KORİDORLAR SAVAŞI
HANGİ KORİDORDA IŞIK VAR?
Ali Kamil YILDIRIM
Adeta “Koridorlar” savaşının ortasındayız. Küresel ekonominin can damarı enerji ve ticaret koridorlarının sayısı giderek artmaktadır. Tüm bu koridorların her biri bünyesinde jeo stratejik tercihleri barındırdığından, söz konusu koridorlar, küresel güçlerin geleceği şekillendirme siyaseti olarak da görülebilir. Adı geçen koridorlara göz atıldığında ardında hegemon güçlerin küresel siyasetini görmek mümkündür. Bunlar sırasıyla: Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” Projesi, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru Projesi (IMEC), İsrail-Güney Kıbrıs-Girit -Avrupa Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru Hattı Projesi(EastMed), İsrail-Türkiye doğal gaz boru hattı projesi, , Rusya’nın Türkiye üzerinde oluşturmak istediği Doğal Gaz Dağıtım Merkezi gibi projelerdir. Bunların dışında Türkiye’nin inisiyatifinde Irak ile geliştirmekte olduğu Kalkınma Yolu Projesi ve Azerbaycan ile (ve dolayısıyla Orta Asya ile) doğrudan bağlantı sağlayacak olan “Zengezur” Koridoru Projesi de bulunmaktadır. Ekonomi için can damarı olarak görülen bu koridorlardan hangisi veya hangileri Türkiye için umut vaat etmekte ve ucunda ışık gözükmektedir? Başarılabilen koridor projeleri ekonomiye güç kazandıracaktır.
“Odak” olmak için güçlü olmalı
Türkiye’de gerekirse AB ile yol ayırımı yapıp, kendisinin “odak” olduğu bölgesel düzen kurma ideali çok tartışılır oldu. Stratejik anlamda tam bağımsız hareket etme hedefi medeni dünyadaki tüm ülkelerin ideali olmuş ve olmaya devam etmektedir. Nitekim Fransa gibi bir kısım AB ülkeleri dahi NATO bağlamında ABD’ye karşı Stratejik Özerklik sahibi olma düşüncesini sıklıkla ifade etmektedirler. Böylesine stratejik bağımsız olmak ve bölgesel “odak” olabilmenin ilk şartı şüphesiz güçlü olmaktır. Güçlü olmanın maddi ve manevi boyutları bulunmaktadır Maddi şartların başında ekonomik güç ve buna bağlı askeri güç yer alırken, manevi değerleri ortak kültürel, medeni ve politik değerleri temsil etmektedir. Bu güç unsurlarının başında şüphesiz ekonomik güç yer almaktadır. Ekonomik güç sayesinde diğer maddi ve manevi güç unsurları hayat bulabilmektedir. Güçlü bir ülke güçlü bir ekonomi anlamına gelmektedir. Bu nedenle, geleceğin tarihini oluşturacak olan bir ülke “odak” veya “merkez” olabilecek ölçüde bir ekonomik güce sahip olması zorunlu olmaktadır.
Türkiye’nin ekonomik gücü
Türkiye’nin ekonomik gücü “gelişmekte olan ekonomi” statüsündedir ve ilk 20 ülke içinde yer alma çabasındadır. Ekonomik güç, Gayrı Safi Milli Hâsıla, Kişi Başına Milli Gelir veya Satın Alma Gücü gibi parametrelerle ölçülmekle beraber bu gücün alt yapısı; eğitim, teknoloji, enerji, üretim ve ticari bağlantılar gibi unsurlardan oluşur. Osmanlı İmparatorluğunun parlak dönemlerinden günümüze Türkiye bu alt yapı eksikliğinden dolayı bir ekonomik “odak” olamadığı gibi, sahip olduğu muazzam jeopolitiğe rağmen ticari anlamda da ticari bir “merkez” olamamıştır. İmparatorluk döneminde tarıma ve savaş ekonomisine verilen öncelikler, ekonomik güç ve ticari merkez olma şansı tanımamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu güçlü donanmasına rağmen Venedik’in ticari gücüne kavuşamamış, 15. Yüzyıldan itibaren önem kazanan deniz ticareti alanında sahip olduğu tüm coğrafi avantajlarına rağmen bir “merkez” olamamıştır. Gerileme ve zayıflama dönemindeki ekonomik zafiyetlerin kökenleri bilim ve teknolojik/sanayi alanlarında gerilik olduğu kadar, özellikle bölgesel ve küresel deniz ticaret sahasındaki yetmezlikler de etkin olmuştur. Günümüz Türkiye’si de nüfus, coğrafya ve tarihi mirasına rağmen ekonomide merkez olabilecek ölçüde bir güç olamamıştır. Geleceğin tarih yasaları bu alanda eğitimli insan gücünü, teknoloji ve enerji hâkimiyetini, yüksek teknoloji üretimini ve deniz ticareti başta olmak üzere köklü ticari bağlantıları zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada güçlü ekonomi için enerji hâkimiyeti ve ticari bağlantılar konusuna ağırlık vereceğiz. Eğitim ve teknoloji hâkimiyeti konusuna ileride ayrıca değinmeyi öngörüyoruz.
Enerji ve Ticaret Koridorları
Türkiye petrol ve doğal gaz gibi ekonominin en kritik girdisi olan kaynaklara sahip değildir. Bu ihtiyacını yaklaşık %80’i dış kaynaklardan ithal etmek durumundadır ve bu bağlamda yıllık yaklaşık 90 milyar dolar kaynak ayırmak zorundadır. Türkiye enerji ithalatına bağımlılık açısında 39 Avrupa ülkesinde ilk sırada yer almaktadır. Türkiye enerji dağıtım alanında kilit bir rol üstlenmesi halinde, enerji için harcadığı yıllık harcamasının yarıya yakınını azaltma şansına sahip olacak, diğer yandan karayolu, demiryolu ve deniz yolu ticaret rotaları için merkezi rol üstlenmesinin ekonomik geliri, enerji ithalat giderlerini daha önemli ölçüde düşürebilecektir. Bu anlayışla yukarıda adı geçen koridor projelerinin her birinin gerçekleşebilme ihtimalleri ve Türk ekonomisine olası etkileri üzerinde durmak hayati değerde olmaktadır.
Kuşak-Yol Projesi
Çin’in 2013 yılında ilan ettiği bu proje Eski İpek Yolunun modern hali olarak nitelendirilebilir. Karayolu, demiryolu, petrol ve doğalgaz boru hatları “Kuşak” kavramı ile deniz yolu bağlantısı ise “Yol” kavramı ile tanımlanmaktadır. 3 milyar nüfuslu 65 ülkenin dâhil olduğu proje 50 yılda gerçekleşecek olup, 1 trilyon dolarlık yatırımı öngörmektedir. Bu proje hâlihazırda dünya jeopolitiğinin en önemli projesi olarak adlandırılmaktadır.
Projenin “Kuşak” bölümü tek rota yerine Asya-Avrupa yönünde karasal bağlantılı koridorlarını kapsamaktadır. Çin’den başlayan 5 ayrı güzergâhı bulunmaktadır. Bunlardan Türkiye için önemli olanı Orta Kuşaktır ve“Çin-Merkezi Asya(Kazakistan-Tacikistan-Kırgızistan-Türkmenistan-Özbekistan)-Batı Asya (İran veya Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye-Avrupa)”kuşağını kapsamaktadır.
“Yol” güzergâhı deniz ulaşımını kapsamakta olup, “Kuşak” güzergâhlarını tamamlayacak tarzda geliştirilecektir. Söz konusu güzergâh Çin-Endonezya-Hindistan-Pakistan- Doğu Afrika- Kızıl Deniz- Doğu Akdeniz-Yunanistan- İtalya(Venedik) istikametini takip etmektedir. Ancak Çini küresel rakip olarak gören ABD bu projenin sekteye uğratmak için önce Hindistan’ı koparmakla başlamış, takiben Orta Asya’yı etkileme çabasında olduğuna ve Kafkasya bölgesini karıştırmakta olduğuna şahit oluyoruz. Bu bağlamda önce G-20 Zirvesinde Hindistan-Orta Doğu- Avrupa Ekonomik Koridorunu (IMEC) desteklemiş, eş zamanlı olarak Orta Kuşak güzergâhının kilit koridoru “Zengezur” koridorunu engelleme amacıyla Ermenistan’ı kışkırtmaya başlamıştır.
Hindistan-Avrupa Koridoru (IMEC)
9-10 Eylül2023 tarihinde icra edilen G-20 Zirvesinde Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, Fransa, Almanya, ABD ve AB bu projeye yönelik mutabakat zaptını imzaladı. Hindistan’dan başlayacak koridor, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’in Hayfa Limanı’na ulaşacak, daha sonra Güney Kıbrıs üzerinden Yunanistan’ın Pire Limanı’nda Avrupa kıtasına ayak basacak ve Doğu Avrupa’yı geçerek Almanya’nın Hamburg Limanı’na ulaşacak.
Mal ticaretini önceleyen ve enerji ticaretine de yer veren bu proje henüz esaslı bir fizibiliteye dayanmamıştır. Ayrıca söz konusu rota üzerindeki ihtilaflı sahalar nedeniyle bünyesinde güçlükler barındırmaktadır. Tüm bunlara rağmen projenin amacının siyasi olduğu, öncelikle Çin’in “Yol Projesini” sekteye uğratmayı, bu arada Türkiye’yi de dışlamayı hedeflediği görülmektedir. İleride görüleceği üzere EastMed Projesinden de Türkiye dışlanmış bulunmaktadır.
Doğu Akdeniz (EastMed) Projesi
Doğu Akdeniz’de çıkarılan doğal gazın Avrupa’ya taşınması için İsrail- Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında imzalanan, ABD ve AB tarafından da desteklenen doğal gaz boru hattıdır. Denizaltından 1870 km mesafedeki Girit adasına, oradan Yunanistan, İtalya ve Balkanları hedefleyen bir rotadır. Bu proje iki nedenle ölmüş görülmektedir. Birincisi yüksek maliyet, ikincisi ve daha önemlisi Türkiye ile Libya arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasının sınırlarını kat etmek zorunda oluşudur. Zira proje rotası için Münhasır Ekonomik Bölge taraf ülkelerinin oluru zorunlu olmaktadır ve Türkiye’nin böylesi bir projeye olur vermesi elbette mümkün değildir. Türkiye ile Libya arasındaki anlaşmayı geçersiz kılma gayretlerinin bir sebebi de bu keyfiyettir. Sonuçta maliyeti yanı sıra Türkiye’nin aldığı pozisyon projeyi akamete uğratmış bulunmaktadır.
Doğu Akdeniz-Türkiye Projesi
EastMed Projesinin geçersizliği üzerine özellikle İsrail’in D. Akdeniz’deki doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa piyasasına taşınması projesidir. 500 km uzunluğunda ve 1,5 milyar dolarlık bu projenin ekonomik olmasına rağmen gerçekleşmesi önünde ciddi engeller bulunmaktadır. Birincisi Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesinden geçmesi zorunluluğu, ikincisi ise aynı şekilde Suriye’nin Ekonomik Bölgesinden geçme zorunluluğudur. Kıbrıs ve Suriye sorunları çözülmedikçe projenin hayat bulması mümkün görülmemektedir.
Doğalgaz Dağıtım Merkezi Projesi
Bu proje Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Rusya’nın Kuzey’deki boru hatlarının kapanması ve ambargo nedeniyle, Rus tarafı doğal gazın Türkiye’de oluşturulacak bir merkezden dağıtılması önerisinde bulunmuştur. Türkiye bu öneriye olumlu bakmış ve Trakya’da bir merkez oluşturularak doğal gazın Avrupa’ya sevk edilebileceğini belirtmiştir. Ancak Batı Bloğu bu öneriye sıcak bakmamış ve şimdilik uygulama imkânı kalmamıştır.
Kalkınma yolu projesi
Türkiye ile Irak arasında varılan bu anlaşma ile Basra Körfezi’nden başlayıp Irak’ın kuzeyine doğru devam ederek Türkiye’ye ulaşan projenin 1200 kilometre uzunluğunda demiryolu ve karayolu altyapısını içermesi planlanıyor. Bu projenin Basra, Bağdat ve Musul şehirlerini de içeren bir güzergâhı takip ederek Türkiye’deki demiryolu ağına bağlanarak Avrupa’ya ulaşması hedefleniyor. Irak hükümetinin “Kalkınma Rotası” olarak isimlendirdiği ve 17 milyar dolarlık bir yatırım bütçesi olan bu iddialı Ekonomik Koridor projesiyle, saatteki hızı 300 kilometre olacak trenlerle Türkiye’den Körfez’e ulaşım saatler içerisinde sağlanacak. Bu proje Basra Körfezi doğal gaz ve petrolü ile Katar ve İran enerji kaynaklarının transferi yanı sıra, ticari mal ve malzemelerinin transferi için sağlam bir rota olacaktır. Bu rota ayrıca Irak’ın toprak bütünlüğüne hizmet edeceği gibi, Türkiye açısından ekonomik değeri yüksek bir projedir. Bu rota aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Projesi ile örtüştürülebilmektedir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK sorunu, Musul ve Kerkük gibi sorunlarda elini kuvvetlendirici bir proje mahiyetindedir.
Zengezur Koridoru
Bu koridorun açılmasıyla öncelikle Azerbaycan ile Nahcivan ve Türkiye arasında karayolu ve demiryolu üzerinden kesintisiz taşıma ağı sağlanacaktır. Bu koridor aynı zamanda Avrupa ve Asya arasındaki taşıma ağı güçlendirecek, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin gelişmesine katkı sağlanacaktır. Zengezur Koridorunun açılması Çin’in Kuşak koridoru ile de ilişkilenerek bölgesel ticaretin gelişmesine ve küresel siyasetin şekillenmesine önemli katkılar sağlayabilecek bir potansiyeldedir. Zengezur koridorunun önemi, bu koridorun gerçekleşmesini istemeyen Ermenistan yanında ABD, Hindistan ve İran gibi güçleri harekete geçirmiştir. Çin’in orta koridor Kuşak projesini sekteye uğratmak isteyen ABD ve Çin’e karşı ABD yanında konumlanan Hindistan IMEC projesiyle bu koridoru etkisizleştirmek istemektedirler. ABD’nin ve İran’ın Ermenistan yanında yer almaları şaşırtıcı olmamalıdır. Her şeye rağmen bu koridorun hayata geçirilmesi sadece ticari değil Türkiye ve Türk Devletleri için de jeo stratejik bir tercihtir.
TANAP Projesi
Trans Anadolu doğal gaz boru hattı (TANAP), Azerbaycan doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya transfer etmesi planlanan boru hattıdır. Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Şahdeniz doğal gaz tesislerinde çıkarılan gazın transferinde kullanılacaktır. Maliyetinin 5-7 milyar dolar olacağı öngörülmüş, 2018 yılında da tamamlanmıştır. Projenin üç safhası bulunmaktadır. Azerbaycan-Gürcistan safhası Güney Kafkasya Boru Hattı, Türkiye’deki Trans-Anadolu Boru Hattı ve Yunanistan-Arnavutluk-İtalya’daki hat ise Trans-Adriyatik Boru Hattı olarak bilinmekte olup, 3000 kilometreden uzun bu koridordur ve Avrupa’nın en uzun boru hattıdır. Yılda yaklaşık 16 milyar metreküp doğal gaz taşımaktadır. Proje Azerbaycan’ın doğal gazını Türkiye ve Avrupa’ya sağlamaktadır. Ekonomik ve politik değeri yüksektir. Yukarıda sıralanan tüm projeler geleceğe yönelik olup, henüz hiçbirisi aktif değildir. TANAP ise gerçekleşmiş olup Türkiye ve Avrupa’ya enerji sağlamaktadır.
Sonuç
Tarihi İpek Yolu kara ulaşımına bağlıyken bu hat Orta Asya ve Osmanlı coğrafyası üzerinden geçmekte ve ticaret zenginliği sağlamaktaydı. Ancak dünya değişti, icat ve keşifler gelişti ve sonunda Portekiz ve İspanyol denizcileri Afrika’nın güneyinden Uzak Doğu’ya giden yolda yeni bir “koridor” açtı. Ancak bunun sonuçlarını Osmanlı İmparatorluğu uzun süre fark edemedi. Bu yeni koridora uygun denizcilik geliştiremedi ve uzun vadede çok ciddi ekonomik ve politik kayıplara uğradı. Gerileme sürecinde bu eksikliğin başat etkilerinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde de dünya enerji kaynaklarına ulaşmak ve daha ekonomik yöntemlerle ticaret yapmak için durmaksızın ulaşım hatları geliştirilmeye çalışmaktadır. Koridor olarak adlandırdığımız bu ulaşım hatları Türkiye coğrafyasının etrafında dolaşmaktadır. Öngörülü hareket etme zamanıdır. Koridor savaşlarında önceliklerimizi ve hedeflerimizi müşahhas hale getirmeliyiz. Kanımızca önceliğimizin TANAP gibi mevcut koridorlara “Zengezur Koridoru”nun ve Irak “Kalkınma Yolunun” ilave edilmesi olmalıdır. Zengezur Koridoru sadece doğal gaz ulaşımı ile sınırlı olmayacak şekilde Azerbaycan’a ve oradan Orta Asya Türk devletlerine ulaşmasını sağlamak olmalıdır. Bu durumda Türkiye’nin önceliği Zengezur koridorunu açarak oradan Orta Asya’ya uzanan koridoru oluşturmak ve bu koridoru Çin’in Orta Kuşak yolu ilişkilendirmek olmalıdır. İkinci önceliği Irak Kalkınma Yolu almalıdır. Türkiye’nin istiklal ve istikbali, buna bağlı olarak Türk Dünyasının entegrasyonu için bu tercih stratejik bir tercih olmaktadır.