Fesih İnandırıcı Mı?

Fesih kararı ile başlatılan bu süreçte KCK stratejisinden sapma yoktur. Örgüt Türkiye’de demokratik yollarla amacına ulaşmaya çalışacak ve Kürt sorununu “bir halkın kendi kaderini tayin hakkı” adıyla uluslararası sahaya taşıyacaktır. Terörist sıfatını terk etmiş bir örgütün bu yöntemi uluslararası camiada destek bulması oldukça mümkündür.

Terörsüz Türkiye süreci için toplumsal destek şarttır. Bu çerçevede öncelikle PKK’nın Lozan Antlaşması, 1924 anayasasını reddiyesi ve soykırım iddiası derhal reddedilmeli, PKK’nın bu sözlerini açıkça geri alması sağlanmalıdır. Aksi halde Fesih Kararı inandırıcı olmayacaktır. Sürecin tıkanması pahasına, bu gerçekleşmeden hiçbir yasal ve idari düzenleme yapılmayacağı ilan edilmelidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik tuzaklar bu alandadır.

 

Terörsüz Türkiye adıyla anılan ve şaşırtıcı bir hızla gelişen bir değişim yaşıyoruz. Adeta oyun kurucular tarafından önceden kurgulanmış senaryo izliyor gibiyiz. Terörsüz Türkiye’yi kim istemez? İstemeyen en azından Türkiye’yi sevmiyor demektir. Yeter ki Terör örgütü ilan ettiği Türkiye’yi bölme emelinden vazgeçmiş olsun. Gerçekten Örgüt bu emelinden vaz geçti mi? Bu süreç nasıl evirilecektir? Bir çözüm stratejisi gerçekleri ve zorunlulukları göz ardı edemez. Önce onlara bakalım.

Gerçekler

1.Başarı Ölçütü. Terörle Mücadelede askeri ve siyasi başarı %100 olmadığı sürece kazanan taraf Terör Örgütü olur. Örgüt savaşı kazanmış gibi buyurgan olur.

2.Büyük Resim. PKK Büyük Reisimin sadece bir koludur. PKK, KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) içinde dört unsurdan birisidir. Öcalan tarafından 2005 yılında kurulan KCK’nın hedefi; dört ülkedeki Kürdistan yapılanmasını “Kürdistan Demokratik Toplumlar Konfederasyonu” altında birleştirmektir. Bunlar PKK (Kuzey Kürdistan/Türkiye) PJAK (Doğu Kürdistan), PÇDK (Güney Kürdistan/Irak), PYD/YPG (Batı Kürdistan/Suriye). KCK lideri Öcalan’dır ve PKK’nın fesih kararı KCK stratejisinden sapma anlamına gelmeyecektir.

3.KCK Stratejisi. Bu strateji Sevr Anlaşmasının hükümlerine çok yakındır ve müellifinin ABD olması asla şaşırtıcı olmamalıdır. Zira Wilson Prensiplerine göre dayatılan Sevr, Lozan Antlaşması ile yırtılıp atılırken bu Antlaşmayı onaylamayan ülkelerden birisi de ABD’dir. ABD’nin 1991, 2003 Körfez Savaşları ile Ortadoğu’ya müdahalesi, 2012’de İŞİD bahanesiyle Suriye’ye müdahalesinin arka planında hep bu Büyük Kürdistan ve Büyük İsrail hesabı vardır. BOP ile sınırlar değişecekti. Bunlardan dördü Irak, Suriye, İran ve Türkiye. Bu gerçeği göz ardı ettiğimizde bugünün sözde sürecini anlamlandırmak mümkün değildir.

4.Çözüm Süreci. Türkiye 2013-2015 arasında “Çözüm Süreci” trajedisi yaşadı. Bu süreçte de PKK’nın Türkiye dışına çıkması, silah bırakması gibi konular vardı. Gerçekte olan şey ise; PKK’nın ABD desteğiyle Suriye’de PYD/YPG adıyla ordulaşması ve ABD’nin kara ordusuna dönüşmesi olmuştur. Benzer şekilde son “fesih” süreci ile PKK’nın PJAK’la birlikte İran’da görev üstlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Zira ABD bu örgüte Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi İran’a yönelik olarak da benzer desteği verebilir.

5.Fesih Süreci.KCK’nın PKK’yı feshetmesi sürecini zorlayan bazı gerçekler vardır.

Birincisi, Örgüt’ ün Türkiye’nin ne Irak ne de Suriye olmadığını ve rejim zafiyeti olan bu ülkelerde alınan sonuçların silahlı mücadele ile Türkiye’de alınamayacağı gerçeğini görmesidir. Üstelik Örgüt Türkiye’de askeri anlamda oldukça zayıflatılmış durumdaydı. 

İkincisi, bu ülkelerde ABD’nin açık desteği söz konusu iken, bir NATO ülkesi olan Türkiye’de ABD’nin açık askeri destek veremeyeceğidir.

Üçüncüsü, neredeyse tüm Batı dünyası KCK bağlamında Kürt diplomasisine sempati beslerken, uyuşturucu ve insan kaçakçısı olması nedeniyle de terör örgütü olarak tanıdığı PKK yapılanmasının en azından “ismen” ortadan kalkmasını istemesidir. Başlayan yeni dönemde “uluslararası aklın” etkin olduğu yükselen alkış seslerinden anlaşılmaktadır.

Dördüncüsü, diğer ülkelerden farklı olarak KCK’nın Türkiye’de silahlı mücadele yerine (iç konjonktürün de etkisiyle) demokratik yöntemlerle amacına ulaşabileceğini öngörmesidir.

6. Fesih. PKK’nın savaş kazanmış gibi yaptığı “buyurgan” fesih açıklamasında neler var?

PKK’nın örgütsel yapısı feshediliyor ve PKK adıyla yürütülen faaliyetler sonlandırılıyor. Yani KCK’nın diğer yapıları kapsam dışı kalıyor.

PKK silahlı mücadele yöntemini terk ediyor, ancak silah bırakmaktan ve silahları teslim etmekten bahsetmiyor.

PKK Kuzey Kürdistan emelinden vaz geçmiyor, yasa ve anayasa değişikliği ile bu emele giden yolu döşemek istiyor.

Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasını tanımayarak Türkiye Cumhuriyeti’ni Kürt ve Türk halklarının kurucusu olduğu yeni bir Cumhuriyete dönüştürmek istiyor. Burada tehlikeli bir oyun söz konusudur.

Türkiye’yi soykırım ile suçluyor. Bu suçlama ileride başlatılacak projelere işaret etmektedir.

7. Kürt Diasporası. Diaspora Batı dünyasında sürekli aktif ve etkin olmuştur. Avrupa Parlamentosu, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin sempatisi ile cesaretlendirilmiştir. Kürt Diasporası Konfederasyonu, Türkiye’de iç hukuk yollarını tüketerek BM’ye “kendi hakkını tayin hakkının” tanınması için müracaatta bulunmuş ve BM dilekçeyi kabul etmiştir. Diğer yandan Lozan’da Kürt Enstitüsü kurulmuştur. Bu çabalar; uluslararası camia tarafından terör örgütü olarak tanınan PKK’nın sözde feshedilmesi sayesinde “kendi kaderini tayin” hakkının diplomasi ve hukuk altyapısını oluşturmaya yöneliktir. Kabul etmek gerekir ki akıllı bir stratejidir.

8.İdeolojik Uyumsuzluk. PKK’nın ideolojisi Sosyalizm kökenlidir. Bu örgütle toplumsal bütünleşme sağlayacak olan otoritenin bir kısmı Ilımlı İslam ideolojisini, bir kısmı ise tavizsiz Milliyetçiliği temsil etmektedir. Bu uyumsuzluğun ortak paydasını bulmak oldukça zor olacaktır. Diğer yandan Kürt halkının çoğunluğunun PKK ideolojisini benimsemediği de önemli bir gerçektir.

9.Özet. Gelinen aşamada KCK liderliği PKK isminin ağır yükünden kurtularak emellerine uygun yeni bir dönem açmak istemektedir. Fesih kararı ile başlatılan bu süreçte KCK stratejisinden sapma yoktur. Örgüt Türkiye’de demokratik yollarla amacına ulaşmaya çalışacak ve Kürt sorununu “bir halkın kendi kaderini tayin hakkı” adıyla uluslararası sahaya taşıyacaktır. Terörist sıfatını terk etmiş bir örgütün bu yöntemi uluslararası camiada destek bulması oldukça mümkündür.

 

Bundan Sonrası

40 yılı aşkındır yürütülen silahlı mücadelede, zaman zaman örgütün çökertilmesine rağmen, mücadele yöntemindeki hataların da etkisiyle örgüt yeniden canlanmıştır. Bu alandaki en ciddi hata, meseleyi salt askeri yöntemlerle çözme konusundaki siyasi irade tercihi olmuştur. Bundan sonraki mücadele stratejisinin özünü “bölünmeye karşı mücadele“ teşkil etmelidir.

Gelinen aşamada terörle mücadelede askeri yöntemle birlikte siyasi iradenin de etkin rol alması doğru bir yaklaşımdır. Ancak oyun kurucu uluslararası aktörler sürece etkin olmak isteyecektir. Siyaset, bu gerçeği dikkate alarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yıpratıcı önerilere şiddetle karşı durmalıdır.

Terörsüz Türkiye süreci için toplumsal destek şarttır. Bu çerçevede öncelikle PKK’nın Lozan Antlaşması, 1924 anayasasını reddiyesi ve soykırım iddiası derhal reddedilmeli, PKK’nın bu sözlerini açıkça geri alması sağlanmalıdır. Aksi halde Fesih Kararı inandırıcı olmayacaktır. Sürecin tıkanması pahasına, bu gerçekleşmeden hiçbir yasal ve idari düzenleme yapılmayacağı ilan edilmelidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik tuzaklar bu alandadır.

Terörsüz Türkiye süreci, içinde barındırdığı orta ve uzun vadeli risklere rağmen tarihi bir fırsattır. Yukarıdaki şartlar çerçevesinde ve dış müdahalelere kapalı olarak bu fırsat mutlaka değerlendirilmeli, bir takım iç hesaplara heba edilmemelidir.

İdeolojik saplantılardan uzak kalarak, salt terörü sonlandırmak adına orta yol bulunmalıdır. Bu bağlamda yapılabilecek geniş tabanlı infaz yasası değişikliği yanı sıra, yasal düzenlemelerde TBMM’de oydaşma sağlanmalıdır.

Türk ve Kürt kuruculuğunu öngören vatandaşlık tanımına izin verilmemelidir, kaos yaratır.  Zira Türkiye’de 20’den fazla etnik grup bulunmakta olup, bu ülkenin kuruluşuna hizmet etmişlerdir.

Doğuştan hak olan “anadil” konusuna saygı duyulmalı ve hakkı teslim edilmelidir.

Özellikle Güneydoğu bölgesinde önemli merkezler ekonomi, sosyal ve kültürel yönden güçlendirilmelidir. Yerel yönetimlerin halk iradesini önceleyecek tarzda güçlendirilmesi, merkezi yönetimin bazı yetkilerinin halk iradesiyle seçilen yerel yönetimlere devredilebilmesi gibi konularda TBMM oydaşma aranmalıdır.

Uluslararası platformlarda Kürt Sorunu adı altında Türkiye aleyhine yapılacak girişimlere karşı, etkin hukuki ve diplomatik karşılık için hazırlıklı olunmalıdır.

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?