Etnisite ve Etnik Terör

Dünya genelinde terör örgütlerinin ortaya çıkış sebebi, genel olarak bölgesel, toplumsal, etnik ve ayrılıkçı sebeplere dayanmaktadır. Etnik çatışmanın en açık nedeni, etnik kimliğin yeterince ifade edilememesidir. Bir toplumun kendini ifade edememesi; etnik dilin tanınmaması veya yeterli düzeyde kullanım alanı bulamaması, etnik gruba yönelik politik kısıtlamalar, etnik kültürün sınırlanması şeklinde kendini gösterebilmektedir.

Etnisite Nedir?

Etnisite (ethnicity), Antik Yunanda kullanılan “ethnos” kelimesinin İngilizceye “etnik” (ethnic) olarak girmesiyle türetilmiş bir kavramdır. Antik Yunan’da “ethnos” kelimesi “gentile” ile aynı manada kullanılmıştır ve bu kelime Hristiyan ve Yahudi olmayan “pagan” anlamına gelmektedir. Etnik grup kavramı, fiziksel özellikleri ve/veya geleneklerindeki benzerlikler ya da birbirleriyle ortak kökenlerin olduğu konusunda öznel bir inanca sahip olan insan grupları olarak tanımlanabilmektedir. (Weber, 2006: 35)

Etnisite, millet ve milliyetçilik kavramlarının ortaya çıkışı, eski olmasına rağmen bu kavramların bir güvenlik sorunu olduğu soğuk savaş sonrası dikkat çekmektedir. Milliyetçilik, 19. yüzyılın başlarında Avrupa’da başlayan endüstrileşme ve reform hareketleri sonrasında ortaya çıkan ulus devletlerin inşa sürecinde gündeme gelmiştir. Aslında o zamana kadar çatışmayla bağdaştırılmayan milliyetçilik akımı, vasıf değiştirmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı akabinde ortaya çıkan “kendi kaderini tayin hakkı” (self-determination) anlayışının etkisiyle, imparatorluklar yıkılmış ve birçok devlet doğmuştur.

Etnik Terör

Soğuk savaşın nihayete ermesi ve süper güç olabilme çabalarının ortadan kalkmasının akabinde, çoğu devlet sınırları içerisinde cereyan eden etnik çatışmalar, küresel barışı tehdit eden yeni bir tehlike olarak ortaya çıkmıştır. Etnik toplulukların, şiddet odaklı ve güvenlik tehdidi olduğu şeklinde genelleme yapılması doğru olmamakla birlikte,terör örgütlerinin etnisiteye dayalı olduğu da göz ardı edilemez. Çatışma ve terörizm gibi şiddet içerikli eylemleri, kendi amaçları için araç olarak kullanan birey ve gruplar, etnisite ve milliyetçilik gibi toplumları derinden etkileyebilecek ve geniş kitlelerde ilgi uyandıracak konuları istismar edebilmektedir. Bu itibarla etnik ayrılıkçı örgütlerin demeçlerinde ve eylemlerinde her zaman andıkları etnik topluluk, millet, milliyetçilik ve buna benzer kavramların açıklanması ve anlaşılması konunun daha iyi vurgulanması açısından önemlidir.

Medeniyetin beşiği sayılan Avrupa kıtası dahi farklı dönemlerde, farklı amaçlara sahip ayrılıkçı etnik örgütlerin saldırılarına maruz kalmıştır. Birleşik Krallık’ta IRA (IrishRepublicanArmy) ve sonrasında PIRA (ProvisionalIrishRepublicanArmy), İspanya’da ETA (Euskadi ’ta Askatasuna), Fransa’da FLNC (FrontediLiberazioneNaziunaledi a Corsica), Yunanistan’da 17 Kasım, Almanya’da BaaderMeinhof, İtalya’da Kızıl Tugaylar, Türkiye’de DEV-SOL (Devrimci Sol), Hizbullah, İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncıları Cephesi),ASALA ve PKK (PartiyaKarkerenKurdistane) sadece birkaç örnektir.

Bunlar içerisinde IRA ve ETA, demokratik rejimlere sahip ülkelerde uzun süren eylemleri ve bunun getirdiği yıkıcılıkları itibariyle dikkat çekmektedir. Bugünkü durum itibariyle IRA ve ETA, eylemlerine son vermiştir. Uzun yıllar sürdürdükleri terör eylemlerinden neticeye ulaşamayan etnik ve ayrılıkçı terör örgütlerinin bir kısmı silah bırakarak kendilerini feshederken bir kısmı da faaliyetlerini siyasal alanda sürdürmeyi tercih etmişlerdir. Bunların başında IRA gelmekte olup halen legal siyaset çerisinde yer almaktadırlar.

Etnisitenin Siyasal Hâle Gelmesi

Etnik farklılıkların her koşulda sorun ve şiddet çıkaran sebepler olarak görülmemesi gerekir. Dünya üzerinde bulunan ulus-devletlerin hemen hepsi, farklı etnik grupları içerisinde barındırmaktadır. Ancak bunların çok azı etnik çatışma yaşamıştır. Bununla birlikte, etnik çatışmaların uzun sürmesi ve ciddi can ve mal kayıplarına yol açtığı da aşikârdır.

Joseph Rothschild (akt. Bauman2006, 62) etnik sorunların siyasallaştırılmasını “etnopolitika” olarak adlandırmakta ve bunu “etnik kategoriler arasında ve genelinde yapılandırılmış eşitsizlik sistemlerini değiştirme ya da güçlendirme amacıyla etnisiteyi psikolojik veya kültürel ya da kültürel veya toplumsal veri olmaktan çıkarıp siyasi bir manivela gücü haline getirme” olarak tanımlamaktadır.

Etnik kökenli bireyler, varlıklarının ve kimliklerinin tehdit altında olduğunu düşünebilmekte ve bu sebeple etnik özellikleri temelinde arzu etikleri hakları elde etme yolunda çabalayabilmektedir. Devlet yapısı içerisinde bu taleplerin şiddet içermeyen yöntemlerle karşılanması mümkünken; azınlıkta olma nedeniyle siyaset yolunun yetersiz kalacağı veya bu yolla bir şey elde edilebilmesinin mümkün olmayacağı gibi sebeplere bağlı olarak çatışma ve savaş gibi ayrılıkçılık yada özerklik söylemlerini içeren ve şiddeti referans alan yöntemler kullanılmaktadır.

Şiddet kullanımının, etnisitenin siyasal hâle gelmesinde çok büyük bir etkisi bulunmaktadır. Öne sürülen ideolojileri gerçekleştirebilmek adına kalabalıklar hedef alınarak şiddet uygulanabilmektedir. Burada etnik kimliğin herhangi bir tehdit altında olmasına da gerek bulunmamakta, kimlik oluşturma çabası veya oluşturulan kimliğin, hedeflerin canlı tutulması için tehdidin algılanması yeterli olmaktadır.

Devletler, etnik sorunlara genelde yabancı değildir. Var olduğu savunulan sorunların ortaya geliş biçimleri de ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Kimi etnik gruplar, bu sorunları siyasi parti aracılığıyla savunurken, kimileri de şiddet unsurlarını kullanarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Olayların şiddete dönüşmesinde devletlerin, uluslararası camianın ve de yerel örgütlenmelerin etkisi oldukça büyüktür.

Bu etki ile etnik gruplar çeşitli haklar talep edebilmektedir. Söz konusu haklar; yasa önünde eşitlik, ekonomik ve sosyal eşitlik, azınlık dilinin her alanda kullanılabilmesi, siyasi tanınma, yerel yönetimde otorite, konfederasyon isteği, ayrılık talepleri ya da komşu devlete katılma isteği gibi hususlarda çeşitlilik gösterebilmektedir.

Sonuç Olarak;

Etnik kökenli örgütler, silahlı eylemlerini artırdığında, devletler, askeri kuvvetlerle eylemleri bastırma ve bunu yasalarla destekleme biçiminde tepki vermektedirler. Şiddet faaliyetleri azaldığı zamanda ve ülke güvenliği açısından bir nebze rahatlaması devletlerin siyasal, sosyal ve ekonomik tedbirlerin mücadelede kullanması gündeme gelmektedir. Diğer bir deyişle, şiddet devam ederken öncelik zor kullanmayı içeren yöntemlerle şiddetin azaltılması yönünde olmaktadır.

Etnik terörle mücadele açısından şu üç husus önem taşımaktadır. Birincisi, etnik politika yürütenlere söz hakkı tanınmasıdır. Bu durumun radikal olanların ılımlı bir hâle gelmesine ve terörizmle mücadelede halkın kazanılmasında yardımcı olacaktır. İkincisi, çatışmayı benimsemiş örgütün varlığını engellemek için beslendiği kanalların, ülke içi ve dışında kurutulması gerekmektedir. Bu sebeple örgütün, halktan fiziksel ve ideolojik olarak uzaklaştırılması önem taşımaktadır. Üçüncüsü, devletlerin çatışmayla mücadele politikalarını hukuk düzleminde yürütmeleri gerekmektedir. Son olarak da etnik temelli çatışmalarla mücadelede bir devlet kendi sınırları içerisinde etkin tedbirler alsa dahi örgütler dışarıda nefes alabileceği bir ortamı bulduğu ölçüde varlıklarını devam ettirebilecektir. Bu sebeple, ayrılıkçı etnik örgütler ile mücadelede, mücadele araçlarının uluslararası seviyede de kullanılması büyük önem taşımaktadır.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?