Kaybolan Şehir
Üsküp ki Yıldırım Bayazıd Han diyârıdır
Evlâd-ı Fâtihân’a onun yâdigârıdır.
Firûze kubbelerle bizim şehrimizdi o;
Yalnız bizimdi, çehre ve rûhiyle biz’di o.
Üsküp ki Şar Dağı’nda
devâmıydı Bursa’nın
Bir lâle bahçesiydi dökülmüş temiz kanın.
Üç şanlı harbin arş’a asılmış silâhları
Parlardı yaşlı gözlere bayram sabahları.
Ben girmeden hayatı şafaklandıran çağa,
Bir sonbaharda annemi gömdük o toprağa.
İsâ Bey’in fetihte açılmış mezarlığı
Hulyâma âhiret gibi nakşetti varlığı.
Vaktiyle öz vatanda bizimken, bugün niçin
Üsküp bizim değil? Bunu duydum için için.
Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir!
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!
Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.
Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal’in doğduğu, annesi Nâkiye hanımın mezarının bulunduğu, evladı fatihan diyarı Üsküp’ü dünya gözüyle görmek nasip oldu elhamdülillah! Haziran ayının son haftasında eşimle birlikte Bursa’dan otobüsle Sabiha Gökçen Havalimanı’na ulaşıp, oradan Üsküp’e uçtuk.
Kuş uçuşu 810 km. olan mesafeyi bir saat 15 dakikada aldık. İstanbul sıcaktan kavrulurken, Üsküp’te yağmurlu ve serin bir hava bizi karşıladı.
Uçağın biraz yüksekten uçtuğundan olduğunu zannediyorum bu kısa yolculuk beni hayli rahatsız etti. Ama dönüşte aynı sıkıntı olmadı…
Bu duygularla ecdadımızın XIV. yüzyılın şartlarında at sırtında gelip, buraları fethetmesini; Anadolu’dan at arabası ve kağnılarla binlerce Türk ailesini getirip nüfus çoğunluğunu temin etmesini düşündüm. İmkansız derecesinde zor bir işi başarmışlar. Yedi asır sonra siyasi iktidarın, Suriyeli sığınmacıların iskanı olayını ciddi probleme dönüştürdüğü hatırlanırsa; olayın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
Osmanlı Üsküp’ü (اسكوب)
Üsküp’ün M. Ö. 4000 yılından beri yerleşim merkezi olduğu bilinmektedir. M. S. birinci yüzyılın başlarında Roma İmparatorluğu’nun eline geçmiş; devlet ikiye ayrıldığında (395) Doğu Roma’nın (Bizans) hakimiyetinde kalmıştır. Şehir 1282’de Sırp Krallığı’nın kontrolüne girmiş ve 1346’da ülkenin başkenti olmuştur.
Yıldırım Beyazıt döneminde, 1392 yılında Osmanlı uç beylerinden Paşa Yiğit tarafından fethedilmiştir. Fetihten sonra Paşa Yiğit Bey, Saruhan bölgesinden getirilen Türkmenleri Üsküp ve çevresine yerleştirdi. Bu arada yerli halktan pek çok Katolik Hristiyan Müslüman oldu. (1)
Üsküp, I. Balkan savaşı sonunda 1913’te Sırbistan’a verilmek suretiyle (Bükreş Antlaşması) elimizden çıktı. 521 yıldır vatan toprağı idi… Şehrin en büyük nüfusuna sahip olan Türkler, binbir zorlukla Türkiye’ye göç etti. İnsanlık dışı katliamlara maruz kaldılar…
- Dünya Savaşı sonrası (1945) Yugoslavya’ya verilen Üsküp, bu ülkenin dağılmasından sonra 1991’de Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin başşehri oldu.
Bizden Kalanlar
Üsküp merkezde, 1898 Kosova Vilayeti Salnamesi’ne göre 9 karakol, 32 cami, 17 mescit, 8 medrese, 19 tekke, 7 türbe, 4 kilise, 1 havra, 2 metropolit, 17 Müslüman, 17 gayrimüslim okulu, 1 matbaa, 4 hamam, 26 değirmen, 4 otel, 1 saat kulesi, 75 lokanta ve meyhane, 44 han, 32 kahve ve kıraathane, 69 fırın, 32 çeşme, 1410 dükkan bulunmaktaydı. (2)
Bugün ise Sultan Murat (Hünkâr) Camii (1436), İshak Bey Camii (1438),Mustafa Paşa Camii (1492), Gazi İsa Bey Camii, Balaban Camii başta olmak üzere Üsküp’te toplam 12 cami ibadete açıktır. Bu durumda 20 adedinin tahrip edildiği ortaya çıkıyor.
XVI. yy.’da Üsküp nüfusunun %76’sı Müslümandı. 1877’de ise şehirde 16.462 Müslüman, 14.586 Hristiyan, 160 Musevi olmak üzere toplam: 31.208 kişi yaşıyordu.
2002 nüfus sayımına göre Üsküp nüfusunun %66,75’i Makedon, %20,49’u Arnavut, %1,7’si Türk, %4,63’ü Roman ve %1,5’u Boşnaklardan oluşmaktadır. Romanlar ve Boşnaklar da Müslüman olduğundan, Müslümanların oranı %28,32 olmaktadır. Konuştuğum Müslümanlar, ülke genelinde de oranın %70 Hristiyan, %30 Müslüman şeklinde olduğunu ifade ettiler. Gerçekte Üsküp nüfusunun %40-45’inin Müslüman olduğunu da belirttiler. Genelde %23 Arnavut, %7 Türk şeklinde detay verenler oldu.
Bugün Üsküp’te İsa Bey Medresesi, bir imam hatip lisesi ve bir ilahiyat fakültesi açıktır. Sekiz yıllık bir ilkokul olan Tefeyyüz okulu da faaliyettedir. Ayrıca Üsküp Üniversitesi’nde Türkoloji bölümü mevcuttur.
Vrapcişte (Okunuşu Frabçişte) Beldesi
İşletmeciliğini Türk şirketi TAV’ın yaptığı Üsküp Havalimanı’na inişte Zürih’ten (İsviçre) gelen Arnavut Hamid Daşmir beyle tanıştık.
Kendisi İsviçre’de çalışıyor, Üsküp’e 60 km. uzaklıktaki Gostivar iline bağlı Vrapcişte beldesinde ikamet ediyordu. Otel yerine evinde kalmamız için ısrar etti. Ayrıca: “Bir gün köyümü (o beldeye köy diyordu) ve çevreyi gezdireyim” dedi. İkinci teklifini kabul ettik.
Sabah önce Matka Kanyonu’nu gezdik. Sonra Üsküp’ü ikiye ayıran Vardar nehri üzerindeki Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılan (1469) Taşköprü üzerinde bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda ıslandık… Üsküp Belediyesi, 2003 yılında köprünün kitabesini ve mihrabiyesini yıktırmış. Mihrabiyenin izleri belli oluyor. Vardar nehrinin tertemiz sularını seyrederken, Bursa’da yıllardır katran renginde akan Nilüfer Çayı’nı hatırladım. O hale getirenlere, bir türlü çözüm bulamayan yetkililere diyecek söz bulamıyorum…
Ayrıca gerek köprü üzerinde gerekse şehrin her tarafında o kadar heykel yapmışlar ki; halk tepki göstermiş. Günümüzde %33 işsizlik oranı ve halkın 1/3’ü yoksulluk sınırının altında yaşarken heykellere yapılan yüklü harcamalar; 2002 yılında Vodno Dağı’na (Uludağ’ı hatırlatıyor) dikilen devasa Milenyum Haçı’nın maliyeti o günden beri eleştiriliyor. Bu arada devletin İslam kültürünü yok kabul etmesi; Müslüman azınlığı rahatsız ediyor. Ertesi gün Hamid bey, bizi sabah erken saatte alıp, köyüne götürdü. Kendimizi Türkiye’de zannettik.
Vrapcişte Beldesi, merkezinde 4874 kişinin yaşadığı bir Arnavut yerleşim yeri. Hamid bey: “Halkın %90’ı evinde, işyerinde Türkçe konuşur. Kalanı da Türkçe bilir” bilgisini verdi. Beldede üç cami var. Günlerden cuma idi. İki camide hutbe Türkçe okunuyormuş. Bunlardan Orta Camii’nde cuma namazını kıldık. İmam Selim hoca ile tanıştırdı. Türkiye’de ilahiyat fakültesi okumuş, doktora yapmış bir arkadaştı.
Aynı şekilde görüştüğüm bütün imamlar Türkiye’de okumuş, master ya da doktora yapmıştı. Kayseri Uluslararası İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan bir imamla Kayseri’den konuştuk. Sayıları 20’yi bulan bu okulların çok faydalı olduğu aşikar…
“Osmanlı, Türkçe öğretmedi” yaygın söyleminin doğru olmadığını Vrapcişte örneği gösteriyor. Aynı şekilde Millî Mücadele sonunda, Mübadele ile Yunanistan’a gönderilen Karaman Rumları da Türkçe konuşuyordu. Tek kelime Rumca bilmiyorlardı.
Atina dışına kurulan kamplarda Rumca öğreninceye kadar neler çektikleri bahsi diğer…
Hamid bey bizi Gostivar ve Kalkandelen’e (Tetova) da götürdü. Kalkandelen, Şar Dağı’nın eteklerinde kurulmuş. Dağa araba ile çıkılabilen son noktaya kadar çıktık. Buz gibi sularını içip, doyumsuz manzarayı seyrettik. Dağa tırmanırken 1992’de Makedonların şehit ettiği Müslüman Arnavutlar için dikilen kitabeyi gördük, şehitlere fatihalar okuduk.
Kalkandelen’de ecdat yadigarı Alaca Camii ile Sersem Ali Baba Bektaşi tekke ve camiini de ziyaret ettik. 1538’de açılan tekke halen faaliyette. Arnavut olan şeyh efendi ile sohbet ettik. Türkçe ve Almanca biliyor, Türkiye ile yakından ilgileniyordu.
Türkçe’nin de resmi diller arasında olduğu Gostivar ilinde tarihî Saat Camii’nin mimberi hizasına asılmış yeşil renkli Türk bayrağı dikkatimi çekti. Renginin neden yeşil olduğunu öğrenemedim.
Tarihçi Kemalpaşazade’nin (XVI. yy.) cennet bahçesine benzeterek, Rumeli’nin Bursa’sı diye andığı Üsküp’te iki şeyi gerçekleştiremedim. Nâkiye hanımın mezarını ziyaret ve Köprü Dergisi ile görüşme. Türkçe olarak 23 yıldır yayınlanan üç aylık sanat dergisi Köprü’nün yöneticileri o günlerde Türkiye’de olduğundan görüşemedik. Dergiye abone olarak destek olmalıyız…
Bize bir günde üç ili gezdiren, unutulmaz anlar yaşatan, misafirperverlik ve cömertlik timsali Hamid Daşmir beye teşekkür ediyor; kendisini Bursa’ya bekliyorum.
Yazıyı yetmişli yılların başlarında Pınar Dergisi’ndeki yazımda yer alan bir Kerkük hoyratı ile bitirelim.
Elinde yad elinde/ Öt bülbül yad elinde/ Bir diyar mezar olsun / Kalmasın yad elinde…
———–
1- TDV İslam Ansiklopedisi, Üsküp maddesi.
2- Aynı madde.