AMAÇ CAHİLİ OLANLAR, ARAÇ CAHİLİ DE OLURLAR
Kendinizi, ailenizi, tercihlerinizi, yaşamınızı, milletinizi, her türlü iş, işlem ve ilişkilerinizi çek etmek, bölgenize, hatta evrensel nitelikte, derinlikte ve çapta her işleyişe, her probleme kayıtsız kalmamak asli görevinizdir. Bu görevlerinizi yerine getirmek için, siyasetle, ticaretle, edebiyatla, sanatla, sporla uğraşlarınız ve uğraş araçlarınızın olması kaçınılmazdır.
Abdulkadir TÜRK
Lewis Carroll’un meşhur, Alis Harikalar Diyarında çocuk masalından bir anekdot: Masalın kahramanı Alis ormanda kaybolur.Ürkek ve korkak tavırlarla sağa ve sola koşarken üç yol ağzı bir kavşağa gelir.Şaşkın vaziyette etrafa bakınır ve kenarda bir çınar ağacının en alt dalında; ‘cikcikcik’ diye öten bir serçe görür ve sorar:”Serçe kardeş ben ormanda kayboldum.Şimdi de önüme üç yol çıktı. Ben hangi taraftan gideyim?”Serçe Alis’e sorar: “Peki, nereye gideceksin Alis kardeş?”Alis cevap verir: “Fark etmez Serçe kardeş.”Bunun üzerine Serçe : “O hâlde fark etmez Alis kardeş, hangisinden gidersen git” der.
Hayat, amaçlarla araçlar arasında irâdi ve kadersel bir döngüdür. Alternatif yollar, imkânlar, yöntemler, binekler ve taktikler birer araç ve fırsattır ama görevinin ve amacının ne olduğunu, hangi yöne ve nereye gideceğini bilmeyenler için de bir anlam ifâde etmez. Evet, bir hedefinizin olması gerekli, ama yeterli de değil, hedefinizin doğru da olması gerekir. Çünkü amaçları doğru olmayanlar araçlarını da isabetli tespit ve tayin edemezler.Örneğin, avcısınız ve bir ava gideceksiniz?Orman, ya da arazi avı mı? Irmak, göl veya deniz avına mı gideceksiniz, ne tür bir av hayvanı avlamayı düşünüyorsunuz? Çıkacağınız avcılığın muhtemel tehdit, tehlike ve riskleri nelerdir?Nasıl bir araçla gideceksiniz ve yanınıza ne tür avlama aracı almanız gerekir?Sorularının cevaplarını biliyor olmanız ve ona göre de hazırlık yapmanız gerekir.
Gerçekte aradığınızdır amacınız olan. Ne aradığını bilmeyenler, bulduklarının ne olduğunu da anlayamazlar.Evet, amaç ulaşılmak istenen gaye, maksat ve hedeflerdir.Araç ise, sizi o amaca ulaştıracak her tür argüman, yol ve yöntemlerdir.
Her pratik, teoriye muhtaç
Her fikir, düşünce, nitelik, ilke, kural veya kavramlar; doğaları gereği ölüdürler.Ve bu imgeler, bir konunun teorik yanıdır, yani nazari bilgilerdir.Ancak, onları fiili bir işlemle işlevsel ve fonksiyonel hâle getirerek diriltir, pratize eder ve yaşamın bir parçası yaparsınız.Bu cümleden olarak, ilâhi sözler kitabı olan Kur’an bütünüyle bir faraziye değil, bir anlamda nazariye, yani bir teori kitabıdır.
Salt ve sadece okunmak için değil, okunup anlaşılsın diye gönderilen Kur’an, okunup doğru anlaşılmasıyla edinilen bilgilerin pratiğe aktarılması, hayatımıza sokulmasıyla ancak bir anlam ifade eder. Aslında, beşeri bütün kitaplar, senaryolar, plan ve programlar, hatta yasalar, nasihatler de böyledir.Bir ehliyet ve liyakati gerektiren pratisyenlik teorik bilgiye sahip olmayı da gerektirir.Ne kadar zeki ve yetenekli olursanız olun, her beceri yine de bir teorik bilgiye ihtiyaç duyar.
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sadece ahlâkı değil, iş, işlem ve iletişimleri itibariyle, bütün bir yaşamı Kur’an’ın öğretileriydi, yani Allah’ın vahyettiği sözlerin teorik bilgileriydi. Başarıyı tek başına teorik bilgilere sahip olmak değil, bilgilerin doğru anlaşılması, doğru anlamlandırılması ve doğru kullanılması getirir.’Bilenler dağları aşar, bilmeyenler düz yolda da şaşar’ öz deyimimiz anlatmaya çalıştıklarımızın ana fikridir.
Fıtrat ve eksen kayması
Rotası belli olmayan yelkenli bir gemiye hiç bir rüzgâr faydalı olmaz.Rotası belli olan yelkenli bir gemiye ise, deli rüzgârlar, engin denizler, çılgın dalgalar en güzel birer araçtır.Amaçlar, insanların, toplumların ve devletlerin misyonlarının (varlık nedenlerinin) zaruri ve zorunlu bir gereğidir de.Misyonunun farkında olmayanlar vizyon da geliştiremezler.Yani, var olma nedenini bilmeyenler varlığı, evreni, çevreyi, çağı, zamanı, olayları okuyamaz, strateji geliştiremez, kendilerini yenileyemez, yeni ve ileri hedefler ortaya koyamazlar.
Amaçlar ve araçlar, fıtrat, akıl, bilinç (idrâk) ve vicdan zemininde ete kemiğe, şekle şemaile bürünür, bir forma ve formata dönüşür.Hiçbir amaç, araçları kayıtsız şartsız, mutlak, meşru ve ahlâki de kılamaz.Hiçbir araç ise, kutsal ve vazgeçilmez de değildir ama her amaca da bir araçla gidilir. Amaçlar ne olursa olsun araç tercihleri, yasal, hukuki, insani, ahlâki ve evrensel olmak durumunda ve zorundadır. Yani, hiçbir amaç ve araç tercihi, bireysel ve kamu hukukunu bozamaz, rencide ve tehdit edemez, tehlike yaratamaz. Hiçbir amaç ve araç, evrenin, çevrenin ve canlıların ilâhi yasalarını ihmal ve ihlâl edemez. Tarih, böyle bir cüreti gösteren haksız, bahtsız ve hadsiz insanların ve kavimlerin mezarlarına işaret ve tanıklık eder.Bu noktada, iradi bir varlık olan insanın amaç ve araç tercihleri bir eleştiri, kınama ve suçlama konusu da olamaz.
Süreç içinde, amacınızı ve araçlarınızı beğenip sizinle yol arkadaşlığı yapanlarda olacaktır, farklı düşünüp beğenmeyenlerde olacaktır.İdealist insanların ve ekiplerin, duygu duvarlarını aşıp bu değişkenliklere alışması ve saygı duyması gerekir.
Herkes, her şeyden sorumludur
Tam da, bu noktada ‘Dinde zorlama ve baskı yoktur’ ayeti, (Bakara/256) insanların her alanda ve her konuda ki, farklı tercihlerine ilâhi bir referanstır. Akli ve iradi bir varlık olan, bireysel yetki ve yetenek sahibi insanlar tercihlerinin, sorumluluğu ve bedeli kendilerine ait olmak kayıt ve şartıyla, özgür ve özgündür. İnsan, makro planda önce evrende ki varlık nedenini (misyon) öğrenmeli, içselleştirmeli ki, ona göre de amaç ve araçlarını sağlıklı bir şekilde tayin ve tespit edebilsin.Örneğin, salt ve sadece dünyevi, zümrevi ya da bireysel beklentili siyasi bir amacınız varsa, parti ve particilik bu amacınız için meşru ve yasal bir araçtır.Yok, amacınız sizin, evrenin ve her şeyin bir, tek, mutlak güç ve tasarruf sahibi Allah’ın rızasına talip olmak ise; O’nun hatırı ve rızası için, yetki ve ilgi alanınızda ki her şeyi, örneğin, kendinizi, ailenizi, tercihlerinizi, yaşamınızı, milletinizi, her türlü iş, işlem ve ilişkilerinizi çek etmek, artı, bölgenize, hatta evrensel nitelikte, derinlikte ve çapta her işleyişe, her probleme kayıtsız kalmamak asli görevinizdir.Bu görevlerinizi yerine getirmek için, siyasetle, ticaretle, edebiyatla, sanatla, sporla uğraşlarınız ve uğraş araçlarınızın olması kaçınılmazdır. Ki, birer kul, elçi, nebi, resul olan tüm Peygamber’lerin görevleri de bu idi.
Bu arada, namaz, oruç, hac gibi kulun Allah’a karşı bir saygısı ve hürmeti olan ibadetler esasen birer amel-i salih değildir. Ama sizi amacınıza, yani Allah’ın rızasına götürecek araçlarla muamelât alanında yaptığınız her iyi ve güzel iş birer amel-i salihtir.
Bir şey de var ki, Allah’ın rızasını kazanmak için yaptığınız siyaset, ticaret, edebiyat, kültür, sanat, spor gibi uğraşlar bir çıkar elde etmek için değil, bir ibadet saflığında ve temizliğinde hak ve hakkaniyet esaslı yapılmalıdır.
Son söz:
“Eğer Müslümanlar, sadece Asr Suresi’ni tam ve doğru anlamış, anlamlandırmış ve ona göre yaşamış olsalardı bugün, sadece Türkiye’miz değil, bölgemiz ve dünyamız bambaşka medeni bir güzelliğe sahip olurdu.” (Aykut Edibali)