yaşanması gerekiyordu. İnsanın ben kimim, neyim, nereden geldim, nereye gideceğim sorularını cevaplamada pozitif ve sosyal bilimlerin aciz kaldığını, mutlaka doğru habere ihtiyaç duyacağını; bu bilim dalları üzerinde yaptığı geniş ve kapsamlı araştırmaları ile tespit ediyordu. Özellikle bu bilimlerin deney, gözlem, sentez yolu ile doğrulara ulaşma çabasındaki, başvurduğu yöntemlerle sorunu çözemeyeceğini örnekleri ile anlatıyordu.
Nitekim insanın, ana rahmine düşmesinden önceki süreci, sürdürdüğü hayatın bizatihi kendisini ve ölümden sonraki dönemini bölmek, parçalamak imkanından mahrum olduğunu ve ister/istemez vahye müracaat etme gerekliliğini ifade ediyordu. Burada da bu dönemlere ait bilginin, haberin elbette ki doğru olması gerekiyordu. Bu alanda yapılan çalışmalarını, örneklerle anlatıyor ve muharref kaynaklarla doğruyu bulmanın mümkün olmadığını, ancak “korunmuş ve kıyamete kadar da korunacak olduğu” buyrulan Kur’an’a müracaat etmenin kaçınılmaz bir zaruret olduğunu ifade ediyordu. Ölümün bir yok oluş olmamasının, ahiret hayatının ve bir hesap gününün varlığını kabulün; vicdanın, adaletin bir gereği olduğunu ifade ediyordu. Dünya, ahiretin tarlası, imtihan dünyası olduğuna göre; insanın dünya hayatını hakkıyla değerlendirmesi, canlı ve cansız tüm varlıklara hakkını eksiksiz ve tam olarak teslimi gerekiyordu. İnsanın dünya hazırlığında da varlık sebebine uygun yaşaması gerekiyordu. Elbette ki insan aynı zamanda sosyal bir varlık. Yaratıcısı ile olan ilişkilerinde, insanlarla, çevresindeki canlı ve cansız tüm varlıklarla ilişkilerinde bir düzene, kurallar sistematiğine ihtiyaç vardır. Bu sistematiği incelerken; öncelikle insanın varlık sebebinin bulunması gerekiyordu. İnsanın yaratılış sebebi ‘yeryüzünde bir halife’ olmasıydı. Dünya hayatında ‘insan-ı kâmil’ olması, büyük kurtuluşa erenlerden olmak için razı olan ve razı olunanlardan; yani muttakilerden, gerçek Mü’minlerden, şahitlerden, sadıklardan, muhlislerden ve ihsan erbabından, salihlerden olması gerekiyordu. İmanla, akılla, bilimle, ahlakla, hikmetle…
Yeryüzünde bozulan düzenin yeniden bu esasa göre dizayn edilmesi, ondan sonra tekrar bozulmasına da izin verilmemesi; adaleti, barışı, bolluk ve bereketi hâkim kılması gerekiyordu. Bireysel ve toplumsal hayatta büyük bir değişim, diriliş için gayret ve çalışma zaruri bir görevdi. Bu çabada bireyin yalnız başına çaresiz kalacağı, başarılarının gelip geçici olacağı gerçeğinden hareketle; teşkilatlı topluluklara ihtiyaç duyulduğu gibi, milletlerin teşkilatlanmış en büyük ve güçlü organizasyonu olan devletin de bütün kişi, kurum ve kuruluşları ile buna göre tanzimi gerekiyordu. Bireyin ve toplumun, devletin ıslahını hedefleyen; millete dayanan, demokratik ve meşruiyetçi bir mücadele alanı olan siyasi mücadele zaruret haline geliyordu. Yeni bir barış medeniyeti kurmak için, bir eylem ahlakı ile baştan ayağa köklü demokratik ıslahın gerektiğini tespit ediyordu.
Rahmetli ‘Bilge Lider’i bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yad ediyoruz. Millet Partisi, onun ortaya koyduğu prensiplere sıkı sıkıya bağlı kalarak; gece, gündüz demeden; bıkmadan, usanmadan, karamsarlığa düşmeden; azim ve kararlılıkla büyük barış medeniyetini kuracaktır.