Evveet değerli okurlar, yazarınız Ahmet Çuvaldız yeni bir sayıda daha yine kaşınızda. Evet, elektronik derginiz Uyanış’ta bu ikinci buluşmamız. Dergimizin elektronik ortamda yayınlanmasıyla kadim okurların arasına yeni okurların da katıldığını biliyor, yazılarımı amaç hasıl olacak, ancak kimse incinmeyecek şekilde hassas olarak yazmaya gayret ediyorum. Tek amacımız üzüm yemek olduğundan bağcılarla selamımız ve sabahımız yıllardır yok. Zaten selam, iyilere ve güzele, çuvaldız ise sadece kötülere ve çirkine. Öyleyse buyurun başlayın bu haftaki yazımı hecelemeye…
Gerçekte İslâm Dünyası Diye Bir Dünya Var mı?
7 Ekim’de Gazze’de Hamas tarafından birbiri peşi sıra ateşlenen füzeler, sınır geçerek rehin alınan siviller, ele geçirilen İsrail tanklarıyla başlayan bir saldırıya İsrail’in kendimizi savunuyoruz, meşru müdafaa yapıyoruz diye başlattığı topyekûn acımasız saldırılarla Gazze yerle bir edilir, kadın, erkek, çocuk veya yaşlı masum Filistinliler vahşice katledilir, insanlar evlerinden ve yurtlarından edilirken acı bir gerçekle karşılaştık maalesef.
Bu acı gerçek, kutlu Nebinin küfrün tek millet olduğu beyanının bir daha ortaya çıkması kadar Müslümanların da zilletinin ortaya çıkmasıydı. Evet, 1,5 milyarlık İslam dünyası ve 60’a yakın Müslüman ülkenin mevcut olduğu günümüzde ABD’den AB’ye kadar topyekûn Hıristiyan dünyası, siyonist İsrail’in yanında yer alır, siyaseten ve askeri olarak İsrail’i desteklerken, biz de dahil, bütün İslâm ülkelerinden bırakın güçlü bir sesin çıkması, cılız da olsa bir ses işitilmemesi son derece garip değil mi?
Gazze’de bugün bu acı noktaya Hamas’ın akılsızlığı ve İsrail’in gaddarlığı ile mi geldik? Görünürde evet, ama geri planda bu noktaya geliş bir anlık bir durum değil. 1948’den önce başlayan, 1948’de İsrail’in kuruluşuyla çıban başına dönen bu sorunun geri planında Osmanlıyı yıkıp Ortadoğu’yu üleşme planı yatar emperyalizmin…
İşin başını İngiltere çeker, ABD ve Avrupa ülkeleri de ciddi destek verir. Teodor Herzl’in başlattığı Filistin’de bir İsrail devleti kurulması çabaları, maalesef ehliyetsiz kadrolarla yönetilen Osmanlı’nın bu oyunu görememesi sonucu satın alınan Filistin topraklarında kurulan İsrail devleti ile ilk filizini verir. Ve aradan geçen yetmiş beş yıl içerisinde Filistin diye bir yer neredeyse kalmazken, Filistin artık İsrail olur.
İsrail’in kurulduğu yıllardaki sınırlarla yetinmeyeceği, Arzı Mevud idealine ulaşmak için sınırlarını ta Nil’den Fırat’a kadar genişlemek isteyeceği ve bunun için bu topraklardaki İslam ülkelerini hileyle veya savaşla ele geçirmek isteyeceği Yeniden Millî Mücadele ve Bayrak dergilerinin birçok sayısında dile getirilmiş olmasına karşın İsrail’i ilk tanıyan İslam ülkesi olmanın yanında o yıllardan günümüze kadar ülkemizi yönetenler, İsrail’in bu yönünü görmeyerek İsrail sıradan bir devletmiş gibi ilişki kurma ve ilişkileri geliştirme çabasından başka bir çaba göstermemiştir.
Yaklaşık yirmi yıl önce Büyük İsrail’i kurmak amacıyla başlatılan BOP projesi kapsamında Tunus’tan Mısır’a kadar bütün kuzey Afrika ülkeleri, güneyimizde Irak ve Suriye hallaç pamuğu gibi atılır, milyonlarca Müslüman öldürülür, sakat bırakılır, kadınların ırzına geçirilir ve çocuklar çocuk tacirlerinin ellerine bırakılırken, servis edilen haritalar maalesef bu meşum plana Türkiye’nin de dahil olduğunu ortaya koyuyordu.
Gerçek böyle iken ve bu plan adım adım uygulanırken Türkiye ve İslâm dünyasının yapması gereken bu plana karşı çıkmak ve engellemek olmalıydı. Peki biz ne yaptık maalesef BOP’a eş başkan olup, bu meşum planın icrası için ülkemizin imkanlarını ABD ve şer güçlerinin emrine vererek Irak ve Suriye’yi yerle bir ettirip Kürdistanların kuruluşuna yardım ettik. Bir süre sonra bu Kürdistanlar İsrail olacak ve İsrail kapı komşumuz haline gelecek. Biz, 1967’den bu tarafa emperyalizmin beyni Siyonizm’dir diye haykırırken dün de bugün de maalesef iktidarlar bu sese kulak vermeyerek zulmün artmasına vesile oldular.
Bu Ateş Nasıl Söndürülür?
Gelinen nokta itibarıyla zalim İsrail’in sadece Gazze ile yetinmeyerek Batı Şeria’yı Filistinlilerden arındırması yanında daha sonra da Lübnan’a ve Ürdün’e yönelmesi sürpriz olmayacaktır. Bu ateşin bu şekilde büyümesine imkân vermemek, Gazze’deki yıkımın ve zulmün daha fazla artmadan durdurulması, Türkiye’nin liderliği ele alması, Müslüman ülkeleri en kısa içerisinde bir araya getirmesi ve ortak hareketi ile mümkün olabilecektir.
Bunun için; vatandaşlara gaz vermek veya vatandaşın gazını almak için verilen beyanatlar ve hamasi tavırlar yerine, sorunun asli kaynağının idrakiyle planlanacak ve icraya konulacak akılcı eylemlere gerek var. Sorunun asıl kaynağı, bir tarafta İsrail’in yayılmacı politikası ve bunun önünde hiçbir devleti engel olarak görmemesi, diğer tarafta ise bizim ve Müslüman ülkelerin İsrail’in bu amacını görmemesi veya görseler dikkate almaması, hatta bazılarının aynı saflarda yer almalarıdır.
Güçlü ve gücünü icraya kadir bir Türkiye, siyaseten dik duran, Müslüman ülkeleri arkasına alan bir Türkiye, İsrail’i ve arkasındaki Bastıyı dizginleyebilir. Bunun için Türkiye kendi gücüne, potansiyeline güvenmeli ve bu gücü harekete geçirmelidir. Yeter ki ülkeyi yönetenler Türkiye’nin bu güce sahip olduğuna inansınlar…
“Artık Ortadoğu’da bizden habersiz kuş uçmayacak” diye yıllardır hep söylenip duruldu. Ne yazık ki bizden habersiz Ortadoğu semalarında uçan çelik kuşlar eksik olmadı ve maalesef bu çelik kuşların çoğu da yönetimi bizde denilen Adana’daki İncirlik’ten havalandı. Ülkeyi yönetenler bu yanlıştan artık dönmeli ve iddia ettikleri gibi Ortadoğu’da habersiz bir kuş dahi uçurtmamalıdır. Bu ise BOP eş başkanlığından vaz geçmekle başlar!
Yeryüzü, milyarlarca insanı alabilecek, besleyebilecek kadar geniş ve bütün nimetler Allah (C.C) tarafından insanların emrine verilmişken, insanların açgözlülüğü, dünyayı tekellerine alma, insanları köleleştirme çabası, ancak ve ancak İslam’ın bütün safiyeti ve ulviyeti ile hayat bulmasıyla engellenebilir, Dünya tekrar bir barış yurdu haline getirilebilir. Bu amaçla, bir taraftan İsrail’i dizginleyecek çabalar gösterilirken, diğer taraftan da İslam Rönesansı ile İslâm bütün güzellikleriyle yaşanılır hale getirilerek hem insanımızın hem de insanlığın yok oluşa gidişi durdurulabilir.