Terörsüz Türkiye kandırmacası, Misak-ı Milli maskelemesi ve Osmanlı milletler sistemi güzellemeleri ile federatif yapıyı dayatan yeni sürece Türkiye’nin hangi stratejik aklı karar vermiştir?
Nahçıvan’a “Türk Kapısı” adını veren Mustafa Kemal’dir. 1921 yılında Rusya ile başlayan Moskova Barış anlaşması öncesinde müzakere heyetine “Nahçıvan Türk kapısıdır, bu hususu göz önünde bulundurun” talimatı vermiştir. O tarihte Ermenistan toprakları Nahçıvan ve Azerbaycan arasında değildi. Ancak Rus güdümlü Kafkas Bürosu Karabağ’ı Ermenistan’a vermek isteyince, Azerbaycan Komünist Hükümeti buna şiddetle itiraz etmiş, Karabağ’ın Azerbaycan’da kalması karşılığında Zengezur Bölgesi Ermenistan’a verilmiş ve Azerbaycan’la Nahçıvan’ın karadan bağlantısı kalmamıştır. YaniTürk Kapısı,Zengezur bölgesiyle bloke edilmiştir. Hatta bu duruma Kazım Karabekir Paşa, “Biz ne bekliyorduk, bunlar ne yaptılar… Bizim için çok ağır bir darbe oldu bu” diyerek isyan etmiştir. Belki de, Rus güdümlü Kafkas Bürosu ileride olabilecek Türk tehlikesinin yolunu erkenden kesmeyi hedeflemiştir. Gerçekten de Osmanlı’nın geçmişteki Kafkasya hatta Orta Asya harekâtlarındaZengezur bölgesini kullanmış bulunmaktaydı.
Türk Kapısı önündeki engel bununla da sınırlı değildi. Aslında, bugün Nahçıvan ile aramızdaki 18 km.lik sınır bölgesi, İran’a aitti. Yine Atatürk’ün talimatı doğrultusunda, 1932 yılında, İran ile başlatılan müzakereler sonrasında; İran Türkiye’ye Küçük Ağrı dağı bölgesini devrederek, Türkiye’de İran’a “Katur” bölgesini vermiştir. Böylece yıllar sonunda Azerbaycan’a kadar uzanan Türk Kapısının ilk geçidi, Nahçıvan ile Türkiye arasında 1994 yılında “Umut Kapısı” adıyla açılmıştır.
Umut Kapısından Türk Kapısı’na
Türk Kapısının tamamen açılması için Zengezur engelinin aşılması, Türkiye Cumhuriyeti hafızasında tarihi bir zorunluluk olarak yerini almıştır. 1994 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Azerbaycan-Ermenistan sorununun çözümünün anahtar unsurunun ZengezurKoridorunun açılması olduğunu söylemiş, muhtemel Barış Anlaşmasının olmazsa olmazı olarak görmüştür. O tarihten itibaren “iki devlet bir millet” anlayışı içinde Azerbaycan ile yoğunlaşan sosyal ve ekonomik ilişkilerin fevkinde askeri eğitim ilişkileri de yoğunlaştırılmıştır. Bu sayede; aşırılık yanlısı Ermenilerin 1992 yılından itibaren işgal ettiği ve Azerbaycan devletinin doğal hakkı olan Karabağ’ın 2020 yılında Azerbaycan tarafından geri alınmasında Türkiye’nin de görünür katkısı olmuştur. Rusya’nın arabuluculuğuyla bitirilen savaş sonunda, yıllardır Türkiye’nin ısrarla takip ettiği Zengezur Koridorunun açılma konusunda yine Rusya gözetiminde anlaşmaya vardılar. Böylece; Türkiye’nin Nahçıvan sınırındaki “Umut Kapısı” sonrasında, Türkiye ile Azerbaycan ve Orta Asya Türk Devletleri derinliklerini bağlaması için umut beslenen “Türk Kapısı” görünür hale geldi. Türkiye, Zengezur Koridoru konusunda Rusya ile bile ortak bir anlayışa ulaşmış ancak İran’ın uzlaşmaz tutumu projeyi tehlikeye sokmaya başlamıştı. Uzun yıllar İran’ı da tatmin edecek bir yol da bulunmuştu.
Türk Kapısında Trump’ın Av Köşkü
Fakat herşey bir anda değişti. Yılların emeği ile kotarılmakta olan sürece Trump ABD’si adeta çökmüştür. ABD Azerbaycan ve Ermenistan’ı yanına çekerek bir taşla üç kuş vurmuştur. Türkiye’nin uzun yıllar emek verdiği Zengezur koridoruna çökmüş, bu iki ülkeyi Rus nüfuzundan koparmış ve Rusya’yı Kafkasya’da sıkıştırma kapısını aralamıştır. Aslında bu ani gelişme ABD yönetiminin kendi adına uluslararası düzeydeki tek başarısıdır. Özetle ABD Zengezur’da “Av Köşkü” kurmaktadır. Eğer hedefin var, paran ve zamanın çoksa bir av köşkü sayesinde kıtaları fethedebilirsin. Nasıl mı?
Tarih’ten bir örnek: Rumeli Hisarı (Kulle-i Cedide). Fatih Sultan Mehmed’in, kendisi de çalışarak, dört ayda tamamlattığı bu Hisar, söylenenlere göre Bizans İmparatoru Konstantin’den “bir av köşkü” için yer istemesiyle başlamıştır. Rivayete göre Konstantin bir büyük baş hayvan derisi kadar yer kullanmasına izin verir. Sonunda Hisar ortaya çıkınca, itiraz eden Konstantin’e hayvan dişinin ipe dönüştürülmüş ölçüsüyle cevap verilmiştir. Hikayenin doğruluğu bir yana önemli olanın, bu “av köşkünün”, Yıldırım Bayazıt’ın yaptırdığı Anadolu Hisarı ile birlikte önce Boğazın kontrolunu sağlaması, ardından İstanbul’un fethine hizmet etmesidir. Burada ayrıca “devlet aklının” sürekliliğine de şahit olmaktayız. Diğer bir örnek ise Kıbrıs Adasındaki İngiliz askeri üssüdür. Bu üssün Mısır ve Süveyş’e İngiliz hakimiyetinin yayılmasında, günümüzün Doğu Akdeniz olaylarında ve İsrail’in güvenliğinde oynadığı rolünü, ayrıca Türkiye’nin bölgede inisiyatif kullanmasını önleyici etkisini akla getirmektedir.
ABD’ye Faydaları
İsrail adına Irak ve Suriye’yi parçalayan, İran’ı zayıflatan ve Ortadoğu’ya çöken ABD bu son gelişme ile yine İsrail adına Kafkasya’ya adımını atmış bulunmaktadır. ABD buraya en azından ekonomik ve yarı askeri güçleri ile yerleşecektir. Sonrasında, meşhur Avrupa-Türkiye-Orta Asya-Çin koridorunun “düğüm noktasını” elinde bulunduracaktır. Çin’in “Kuşak-Yol” Projesini Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile engellemek isteyen ABD, Trump Koridoru ile de Orta Kuşak yolu kontrol altına almak istiyor. Bunlar Çin ile yürütülen “Yavaş Savaş” stratejisinin köşe taşları olmaktadır. TRİPP sayesinde ABD’nin bölgedeki rolü bununla da sınırlı kalmayacak, Rusya’nın tarihi mirası olarak gördüğü Güney Kafkasya’yı (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan) Rusya’dan tamamen koparıp, nüfuz alanına dönüştürecektir. Bu nüfuzun ileri aşamada askeri değer kazanmasına şaşırmamalıdır. Bölge ülkeleri bundan memnundur, daha önemlisi Türkiye de memnundur. Rusya’nın bu nüfuza rıza göstermesi Ukrayna’da koparacağı avantajlara bağlıdır. ABD’nin Kafkasya’daki varlığı ayrıca İran’ı kuzeyinden tehdit edecek duruma gelecektir, bundan da en çok İsrail yararlanacaktır. Azerbaycan ile sıkı işbirliği olan İsrail’in bu projenin içinde olmadığını düşünmek saflık olur.
Temel Ölçü
Şüphesiz, Türkiye’nin bu gelişmeden memnun olması kolay olmuştur. Çünkü karayolu, demiryolu, petrol ve doğal gaz boru hatları ihtiva eden projenin gerçekleşmesi elbette memnuniyet vericidir. Ancak bölgede ABD varlığının sonuçlarını düşününce doğru olduğunu söylemek oldukça güç olmaktadır. Çünkü temel ölçü “çok katmanlı, çok yönlü ve çok sorunlu” stratejik ortamlarda alınan kararların, yarının sorununa dönüşmemesidir. Devlet aklı bunun için gereklidir. Doğru olanı, stratejik kararların, şahsilikten uzak ve uzun vadeli milli çıkarlara uygun olarak alınmasıdır. Türkiye sahip olduğu muhteşem jeopolitik avantajdan ne ölçüde yararlanabilmektedir? Tıpkı ZengezurKoridorunun Trump Koridoruna dönüşmesinde olduğu gibi, tüm bu “çok katmanlı ve çok sorunlu” stratejik ortamda Türkiye hangi ölçüde, kendisine telkin edilenlerle değilde özgün kararları ile hareket edebilecektir? Kritik her konuda stratejik kararların dışarıda kotarılmasının neresi milli ve yerli olacaktır?
Örneğin Türk Devletler Teşkilatı mensubu kardeş devletlerin GKRY’yi Kıbrıs’ın meşru otoritesi tanıması, Türkiye’yi işgalci gösteren kararları tanıması nasıl bir yerli stratejik vizyonu yansıtmaktadır? Ya da HTŞ gibi dünün terörist örgütünün Suriye’ye sözde hakim olmasının arkasında Türkiye’nin gösterilmesi ne derece doğru olmuştur? Bunun kararını kim vermiştir? Suriye’nin bu aşamadan sonraki tüm krizlerine Türkiye’nin ortak olmasından nasıl kaçınılacaktır? Şımarık İsrail ile bölgede çatışmayı artıracak adımlar kimin işine yarayacaktır? Terörsüz Türkiye kandırmacası, Misak-ı Milli maskelemesi ve Osmanlı milletler sistemi güzellemeleri ile federatif yapıyı dayatan yeni sürece Türkiye’nin hangi stratejik aklı karar vermiştir? Türkiye’yi düpedüz Ortadoğu ülkesine dönüştürmek, Türkiye’nin hangi jeopolitik gerçeğine dayandırılmaktadır?
Devlet Alklı
Çok katmanlı ve çok sorunlu stratejik ortam içindeki Türkiye elbette sorunların tümünü milli imkanlarla çözemeyebilecektir. Bunun için ittifak dayanışmalarından, konjonktürel fırsatlardan ya da jeopolitik avantajından yararlanması son derece tabiidir. Ancak her stratejik tercihlerin arkasında Türkiye’nin ve Türk Milletinin ve Türk dünyasının bekasını ve çıkarlarını gözeten, siyasi ikbal hesaplarından uzak bir devlet aklının bulunması şarttır. Çok katmanlı stratejik tercihler için Türkiye’nin en önemli ihtiyacı “devlet aklı”dır.