Osmanlı’nın Son Zaferi Kutü’l Amare 2

Kûtü’l Amâre, Dicle nehri kenarında üç tarafı suyla çevrili liva merkezi bir kasabaydı. Kanuni döneminden beri de Türk toprağıydı. Nüfusu 1915 sayımına göre 6500 kişi, kuşatılan muharip İngiliz askeri sayısı 8893 idi. Ayrıca Selman-ı  Pak muharebesinde esir düşen 1500 Türk askeri de ellerinde bulunuyordu. Kuşatmaya katılan Türk birliğinin mevcudu 17 bin kişi kadardı.

Kûtü’l Amâre Basra Körfezi’nin 350 km kuzeyinde, Bağdat’ın 170 km güneyinde bulunuyordu. İçinde kerpiçten yapılmış Kudeyra Kalesi vardı. Kûtü’l Amâre halkının çoğu Şii idi. Ancak bunların çok azı İngilizlerle işbirliği yaptı. Halkın çoğunluğu işgale karşı direndi, önemli bir kısmı da Türk ordusu için casusluk yaptı. Komutan Nurettin Bey çok isabetli bir kararla Hz. Ali’nin sancağını getirterek ordumuzun ve halkın şevkini artırdı. Hintli askerler arasında bulunan Müslümanlara, “İslam halifesinin ordusuna karşı savaşmaması” gerektiği temalı bildiriler ulaştırıldı. İngilizler Türklerin İslam’ı terk ettiğini propaganda ederek, Hintli Müslümanları Abdulkadir Geylani’nin türbesini kurtarmak vaadiyle motive etmek suretiyle bölgeye getirmişlerdi. Kuşatmanın ilerleyen günlerinde gerçekleri gören pek çok Müslüman asker Türk saflarına geçti.

General Townshend, kuşatmanın ilk günlerinde yirmi kadar aşiret ileri gelenini rehin aldı. Nurettin Bey’in, sivil halkı bırakması, teklifini de geri çevirdi. Bu durum yiyecek sıkıntısı çekmelerini hızlandırdı. Daha sonra İngilizlerin sivil halkı tahliye teklifi Türk ordusunca reddedildi. Nurettin Bey’in teslim olmaları teklifini de reddettiler. Kendilerine kısa zamanda yardım geleceğinden emin görünüyorlardı. Aralık ayının son haftasında kuşatmada görevli Türk askeri sayısı 25 bini bulmuştu. General Townshend hatıralarında: “Türk askeri, ilk gün lağımcıların tünel kazması yerine taarruz etselerdi, mutlak bir zafer elde edeceklerdi.” der.(3)

Halk yiyecek saklamıştı. İngiliz ordusu ev ev arayarak, hepsine el koydu. Mart ayından itibaren de Araplar, İngiliz siperlerinde zorla çalıştırılmaya başlandı. Bu gelişmeler halkın aç kalmasına, çöplerden yiyecek aramasına ve İngilizlerden nefretinin artmasına sebep oldu. Aralık ayı Türk topçusunun  Kûtü’l Amâre ‘yi dövmesi, taarruzlar ve İngilizlerin savunması ile geçti. Arada  İngiliz ordusunun başarısız çıkış harekâtları da oldu. 4-31 Aralık tarihleri arasında kuşatma altındaki İngilizler, 1774 kayıp verdiler.

Bu arada Basra’da bulunan General Fonten Aylmer, kuşatma altındaki askerlerini kurtarmak için hazırlık yapmaktaydı. Bizim tarafta ise aralık ayının ilk haftasında, VI. Ordu teşkil edilmiş ve komutanlığına Alman Mareşal W. L. C. von der Goltz Paşa atanmıştı. Kendisi 1878’den beri ordumuzun modernizasyonu için ülkemizde uzun süre bulunmuştu. Mareşal Goltz, iyi bir eğitim subayı olmasına rağmen, kurmay olarak yetersizdi. Albay Nurettin Bey, haklı olarak kararlarına itiraz ediyordu. O da Halil Bey ile Nurettin Bey’in arasına nifak sokmaya çalışıyordu. Aynı rütbedeki iki komutanımızdan Nurettin Bey, daha kıdemli olduğu için komutanlığına atanmıştı. Her iki komutanın dikkati, özellikle Halil Bey’in feraseti sayesinde emeline ulaşamadı. Ancak ileride Halil Bey komutayı devraldığında, onunla uyumlu çalıştı.

İngilizler, ocak ayından itibaren çarşıdaki dükkânların kapı ve kepenklerini söküp, yakmaya başlamışlardı. Geceleri gaz lambası ışığında Dicle’den kirli suyu alıyor, şapla arıtarak içme suyu olarak kullanıyorlardı. Bizimkiler ise kaynatıp, durultarak içiyordu. Suya Kûtü’l Amâre’nin lağımı karıştığından, bizim askerler için risk daha fazlaydı. Üstelik her zaman kaynatma imkânı da olmuyordu.

1916 yılı ocak ayının ilk günü İngiliz birliği kuşatma bölgesine ulaştı. Çatışma başladı. Bundan sonra yardıma gelen İngiliz ordusu ile Türk birlikleri, Delabaha’da, Sabis’te, Beyt-i İsa’da, üç defa Hadiri Kalesi önlerinde, dört defa Felâhiye’de karşı karşıya geldiler. 6 Ocak 1916 günü İngilizlerle Şeyh Saad muharebesi yapıldı. İngilizler, 4 bin kayıp vererek geri çekildiler. Bu muharebede geri çekilme emri veren kumandan Albay Nurettin Bey, Bağdat valiliği ile Irak ve Havalisi Genel Komutanlığından alındı. Yerine Albay Halil Bey tayin edildi. (Geçen yazımızda sehven bu tayinin kuşatma öncesi yapıldığı yazılmıştı. Düzeltiriz.) Goltz Paşa’nın emrinde çalışmak istemeyen Nurettin Bey, 19. Kolordu Komutanlığı’na atandı.

Sabis Zaferi (08 Mart 1916)
General Aylmer komutasındaki Tigris (Dicle) Kolordusu, miralay Ali İhsan Bey (Sabis) komutasındaki XIII. Kolordumuza saldırdı. Sabis Tepesi, Kûtü’l Amâre ‘nin 16 km doğusundadır. Ali İhsan Bey’in emrindeki 35. Fırka, yerli Irak halkından oluşuyordu. Komutanın tespitiyle, talim, terbiye ve disiplini çok az, harp aletleri eski, maneviyatı sarsılmış askerlerdi.(4)

Ali İhsan Bey, fırka komutanı Miralay Abdürrezzak Bey’e, düşmandan kaçanların idam edileceği, makineli tüfeklerle imha edileceği, şeklinde kati emir verdi. Daha önce bulunduğu cephelerde benzer uygulamalar yaptığı bilindiğinden, bu emrine uyuldu. Ne yazık ki o günlerde Irak’ta 20 binden fazla asker kaçağı vardı. Aynı Irak’ta, olağanüstü fedakârlık sergileyen gönüllüler de vardı. Bunlardan birisi de Kerha Gurup (süvari birliği idi) komutanı Dağıstanlı Muhammed Fazıl Paşa idi. (Şeyh Şamil’in kayın biraderi) Emekli olmasına rağmen gönüllü savaşa katılmıştı. Elinde Kafkas kılıcı ile birliğinin başında hücum ederken, topçu ateşi ile vurularak, 9 Mart 1916 yılında 80 yaşında şehit oldu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen tek evladı olan Hadduç Hanım, babasının hayatını yazdı. (5)

İngilizler, Sabis Tepesi önünde bin kadar ölü bırakarak, 2 km geriye çekildi. Toplam ölü sayıları 3500 olmasına karşılık, bizim şehit sayımız 1230 kişi idi. Bu yenilgi üzerine General Aylmer görevden alındı, yerine Mareşal Gorringe getirildi.
               

Mehmetçik, sadece sırtlan sürüleri ile savaşmıyordu. Bir de “çöl çakalları” vardı. Komutan anlatıyor: “Dicle nehrinin taşkın zamanlarında nehir yatağının 4-5 km. civarı sular altında kaldığından buralarda çalılar yetişmişti. Bu çalıların içinde çöl çakalları saklanıyor ve gündüzleri hiç ses çıkarmıyorlardı. Akşam karanlığı basınca bu melun hayvanlar meydana çıkarak gayet fena sesle uluyorlar bizi taciz, hatta üzerimize hücum ediyorlardı.” (6)
                Ali İhsan Bey, Beyt-i İsa’yı da kahramanca savundu, İngilizlere büyük zayiat verdirdi.
               

Felâhiye Muharebeleri (Kurtuluş Savaşları)

İngilizlerle dört Felâhiye muharebesi yapıldı. Hepsinden bahsedemeyeceğiz ancak 2. Felâhiye Muharebesi’nde kanıyla mektup yazan Yüzbaşı Mehmet Muzaffer’i anmazsak, vefasızlık etmiş oluruz.
Destanını Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’nda (7) okuyabilirsiniz. O Mehmet Muzaffer ki, bir hafta önce evlenmiş, izni olmasına rağmen cepheye koşmuştu. Gırtlağına saplanan bir kurşunla yaralandığında, önceden hazırladığı zarf içindeki kâğıda kanıyla: “Kıble ne tarafta? Kelime-i şahadet, bölük intikamını alsın!” yazıp, şehit olur. Bölüğü intikamını da alır, muharebenin zaferle taçlanmasını da sağlar.

Sonuç olarak İngilizler 30 bin ölü verdikten sonra, Kûtü’l Amâre’ye karadan ulaşamayacaklarını anladılar. Çaresiz kalınca İran’da bulunan müttefikleri Ruslardan yardım istediler. Ancak Rus ordusu da dersini aldı. Yardıma gelemedi. İngilizlerin havadan ikmal ve nehir yoluyla yardım denemelerini, teslim oluşlarını, işgal sırasında İstanbul’daki ofislerine astıkları “Kut’u Unutma!” levhalarını ve yine İstanbul’da daha dün açtıkları “Kut Kilisesi”nin hikâyesini üçüncü ve son yazıya bırakalım.

3- Townsend, a.g.e, s. 371, 391
4- Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Birinci Dünya Harbi, 3. cilt, s. 93, İst., Nehir Yayınları, 1991
5- Hadduç Fazıl Dağıstanlı, Bir Kahramanın Hayatı – Dağıstanlı Muhammed Fazıl Paşa, İst., Doğan Kardeş Matbaası A. Ş., 1969
6- Ali İhsan Sabis, a.g.e., cilt: 3, s. 86-87
7- İlhan Selçuk, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, İst., Remzi Kitabevi, 1975 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?