BAŞYAZI: Zifiri Karanlık ve Hukuksuzluk Devam Ediyor #24

Aslında bu başlık belki de karartma devam ediyor, şeklinde olabilirdi. Bilindiği üzere karartmak işi askerlikte; savaş durumunda düşman uçaklarından korunmak için ışıkları söndürme biçiminde alınan önlemler bütünüdür. Siyasi iktidar ve ortağı kendilerinin vekil olduğunu, TBMM’nin de gerçekte milletin meclisi olduğunu unutarak; PKK elebaşı, bebek katili ile birlikte yürüttükleri bu süreçte adeta aziz milletimizle savaş hâlinde olduklarının farkında olarak, kendilerine göre önlem almaktalar.

Gerçeklerin, algı yönetimi ve propaganda tekniklerinin bütün acımasızlığı ile kullanılarak üstünün örtüldüğü, milletimize karşı vahşi bir operasyona dönüştürüldüğü bu süreçte; bir yandan da Joseph Goebbels’in ellerine, su dökecek kadar gizli kapaklı iş tuttukları, algı operasyonu yaptıkları ayan beyan ortada. Yürütülen sürecin sonuçlarının tarihi bir vebal ve yıkımla sonuçlanacağının bilincinde olduklarından, muratlarına erinceye kadar karanlıkta iş tutmaya devam ediyorlar. Bütün bu olup bitene rağmen bir de bakıvermişsiniz, milleti düşman ve demokratik tepkilerini de düşman uçağı vehmi ile hareket edip, yüksek perdeden beyanat verebilirler.

Böylesine tehlikeli, vahim sonuçları olacak bu gidişata karşı Millet Partisi’nin bazı il ve ilçe başkanlıklarının binalarına astıkları ve ‘Aziz Milletimizi’ uyaran, tehlikelere dikkat çeken; bebek katili teröristlerin ve uzantılarının alay edercesine oynadıkları sinsi oyuna karşı, siyasi iktidar ile ‘ahraz’ küçük ortağının aymazlıklarını, akıl tutulmalarını gözler önüne seren afişleri, kolluk aracı kılınarak indirilmiştir. Mehmetçiklerimizle birlikte binlerce şehit vermiş polislerimize karşı elbette ki mukavemet göster(e)mezdik. Başka türlü nasıl yapabilirdik ki? Tam da bu sırada hani o silah bırakan (?), barış güvercini (?) PKK’nın çatı yapılanması KCK örgütünün; “15 Ağustos kahramanlarını layıkıyla anmalıyız”çağrısı üzerine teröristler, ‘İlk Kurşun Günü’ ve sözde ‘Ulusal Diriliş Bayramı’ (?) kutladılar. Sınırlarımızın ötesinde olduğu gibi yurt içinde de bu çağrıya havai fişeklerle, kalabalık gruplar halinde katılanlar olmuştur.PKK’nın, silahlı eylemlerle başladığı 15 Ağustos 1984 gecesi Siirt-Eruh, Hakkâri-Şemdinli ilçelerinde jandarma karakollarına düzenlenen saldırılarda bir askerimiz şehit olmuş ve dokuz askerimiz de yaralanmıştı. İşte bu saldırıyı barışsever (?) silah bırakma tiyatrosu oyuncuları, ‘ilk kurşun bayramı’ olarak kutlamaya bu yıl da devam ettiler. Hem de hiçbir sansüre uğramadan, yurtiçi ve yurtdışındaki yayın organlarında gösterişli görüntülerle ilan edildi.

Ey Halkım! Uyanmak için daha nelerin olması gerekiyor. Bir yandan vatanımızın bölünmesini, parçalanmasını istemeyen Millet Partili yiğit, kahraman, cesur millet evlatlarının bir afişini çok gören, değerli başkanlarımızı ifadeye çağıran siyasi irade; diğer yandan Mehmetçiğimizi şehit eden, yaralayan hain ve kalleş saldırılarını bayram olarak kutlayan (?) teröristlere gıkını çıkarmamaktadır. 

Terörsüz Türkiye’ aldatmacasının yeni perdesi meclisteki komisyonun kuruluş ve işleyişinden söz etmek gerekir. Tabii ki bu oyunun senaristlerinin ucundan gösterdiği senaryoya göre zaten; ‘ahraz’ zatın “Kurucu Önder”i, “Sürecin mimarını saygı ile selamlıyorum” dediği terörist başı, bebek katili bu süreçten daha önce bahsetmişti biliyorsunuz. Basına yansıdığına göre; Dem heyetinin bu yılın mayıs ayında yaptığı görüşmede İmralı canisi; gizli kapaklı komisyon için, “6 aydır komisyon toplanmıyor. Bahçeli’ye yazacağım. Meclis komisyonu kurulsun, gelsinler çok hayati şeyler anlatacağım”, “Çözerse, Bahçeli çözer. Sizi de bu yükten kurtarır” diyerek mektubu devlet yetkilisine vermiş. Mektup da hızlı bir şekilde Bahçeli’ye iletilmiş. Görüyorsunuz değil mi? Demek ki komisyon kurulmasını terörist başı hararetle istiyor. Ve komisyonu ayağına istiyor; “gelsinler ve kendilerine hayati şeyler anlatacağım” diyor. Bir de devlet yetkilisine, “yükten kurtulmaktan” söz edebiliyor. Beş bin yıllık maziye sahip, Türk Devletinin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Karanlık komisyon kurulduğuna göre; ‘ahraz’ olan zat, terörist başının talimatını yerine getirmekte aceleci davranmış. Yine, ‘ahraz’ olan zat, Cahit Sıtkı’nın, “Memleket İsterim” isimli şiirini göndermiş. Anlaşılan o ki ellerinde, elli bin canın kanı bulunan teröristlerle; onlarla mücadelede can veren, kanı dökülen şehitlerimiz ile yüzünü, kollarını, bacaklarını kaybeden gazilerimizi, kahraman Mehmetçik ve polislerimizi kardeş ve terörle mücadeleyi kavga olarak görüyor. Ve kavganın (?) nihayet bulması için de bebek katili, terörist başından medet umuyor.

Terörist başı, bebek katilinin ikinci arzusunu, on yıl boyunca ne yaptıkları ne konuştukları bilinemeyecek olan komisyon yerine getirecek mi? Yani komisyon üyeleri İmralı’ya giderek, bebek katili cani ile müşerref (?) olacaklar mı? zaman gösterecek…

İmralı Canisi “Devlet adamı yok. Atatürk’ten sonra tek devlet adamı var Bahçeli’dir”diyerek, ‘ahraz’a iltifatlarda bulunurken; alınganlığa sebep olup da bu sürece gövdesini koyan Tayyip Bey’i küstürmemeye dikkat etmeli. Gerçekten de (?) Atatürk’ten sonra tek devlet adamı bunlardan hangisi veya daha başka biri mi? Bunu tarih yazacaktır.

Bir kez daha bu sürecin Türk Milleti’ni devletsiz, vatansız ve milletsiz bırakma teşebbüsü, Sevr’in hortlatılması girişimi, BOP-BİP uzantısı, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü ile milli birlik ve kardeşliğe sokulan ağulu bir hançer olduğunu, günün vatanseverlerin birlik günü olduğunu tarihi bir zaruret olarak hatırlatıyoruz.

Şimdi bu süreçle ilgili kanaatlerimizi maddeler halinde ifade etmek istiyoruz.

1-Kahraman Mehmetçiğimize kurşun sıktıkları ilk günü, havai fişeklerle kutlayan teröristlere sesini çıkarmayan siyasi iktidar, Millet Partisi’nin sesini boğmaya çalışmakta, afişlerini indirtmektedir. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru kabul edilen bir siyasi partinin, Millet Partisi’nin düşünce ve ifade özgürlüğünü, demokrasiyi, teşkilatlanma hak ve özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Yaptıkları anayasaya, kanunlara açıkça aykırıdır. Oysaki yıllardır söylediğimiz gibi; “Güneşe kelepçe vurmuşlar, kelepçe demir. Güneş demiri eritir.” Hak ve Millet Davasının kahraman, yiğit, cesur, fedakâr evlatlarını yollarından milim şaşırtamayacaklardır.

2-KCK ve uzantısı başta PKK-YPG/PYD, Kürtlerin temsilcisi değildir. Terörist başının muhatap alınması, Kürt vatandaşlarımızı derinden yaralamıştır. Bir de güvenlik güçlerimizle birlikte terörle mücadele eden korucular, terör örgütünün uzantısı durumundaki partinin genel başkanının “artık onlar da işsiz kalacaklar, ellerine bir sopa alsınlar da hayvan bakıcılığı yapsınlar, bu daha şerefli bir iş olur onlar için” şeklindeki açıklaması ile alay konusu haline getirilmişlerdir. Sessiz çığlıkları artık bastırılamayacak hale gelmiştir. Terör belasının ilk gününden itibaren, devletimizin yanında yer alan, milletin ve devletin bölünmez bütünlüğünü savunan bölgedeki vatandaşlarımız yüz üstü bırakılmışlardır. Mevcut durum onların vicdanında, kuşaklara intikal edecek bir travmaya sebep olabilir, Allah korusun.

3-Cumhurbaşkanı ve milletvekilliği seçimlerinde, vatandaştan oy istenirken böyle bir yetki almamışlardır. Bu konuda karar vermeye asıl yetkili olan, milletimizdir; vekilleri olan cumhurbaşkanı ve meclisteki vekilleri değildir.

Terör örgütü ile siyasi iktidar ve ortağının romantik anlaşmaları her ne olursa olsun; temsil kabiliyetleri olmadığı için hukuksuzdur. İşlem temeli çürüktür. Öte yandan 10 yıl boyunca gizli kalacağı açıklanan kararlar doğrultusunda TBMM’nden, teröristlerin affına yönelik yasama çalışmaları da yok hükmündedir. Dolayısı ile alınan kararlar, çıkarılan kanunlar her ne olursa olsun; Aziz Milletimizin onayı olmadan yoklukla malûldür

4-Nitekim terörist başının “Atatürk’ten sonraki tek devlet adamı” dediği ‘ahraz’ zatın bir yardımcısı ‘yamalı bohçaya döndüğünü’ yeni hatırlamış gibi infaz hukukunun sil baştan düzenlenmesini istemesi, komisyonun teröristlerin affına yönelik çalışma yapacağını göstermektedir. Belki de silah yakma tiyatrosundaki teröristin dediği gibi onlara Ankara, İstanbul ve Diyarbakır’da siyaset yapma haklarını da kapsayacak arı sili bir adli sicil kaydı bile verirler. Verirler vermesine de vücut bütünlükleri bozulduğu veya kaybolduğu için tabutlarına taş, toprak konulan şehit asker, polis, mühendis, öğretmen, memur, işçilerin ve onların kanuni varislerinin haklarını kim verecektir? Veya yakaladıkları askerlerimizin kulaklarını keserek en ağır işkenceye maruz bıraktıkları; gözünü, kolunu, bacağını, yüzünü kaybeden gazilerimizin haklarını… Şehit ve gazilerini yüz üstü bırakanlar, günü geldiğinde şehit veya gazi olacak vatan evladını nasıl bulacaktır?

5-Terörist başının veya diğerlerinin aksi yönde binlerce açıklamaları varken; anayasal veya eşit yurttaşlık diyerek, anayasada farklı bir etnik kökene ve ikinci resmi dile yer verilmesi, ülkenin şimdilik eyaletlere bölünerek teröristan kurulması ile eyalet veya vilayetlerdeki askerin, polisin, eğitim, sağlık, adalet mekanizmalarının belediye başkanlarına bağlanması, İkiz Sözleşmelerdeki çekincelerimizin kaldırılması taleplerinden vazgeçtiklerine dair bir beyanatları da bugüne kadar olmamıştır.

6-Hayal edilen şimdilik teröristan haritası, 13.08.2025’de Arap Birliği’nin yine kınamakla yetindiği ırkçı, faşist, Gazze kasabı Netanyahu’nunİsrailli yayın kuruluşu i24NEWS’e verdiği röportajda tarihi ve ruhani bir görevde olduğunu ‘Büyük İsrail’ vizyonuna(Tevrat, Tekvin 15/18-21) bağlı olduğunu ifade ettiği harita, BİP sınırları içinde kalmaktadır.  BOP’un eş başkanı olanları, BİP’in önündeki önemli bir engel olan Suriye’nin böyle paramparça edilmesinde dahli olanları ne kadar ilgilendirir bilinmez ama gerçek budur. 

7-Türkiye’nin ilimle, hikmetle, akılla yönetilmeme, halka ve evrensel değerlere karşı zorba bir yönetim olması, gerçekten hukuk devletinin ve demokrasinin hâkim olmaması temel sorundur. Bu sorunların sebebi, sınırlarımız içinde yaşayan etnik köken veya mezhebine bakılmaksızın tüm vatandaşlarımızı kucaklayan; huzurlu, mutlu, zengin ve güçlü bir toplum var edecek devlet yönetiminin olmamasıdır. Ülkede kişinin mensup olduğu etnik köken, din veya mezhebe göre değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin eşit ve siyasi, insani hak ve özgürlüklere sahip olduğu temel alınmadan hiçbir sorunun çözümü mümkün değildir.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?