Hüsamettin AKYILDIZ
2018 yılının Aralık ayında Abdurrahman Önder Bey ve bir grup arkadaşla Merhum Bilge Lider Aykut Edibali Beyefendi’yi İstanbul’da ziyaret etmiştik. Aklımızdaki her soruyu rahatça kendisine soruyorduk. Abdurrahman Bey:
– “Sayın Genel Başkanım, uyarı ve kontrollerinize bu dönem her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bize görevler verin ve yapıp yapmadığımızı sorun, sizi fazla yormayalım. Ama sizden sonuna kadar da istifade edelim” diyerek konuya girmeye çalıştı. O, sadece dinledi ve bana dönerek:
– “Hüsamettin, bu pantolon sana biraz bol sanki. Ama güzelmiş. Yakışmış, iyi günlerde giyin.” dedi.
Bir müddet suskunluktan sonra tekrar konuya girmeye çalışıyoruz. Abdurrahman Bey:
– “Sayın Genel Başkanın, yaşımız birikimimiz ne olursa olsun bir sürü eksiğimiz var. Bu dönemde size her zamankinden daha çok ihtiyacımız var” deyince Bilge Lider:
– “Benim de size ihtiyacım var. Müminler birbirinin kardeşidir, birbirlerini ikaz edecek, irşat edecek. Hatırlayalım: “O ölür veya öldürülürse siz ne yapacaksınız? Vaz mı geçeceksiniz?” ayeti hatırlatılınca Hz. Ömer, “bu ayet var mıydı?”, diyor. Unutmuşlar. Hz. Peygamber vefat etmiş, kolay değil, kâinat onlar için yıkılmış, ne yapacaklarını bilemez vaziyetteler. Hatırlayan yine Hz. Ebubekir oluyor. Hz. Peygamber’in en sadık dostu, arkadaşı, her şeyini paylaştığı insan, aynı zamanda kayınpederi…”
Yine derin bir sessizlikten sonra Merhum Bilge Liderimiz sözlerine şöyle devam etti:
“Emr-i Hak vaki olur, olabiliyor. Hazır olmak lazım… Yani kimin davası? Ne diyor Hz. Ebubekir: “Eğer Muhammed’in davasını güdüyorsanız bilin ki Muhammed öldü. Ölümsüz olan davaya inanıyorsanız o Allah’ın davasıdır. O bakidir.” Yine Hz. Ebubekir, “içinizde en muktedir ve layık ben olmadığım halde beni başınıza geçirdiniz. O zaman sorayım size. Beni geçirdiğiniz bu makamda Hz. Peygamber vardı. O, Allah’ın Peygamberi idi, onda bir yanılma olursa onu düzeltmek için vahiy melekleri gelirdi. Bizim böyle bir imkânımız yok. Ben yanılırsam ne yaparsınız” diye arkadaşlarına sordu. Bizim de bir tek çaremiz var, onun için müminler birini yıkayan iki el gibidir denmiştir. İkaz ve irşat, usulüne göre yapılırsa harika bir iş olur.
Sahabe, Bedir’de Hz. Peygambere soruyor: Ya Resulullah sen bizi buraya mevzilendiriyorsun, bu sizin tefekkürünüzün sonucu mudur, yoksa vahyin sonucu mudur? Soruyor sahabe bize örnek olsun diye. Diyor ki bu benim düşüncemin mahsulüdür. Eğer “vahiydir” derse bir şey denmeyecek. Sahabe cevaben diyor ki: Ya Resulullah, biz burada mevzilenirsek ayağımız kayar, başarılı olamayız, daha uygun bir yere geçmemizi öneririm. Bu bir istişaredir. Müslüman’ın yapacağı istişaredir.”
Bir müddet daha sessizliğin ardından Abdurrahman Bey:
“Sayın Genel Başkanım, sizin belirleyeceğiniz bir genel başkan yardımcısı olmalı, biz de onu sizin görevlendirdiğinizi bilmeliyiz. Herkesin görevi belli olacak…” dedi.
Bilge Lider: “Hz. Ömer’in her şeyden haberi vardı. Nasıl? Çünkü ona doğru haberler getiriyorlardı. “Haber-i sadık” denen bir şey var, başkan öylece haberdar olabiliyor. Yoksa mümkün değil, her yere gidip teker teker haberdar olması. Şayet bu yapı yoksa oluşturulacak. Başka çaresi yok. Bu konuda Millet Partisi organizasyonu iyi bir imkân. Her şeyi meşru olarak yapabilirsin, bundan azami olarak istifade etmeliyiz. MP statüsünü iyi kullanmalıyız. Doğrudan genel başkanla konuşuyorsan o da ayrı bir şey…”
Abdurrahman Bey, “Sayın Genel Başkanım, bir diğer konu da biz dışarı adam vermiyoruz, ama yeni adamlar da halkamıza katamıyoruz, katılanları devam ettiremiyoruz” deyince:
“Adam vermemek iyi bir şey, ama herkesi aynı anda disiplin potasına sokamazsın, bu doğru da değildir. O zaman genişleyecek yeni halkalar yapmak lazım, bir tek halkaya sıkıştırmamak lazım.” dedi.