Gelecegimizi Gençliğimizi Kaybediyoruz Dijital Terörizim

Dijital dünyanın masum, sıradan bir iletişim vasıtası olma yerine içerik değiştirdiği olaylarla, yeni bir dünya ile tanış oluyoruz. Masumiyetin terörizme dönüşmesini açık olarak gösteren olaylar yaşanmaktadır. Yaşananlar bilinen, sıradan siber suçlar değildir. Dijital dünyanın siber suçları, paranın, finansal açıkların kovalayıcısıdır. Kredi kartları, banka hesapları hırsızlıklarını kapsamaktadır.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş öğrenci katliamlarından bahsediyoruz. Katliamda uygulanan metot insan psikolojisinin zaaflarını kullanmaktadır. Dijital terörizmi tanımlayan temel öğe, insan ve toplumun zaaflarını gösteren fay hatlarını bularak hedefine ilerlemektedir. Sosyal medyayı tanımlarken bunu devasa bir megafon gibi düşünmek istiyoruz. Mesajınızı alıp ışık hızında dağıtan faydalı bir aletten bahsediyoruz. Son olaylarla, bu megafon tanımlamasının ne kadar yetersiz olduğunu görmüş olduk. Hatta yanıltıcı olduğunu gördük. Yaşananlar gösterdi ki sosyal medya basit bir megafon değil, daha çok insanların kaygı ve zaaflarına kilitlenmiş, bir ısı füzesi gibi hedefe güdümlenmiş bir tahrip silahına dönüşmüş. Bu silahı kullanmanın bir okulu yok. Ama hastalık derecesinde ekrana kilitlenme olayı, tamamen insan psikolojisinin zaaflarına dayanmaktadır.

İşin algoritmasına bakalım. İnsanı ekranda tutan faktörler nelerdir? Korku, öfke, heyecan, merak, ahlaki misyonlar işin motorudur. Bu motor çalışırken neyin doğru, neyin ahlaki olduğunu ölçümlemek gerekir. Yapılan iş bizi nereye götürüyor? Sosyal medyadaki istikameti sadece etkileşimler tayin eder. İşte kötü niyetli kişilerin yaptığı da etkileşimleri toparlamak ve programlamaktır.

On binlerce sahte hesaptan oluşan bir medya ordusu düşünün. Toplumun kabul ettiği çok hassas bir konuyu alarak, aynı saniye içinde binlerce öfkeli, yalan, yanlış mesajı sisteme pompalayabiliyorlar. Tıklanma sayısına bakıyorlar. “Aman bu çok popüler bir konu bunu herkese göstereyim” diye yalan ve sahte bir olayın arkasına takılıyorlar. Bunu herkes konuşuyor diye senin, benim ana sayfama yansıtıyorlar. Biz, gerçek insanlar da öfke ve kin dolu yalan içeriğe tepki verince kıyamet burada kopuyor. Bu karanlık tabloya itiraz edebilirsiniz ve etmelisiniz de.

Hani internetin çıktığı o yıllarda herkesin fikrini açık, seçik ortaya dökeceği herkesin fikrini sansürsüzce ifade edebileceği bir yer olarak görülüyordu. Bir nevi küresel bir kasabanın meydanında toplanmışsınız. Bu meydanda birinin haklı bulduğu konu diğerince radikal olarak görebilir. Ama ifade özgürlüğü konusu kötü niyetli insanların kullandığı kalkan haline gelebiliyor. Yani bir yalan haberi manşet yaparak milyonlarca sahte hesapla başköşeye yerleştirmek ifade özgürlüğü olamaz. Bu olay algoritmalarla o ifadenin haksız yere büyütülmesidir. Dünyada ne kadar iyi veya kötü insan varsa o kadar da fikir vardır. Sorun insanların ne söylediğinde değil aslında. Sistemin söylenenlerini alıp, milyonlarca kişiye aynı anda nasıl dayattığındadır. Bu işin sorun olması içerik değil, onu yayan altyapıdadır. Bütün bunlar ne anlama geliyor?

Geleceğimiz tehlikede

Konu dijital dünyadaki soyut terörizm kavramından uzaklaşıp, anlatılan gerçek dünyadaki, fiziksel, acımasız sonuçlara ulaşıldığında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olayının perde arkasındaki failleri kimlerdir diye sormak gerekiyor. Ortada dökülen kanlar var, katliamlar var. Binlerce sızlayan yürekleri, ağlayan gözleri geride bırakan öfke var. Gencecik hayatların bitirildiği olay var. İşin perde arkasına neden bakılması gerekiyor? İçimizdeki öfke ve intikam duygusu işin perde arkasına bakmak istiyor. Bu olayı büyük resimdeki görüntü ile birleştirirsek bize çok şey anlatacaktır. Fiziksel şiddet olaylarının, özellikle gençleri, öğrencileri hedef alan bu katliamların arkasındaki asıl güçleri, gizli organizatörleri bulamazsanız, perde arkasındakileri bulamazsanız toplumda kapanmayan kocaman bir yara kalıyor geride. Tıpkı dijital terörizmin anonim yapısını çözmek gibi karmaşık ve zor bir süreçtesiniz.

Gençler ve öğrenciler toplumun geleceğini temsil etmektedir. Onlara saldırmak, toplumun gelecek potansiyeline saldırmak demektir. Tetiği çeken eli bulmak kolaydır. Asıl mesele o eli yönlendiren karanlık gücü bulmaktır. İnsan beyni muğlâk boşluklardan hoşlanmıyor. Şanlıurfa, Kahramanmaraş gibi ortada devasa bir travma vardır. Ama asıl failler karanlık dehlizlerde. Bu sonuç toplumda büyük bir paranoyaya sebep olacaktır. İşte bu vakumlama yüzünden kurumlara ve birbirimize olan güvenimizi yitiriyoruz. En tehlikelisi bu iki konum burada muazzam bir şekilde kesişiyor. Geçmişteki dijital travmalar ile bugünün dijital terörizmi kesişiyor.

 Dijital teröristlerin yeni bir eylem yapmasına gerek kalmıyor. Şanlıurfa veya Kahramanmaraş’taki karanlık olayları alıp aydınlatılamamış perde arkası boşluğunu komplo teorileri ile doldurmak yetiyor. İnanılmaz bir olay. Geçmişin derin yaralarını alıp, bugünün sosyal medya silahı olarak kullanmış oluyorlar. Görünmeyen ellerin geçmişte yarattığı fiziksel tahribatlar, bugünün görünmeyen algoritması tarafından sürekli yeniden üretiliyor. Aydınlatılmamış travmalar, manipülasyon için en iyi cephanedir.

Sosyal medyanın terörizmde kullanılması nasıl önlenecek

Gerçekten ürkütücü bir tablo ile karşı karşıyayız. İki konuda da aynı şeyleri arıyoruz. Gerçek hayattaki olayların azmettiricilerini aradığımız gibi dijital dünyada da öfkeyi körükleyen yıkımın arkasındaki niyetleri arıyoruz. Bu arayışların ikisi de şeffaflık arayışıdır. O zaman asıl meseleye dönelim. Sorumuz “sosyal medyanın terörizmde kullanılması nasıl önlenecek?” bu önemli bir soru. Bu önleme işi sadece teknolojik bir konu mudur? Yoksa başka etkiler neler olabilir? Hani yapay zekâ bazı kelimeleri engelleyebilmektedir. Sosyal medyalardaki hesap kapatmalar, filtrelendirmeler nasıl olacak? Bu iş tam bir tarladaki köstebek bulmaca oyununa benziyor. Yerden dürtülen bir toprağı aralıyorsunuz, hemen ileriden yeni bir toprak yığını hortlatılıyor. Bir sosyal medya sahte hesabını kapatıyorsun, adamlar anında yeniden başka bir isimle üç tane yeni hesap açıyor. Algoritmada kültürel etkinleri, trolleri falan anlamıyorlar ki… Ortada bir yetersizlik var. O halde sorumuzun cevabı sadece silikon vadisindeki bir yazılımcının elinde değildir.

Burada asıl savaş alanı bir insan zihni ise, savunması da orada olmalıdır. İşin ilginç yanı konunun doğrudan dinleyicinin, yani insanın günlük hayatına bağlanmasıdır. Bir sosyal medyada gezinirken, sinirlenip, cevapladığınız her şey bu eko sistemin bir parçasıdır. Neyi ifade ettiğiniz, her hareketiniz söz konusu önlem sürecinin bir parçasıdır. Yapılan iş toplumsal bir farkındalık konusudur. Siz konunun sorumluluğunu kullanıcılara yüklüyorsunuz. Platformlara sorumlu bir sistem kurdunuz, ama “kullanıcılar dikkat etsin” demek istiyorsunuz. Bu kullanıcılar için kolay bir kaçış olmaz mı? Böyle görünse de burada kullanıcıya yüklenen ahlaki bir ceza değil, hayatta kalma refleksi olmaktadır.

 Sosyal medyayı bir otoyol gibi düşünün. Otoyolun tasarımı kötü ise bunu yapan mühendisi suçlarız. Düzeltmeleri için baskı da yaparız. Ama sen direksiyonda isen kaza yapmamak zorundasın. Yani defansif bir şoför olmak zorundasın. Bu bilinçli bir savunmadır. Sosyal medyada çok öfkelendiğin veya seni şoke eden ifadeyi gördüğün zaman sadece bir an için duraksamayı başarabilmek. İşte bu duraksama o kadar kötü ki, haberi okuyunca kan beynine sıçrıyor ya! İşte o anda “paylaş” tuşuna basmadan önce bir saniye düşünmek ve bu benim duygularımla mı oynuyor diyerek sormak lazımdır. İşte bu duraksama anı, dijital terörizm ağındaki bağlantıyı kopardığın andır. İletkenliği kestiğiniz anda boş ağ ne kadar büyük olursa osun mesajı yayamıyorlar.

O zaman sosyal medyada terörizmi önlemek aslında onların beklediği hayati oksijeni, yani dürtüsel tepkilerimizi kesmekten geçiyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi bilinçaltımızda yara açmış olan olayları kullanarak, kutuplaşma yaratmak isteyenlere karşı verilecek tek cevap hazırlanan tuzağa düşmemektir. Gönderilen kısacık notların yüreklerde meydana getirdiği derin katmanların farkında olmalıyız. Dijital terörizmin soyut dünyasını aydınlatan bir değerlendirme yapmış olduk. Sosyal medyada önlem olarak gösterilen sansür ve kısıtlamalar, günün birinde karanlık olaylarda işin perde arkasını araştırmayı engelleyen kalın bir duvara dönüşürse, gerçeği arama özgürlüğümüzü kaybetmeden güvenliği sağlamanın bir yolu bulunmal

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?