Çuvaldız

ÇUVALDIZ

                                                                                                                                          Ahmet Çuvaldız

 

Evveet değerli okurlar, yazarınız Ahmet Çuvaldız yeni bir dergide yine kaşınızda. Evvet, yeniden yapılandırma çalışmaları sonrası Uyanış adıyla ve elektronik ortamda yayınlamaya başlayan derginizde bir sayı gecikmeyle de olsa sizlerle beraberim. Önceki sayıda nerede miydim? Yeniden yapılandırma çalışmaları biraz uzayınca haliyle benim çuvaldız da biraz paslandı. Çuvaldızımı paslı paslı batırıp birilerinin tetanoz olmasına neden olmayayım diye parlatmakla meşguldüm o aralar. Yani, artık parlak bir Çuvaldız okuyacaksınız. Eee, ne daha duruyorsunuz, takın güneş gözlüklerini ve başlayın okumaya…

Savunma Sanayi

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD başta olmak üzere batının uyguladığı ambargolar nedeniyle “Kendi uçağını kendin yap” sloganıyla milli savunma sanayini kurma çalışmaları, adım adım ilerleyip çok şükür ki bugün zirvelerde. Artık savunma sanayinin her alanında ordumuzun ihtiyacı olan her türlü silahı, aracı ve gereci, kendimiz tasarlıyor, kendimiz üretiyoruz.

Savunma sanayinde öyle bir noktaya geldik ki yakın bir geçmişte hemen her savunma sanayi ürünü yanında teknoloji de ithal ederken bugün birçok savunma sanayi ürünü yanında teknoloji bile ihraç etmeye başladık, çok şükür…

Peki, savunma sanayine bu kadar önem vermek, her şeyi yerli olarak üretmek gerekli mi? Savunma sanayine aktarılan kaynaklar, eğitime, sağlığa, kültüre aktarılmalı mı? Bu sorulara biz değil, Kanuni Sultan Süleyman Han cevap versin isterseniz. Üç kıta, yedi denize hükmeden O cihan padişahı “İstiyorsan sulh-u salah hazır ol cenge” diyerek güçlü bir orduya, güçlü bir ordu için de savunma sanayinin gerekliliğine işaret etmiş, asırlar öncesinden.  

Sadece biz mi savunma sanayine önem veriyoruz? Yo, diğer ülkeler de çok önem veriliyor ve milyarlarca dolar kaynak ayırıyorlar. Peki, her ne kadar müttefik olsak da birçok ülke bizim kuyumuzu kızmakla meşgulken, bizim ise onlara yönelik kötü bir niyetimiz yokken niçin diğer ülkeler savunma sanayine milyarlar aktarıp, silahlanıp duruyor? Aralarında bizim bilmediğimiz bir düşmanlık mı var?

Elbette ki her ülke topraklarını korumak için savunma sanayini geliştirecek, ordusunu güçlendirecektir. Yıllar önce iki kutuplu olan, Sovyetlerin dağılması sonrası tek kutuplu hale gelen Dünya, Rusya’nın bastırması sonucu tekrar iki kutupluluğa, hatta Çin nedeniyle de neredeyse üç kutupluluğa doğru yol alıyor.  

Değerli okurlar, diğer ülkelerin, özellikle de ABD’nin savunma sanayini geliştirmesi göründüğü gibi savunma amaçlı değil. Evet, değil! Her ne kadar Rusya ve Çin yeni güç odakları olmaya çalışıyorsa da Amerika tek başına dünyanın patronu olarak devam etmek ve başta İslam ülkeleri olmak üzere ülkeleri boyunduruğu altına almak istiyor.

Bunu hemen herkes biliyor çok sayın Çuvaldız, nereye gelmek istiyorsunuz diye siz sual eylemeden ben oraya geleyim. Türkiye, hem kendi hem Türk ve İslam Dünyası hem de mazlum milletlerin güvenliği için çok güçlü bir orduya, bugünkünden daha ileri düzeyde bir savunma sanayine sahip olmak zorundadır. Peki, bunlar yeter mi? Asla yetmez! Zira, bir ülkenin gücü, sadece savunma sanayi değildir. Sanayisi de güçlü olmak zorundadır.

Peki, bizim savunma sanayi dışındaki sanayimiz güçlü mü? Sanayi yatırımları yüksek katma değer oluşturan sektörlerde yoğunlaşmış mı? Teknoloji tabanları yüksek mi? Bu soruların tek bir cevabı var: O da maalesef hayır! Çağın ötesini gören bir vizyon ve misyona dayalı olarak Ar-Ge ve yenilikçilik yoluyla sanayimizi ileri teknoloji tabanlı hale getirilmedikçe, sanayi yatırımları yüksek katma değerli alanlara yönlendirilmedikçe, teşvikler ve destekler bu amaca yönelik olarak verilmedikçe, sadece savunma sanayi ile Amerika başta olmak üzere diğer ülkelerin emperyal amaçları karşısında durulamaz.

Buyurun Gelin, Yapalım Bana Bir Banayasa

Yürürlükte bir anayasamız var, bu iktidar tarafından defalarca değiştirilen. Anayasanın açık hükmüne karşın erken seçim kararı alan ve hazinenin tam takır kalması pahasına bol kese dağıtılan seçim rüşvetleri sayesinde seçimlerde üten taraf olan Reis, bu kırk yamalı anayasa bize yakışmıyor, hem darbe ürünü bir mahluk, gelin bir sivil anayasa yapılım diyor.

Anayasanın bir darbe sonrası hazırlanması mı, yoksa ihtiyaçları karşılamaması mı bir sorun? Darbe ürünü de olsa tam kırk bir yıldır ihtiyaçları karşılayan bu anayasa şimdi nasıl oldu da ihtiyaçları karşılayamaz oldu? Ve bu ihtiyaç, vatandaşların mı, yoksa birilerinin mi ihtiyacı?

Anayasalar, devlet idaresinin temel ve sınır taşlarıdır. Anayasanın hukukiliği kadar, uygulayanların da hukuk sınırları içerisinde kalması, anayasaların beklenen işlevi yerine getirmesinin olmazsa olmaz şartlarıdır. Hukuki olmayan bir anayasa ile beklenen elde edilemeyeceği gibi, başta cumhurbaşkanı olmak üzere, her seviyedeki devlet erkanının hukuka aykırı tasarrufları nedeniyle mükemmel bir anayasa bile işe yaramayabilir.

Siz “Anayasayı bir kere ihlal etmekle bir şey olmaz!” gibi ucube bir düşünceyi fiiliyata geçirerek gayrı ahlaki ve gayrı hukuki bir yolu açıp, anayasaya aykırı işlerle anayasayı çiğneyerek gelenlere böylesine tehlikeli bir yol açarsanız, sonradan gelenler de sizin izinizden gider  anayasayı paspasa çevir. Anayasanın yetersizliğinden önce hükümlerine ve hukuka ne kadar uyduğumuza bakmalı değil miyiz?

Beğenmediğiniz bu anayasanın 102 inci maddesi bir kişi üçüncü defa aday olmaz derken, siz adeta bu hüküm beni bağlamaz dercesine aday oldunuz ve seçim tarihini sadece bir ay öne çekerek ülkeyi seçimlere götürdünüz. Eee, madem anayasa sizi bağlamıyor, yenisine ne gerek var, eskisiyle kafanıza göre idareye devam edin…

Hazırlanacak yeni anayasa ile bir kişinin ikiden fazla aday olmasının yolu açılmaz, ya da cumhurbaşkanlarına mevcutlara ilave başka konularda da dokunulmazlıklar getirilmezse birileri gelir bu hukuksuzlukların hesabını sorar. En iyisi mi ben bir anayasa yaptırıp, kendimi iyice emniyete alayım mı diyorsunuz? Bu size uysa da bize uymaz, bilesiniz…

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?