GÖLE MAYA ÇALMAK
Merhum Nasreddin Hoca Göle yoğurt çalma hikayesinde yalnızca içinde bulunduğu yakınılası durumu değil; aynı zamanda sabır ve tevekkül anlayışını açıklamak, kul olarak tebliğ ve cihatla sorumlu olduğumuz; mücahade etmeyi, başarma şartına bağlayamayacağımız gerçeğini vurgulamak ister.
Selami YILDIRIM
Uzun ve çileli bir yolculuğa çıkmış bir hareketin mensuplarıyla milletimizin aydınlık yüzü Nasreddin Hoca’ya dair hazırlanmış bir dosyada rastladığım bazı notları paylaşacağım (*):
“… Kendini Anadolu’nun Müslümanlaşmasına adamış ilim sahibi büyük mürşitlerden biri olduğu aşikâr olan Nasrettin Hoca’nın, en çarpıcı hikâyelerinden biri de göle yoğurt mayası çalma hikâyesidir.”
O dönemde bir avuç aydın kişiler olarak sürdürdükleri mücahadenin hiç de kolay ilerlemediğini, özellikle Anadolu’da karşılaştıkları insan unsurunun cahil, inatçı ve zevk düşkünü olma gibi hastalıkları sebebiyle büyük zorluk çektiklerini anlatmak için kurguladığı hikâyelerinden olduğuna inandığımız “göle yoğurt çalma” hikâyesi, gerçekte tam olarak hangi anlama gelmektedir? Hoca bu hikâyede yalnızca içinde bulunduğu yakınılası durumu değil; aynı zamanda sabır ve tevekkül anlayışını açıklamak, kul olarak tebliğ ve cihatla sorumlu olduğumuz; mücahade etmeyi, başarma şartına bağlayamayacağımız gerçeğini vurgulamak ister.
Göle maya çalma hikâyesi eğitim ve terbiye yoluyla bir türlü ehlileştirilemeyen bu insan unsuruna rağmen, Anadolu’daki büyük ve kutlu eyleminden asla vazgeçmeyeceğinin ve başarı şartına bağlanmasa da , -hayrı için Allah’tan umut kesilemeyeceğinden- cihadının sonucundan umutsuz olmadığının dâhice anlatımıdır.
Bir oyuncu olarak Nasreddin Hoca, göle maya çalma sembolik eylemiyle, suyu şaraba dönüştürme sapkınlığı içindeki Hıristiyan Roma ile Haçlı saldırılarının pençesindeki Anadolu insanının imdadına bir uyarıcı, bir kalkan olarak koşuşunu ve yaptığı işin müşkül oluş derecesini, kısaca tebliğ ve irşat faaliyetini somutlaştırıp canlandırmaktadır.
Böylece Nasreddin Hoca, kendilerinin yaptığı cihadın, suyu yoğurda dönüştürmekten ibaret ve o kadar zor olduğunu söylemiş; bu zor işten sonuç alınamayacağını iddia eden ( gölün maya tutmayacağını sanan) karamsar eleştirmenlere de başarılı olmakla mükellef olmadığımızı, kaldı ki Allah’tan umut kesilemeyeceğini hatırlatmış olur. Vazifemiz, bu mayayı göle çalmaktır, bundan geri duramayız, demektedir.
Anadolu Gölü’ne, Türklerin kıvama eriştirdiği İslam yoğurdunun mayasını çalmak, fiili bir duaydı. Ve karşılığı kendinden beklenerek yapılan işlerin ecrini veren, dualarını işitip kabul edicisi olan Yüce Allah, onların bu dualarını kabul etmiştir. “Ve göl maya tutmuştur elhamdülillah.”
Elli Yıl önce Anadolu’da 1919-1923 yıllarında verilen Milli Mücadele ruhunun barış döneminde terk edilmesi, savaştığı düşmanının medeniyetine kendini teslim etmesi üzerine Aykut Edibali ve arkadaşlarının 1960’lı yıllarda “Milletim Uyan” çığlığıyla başlattığı “Yeniden Milli Mücadele Hareketi” de Anadolu gölüne çalınan mübarek bir mayadır. Bu mayanın tutmayacağını sanarak karamsar eleştirilerde bulunanlara, görevimizin bu mayayı çalmak olduğunu, gayretin bizden başarının Allah’tan olduğunu bir kez daha hatırlatırız.
“Ve ne mutlu Nasreddin Hocaları izleyenlere! Ne mutlu yoğurt kıvamının sırrına erenlere ve dahi kendini toplum gölüne çalanlara!”
(*) Abak, Şaban, “Bir Alperen Olarak Nasreddin Hoca Efendi”, Yedi İklim Dergisi, sayı 138-9, İstanbul, 2001.