Salih Amel: İmanın Hayata Yansıması

İman, insanın kalbinde başlayan; sözle ikrar edilen ve amel ile hayata taşınan ilâhî bir hakikattir. İmanın sahihliği ve kemâli, hayata ne ölçüde yansıdığı ile ortaya çıkar. Bu yönüyle iman, salih amel ile tamamlanır; salih amel ise samimiyetle değer kazanır. İşte bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de iman, amel ve ihlâs birbirinden kopuk değil, iç içe kavramlar olarak ele alınmıştır.

Mümin, muslihtir; müfsit değildir. Yani mümin, bozan değil ıslah edendir. Kendi nefsini ıslah etmekle yetinmeyen, yaşadığı çevreyi de hayra yönlendirme sorumluluğu taşıyan kişidir.  Bir müminin hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşması, imanının gereği olarak işlediği salih amellere bağlıdır.

Salih ameller, sadece bireysel ibadetlerle sınırlı değildir. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetler salih amelin temelini oluştururken; toplumu ilgilendiren, kamu yararına olan, insanlara fayda sağlayan, adaleti önceleyen, kötülüğü engelleyen, hayrı yaygınlaştıran her türlü söz ve davranış da salih amel kapsamındadır.  Dinimizin yapılmasını emrettiği veya tavsiye ettiği; iyi, doğru ve faydalı işler salih amel, yasakladığı veya hoş karşılamadığı; kötü ve zararlı işler ise gayr-i salih amel olarak nitelendirilmiştir.

Amelin “salih” vasfını kazanabilmesi için iman temelli, şer‘î ölçülere uygun ve ihlâsla yapılmış olması gerekir. Samimiyetin bulunmadığı bir amel, suret itibariyle güzel görünse bile hakikat itibariyle değerini kaybeder.

Kur’ân-ı Kerîm’de iman ile salih amel çoğu zaman birlikte zikredilmiş, bazı ayetlerde ise bunlara ahiret inancı da eklenerek salih amelin gerekliliği ve kötü amelin zararları ısrarla vurgulanmıştır. Allah Teâlâ, yeri ve gökleri, hayatı ve ölümü, insanların hangisinin daha güzel amel işleyeceğini denemek için yaratmıştır (Mülk,67/ 2). Aynı amaçla insanı yeryüzünün halifesi kılmıştır (Yûnus,10/ 14). Bu, insanın pasif bir varlık değil; sorumluluk sahibi, tercihleriyle imtihan edilen bir kul olduğunu göstermektedir.

Amelin Hesabı ve İlâhî Adalet

Hesap gününde herkes, dünyada işlediği amellere göre yargılanacaktır.
“Bugün hiç kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz. Sadece yapıp ettiklerinizin karşılığını görürsünüz.” (Yâsîn,36/54)
“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim zerre kadar kötülük işlerse onu görür.” (Zilzâl, 99/ 7-8)

Allah Teâlâ, kendisini anmaktan, namazdan ve zekâttan alıkoymayan kullarını, yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağını bildirmektedir.

“Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır.” (Nûr,24/ 37-38)

 

“Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedî olarak kalınacak yerdir.

Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak salih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.” (Mü’min, 40/39-40)

Salih Ameller Ertelenmemelidir

Mü’min yapması veya yapmaması, söylemesi veya söylememesi gereken hususlarda dikkatli olmalı nasıl olsa tövbe derim, Allah da benim tövbemi kabul eder düşüncesi ile günaha karşı gevşeklik göstermemeli salih amellerini ertelememelidir.

“İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.” (Ra‘d, 13/ 29).

“Kim salih bir amel işlerse kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (Câsiye,45/ 15).

“Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah kullarını çok esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân, 3/ 30).

“O günahkârları rablerinin huzurunda başlarını önlerine eğmiş halde şöyle derlerken bir görsen: “Rabbimiz! Gördük ve işittik; bizi geri gönder de rızâna uygun işler ya palım, artık kesin olarak inandık!”” (Secde, 32/ 12) diye yakaracaklardır.

“İman edip salih ameller işleyenleri de ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, gerçek bir vaadde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?

İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.

Mü’min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (Nisa,4/ 122-124)

“Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.

Rableri katında onların mükâfatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.” (Beyyine, 98/ 7-8) 

“Erkek olsun kadın olsun, kim inanmış bir insan olarak dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız ve böylelerinin ecirlerini de muhakkak surette yapmış olduklarının daha güzeliyle vereceğiz. (Nahl,16/ 97)

“Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve yapmakta olduğunuz her şeyi o zaman Allah size bildirecektir.” (Maide,5/ 105)

Bazılarının bu ayeti, nemelâzımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını gören Hz. Ebû Bekir onları uyarıp özetle şunları söylemiştir: Siz bu âyeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Resûlullah’ın “İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse Allah’ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır” buyurduğunu duydum (Tirmizî) diye açıklama getirmiştir.

Kurtuluşun Formülü

Kur’ân, insanın ziyan içinde olduğunu bildirirken kurtuluşun yolunu da açıkça göstermektedir:

“Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr,103/ 1-3)

Bu ayet, imanı bireysel bir iddia olmaktan çıkarıp; amel, sorumluluk ve samimiyetle bütünleştiren ilâhî bir reçetedir.

Rabbimiz! İmanımızı salih amellerle doğrulayan, samimiyetle güzelleştiren kullarından eyle bizleri. Amellerimizi rızana uygun, niyetlerimizi halis, akıbetimizi hayırlı kıl.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?