Heybeliada Ruhban Okulu, Osmanlı döneminde 1844’te açıldı. Ancak Kurtuluş Savaşı yıllarında okul, Türkiye karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldi.
Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, yalnızca bir okul meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin bağımsızlığı ve laik eğitim sistemi üzerinde yürütülen sessiz bir kuşatmadır.
Fener Patrikhanesi’nin “Ekümeniklik” iddiası, bir tür Ortodoks Halifeliği kurma girişimidir ve Anayasa’ya, Lozan’a, Cumhuriyet devrimlerine aykırıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyaz Saray’da ABD Başkanı D. Trump’la görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada, “Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız!” diyerek, okulun yeniden açılabileceği sinyalini verdi.
Uzun süredir gündemden düşen bu konu, demek ki ABD’nin ajandasında hâlâ önemli bir yer tutuyor. Görüşme öncesi hazırlık sürecinde bu isteğin Türk heyetine iletildiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanının ön alma hamlesiyle muhatabının gönlünü kazanmak istediği görülüyor.
Patrikhane’nin Yeni Oyunu: “Konstantinapolis” Israrı
BM Genel Kurulu öncesinde ABD’ye giden Fener Patriği Bartholomeos, Türkiye’yi şikayet etmiş, yardım talebinde bulunmuştu. Trump’la yaptığı görüşme sonrasında yayımlanan açıklamada, “Ekümenik Patrikhane’yi, Türkiye’deki Hristiyanların karşılaştığı zorlukları ve zulümleri konuştuk” ifadeleri yer aldı.
Bu açıklama, Patrikhane’nin Türkiye’nin iç işlerine müdahale anlamına gelen “Konstantinapolis” iddiasını yeniden sahneye sürdüğünü gösteriyor. Uluslararası anlaşmalara ve Türk yasalarına aykırı bu tutum karşısında devletin ilgili makamlarının gereğini yapması gerekir. Sırf bunun için Fatih Kaymakamlığı soruşturma açmalı, Fatih Cumhuriyet Savcılığı harekete geçmelidir.
Tarihî Gerçek: Ruhban Okulu, Megali İdea’nın Merkez Üssüydü
Heybeliada Ruhban Okulu, Osmanlı döneminde 1844’te açıldı. Ancak Kurtuluş Savaşı yıllarında okul, Türkiye karşıtı faaliyetlerin odağı haline geldi.
Mustafa Kemal Atatürk, Fener Patrikhanesi’ni “fesat ve ihanet ocağı” olarak tanımlamış, Lozan’da Türk heyeti Patrikhane’nin Türkiye dışına çıkarılmasını istemişti. Müttefiklerin karşı çıkması üzerine Patrikhane yalnızca “dini” yetkilerle İstanbul’da kalabildi.
Cumhuriyet yönetimi, Patrikhane’nin tüm siyasi ve hukuki yetkilerini kaldırdı; Patrik seçimi için Türk vatandaşı olma şartı getirdi.
Bu düzenlemeler, Türkiye’nin egemenlik haklarının doğal sonucuydu.
ABD’nin Patrikhane Üzerindeki Etkisi
1940’lı yıllardan itibaren ABD, Patrikhane’yi bölgesel bir güç aracı olarak kullanmak istedi.
1949’da ABD Başkanı Truman, Patrik adayını bizzat belirledi; Athenagoras, Amerikan uçağıyla İstanbul’a getirilerek patrik yapıldı. Athenagoras, kısa süre içinde Heybeliada Ruhban Okulu’nu “Ortodoks Üniversitesi”ne dönüştürme planlarını gündeme taşıdı.
Bu durum, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ve Lozan’ın “eşitlik” ilkesine açık bir aykırılık teşkil ediyordu.
1971 Kararı: Egemenliğin Yeniden Tesisi
Yabancı öğrenci ağırlığının artmasıyla okulun azınlık okulu statüsü fiilen ortadan kalktı.
Anayasa Mahkemesi’nin 1971 tarihli kararıyla özel yüksekokullar devlet üniversitelerine bağlandı. Fener Patrikhanesi bu koşulu reddetti ve okulunu kapattı.
Böylece Türkiye, eğitim birliği ve egemenlik ilkelerini korumuş oldu.
Bugün: Aynı Senaryonun Yeni Versiyonu
Yıllar sonra aynı konu yeniden gündemde.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “üzerimize düşeni yaparız” sözleri, Patrikhane ve ABD’nin beklentileriyle örtüşüyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Heybeliada’daki incelemeleri, okulun yeniden açılması için hazırlık yapıldığını gösteriyor.
Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı yazılarla kamuoyu yumuşatılıyor, “Türkiye’den din adamı ihraç etmenin faydası” söylemi öne çıkarılıyor.
Ancak asıl mesele şudur:
Bu okul yeniden açıldığında MEB ve YÖK denetimi olacak mı?
Tevhid-i Tedrisat Kanunu işletilebilecek mi?
Yoksa Cumhuriyet’in temel ilkesi olan “Eğitim-Öğretim Birliği” delik mi deşik edilecek?
Tevhid-i Tedrisat’a Yönelik Geniş Cephe
Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne bazı çevreler Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu hiçbir zaman kabullenemedi.
Kimi medrese yanlısı çevreler, kimi etnik temelli örgütler ve son olarak Patrikhane, eğitimde birlik ilkesini hedef alan farklı söylemler geliştirdi.
Bugün Patrikhane’ye tanınacak imtiyaz, yarın “medrese özgürlüğü” ya da “etnik okul hakkı” taleplerini doğurabilir.
Böyle bir gelişme, Türkiye’nin milli birliğini ve egemenliğini zedeleyecek, ülkenin geleceğini tehlikeye atacaktır.
Milli Birliğe Sahip Çıkmak
Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, yalnızca bir okul meselesi değildir. Bu, Türkiye’nin bağımsızlığı ve laik eğitim sistemi üzerinde yürütülen sessiz bir kuşatmadır.
Fener Patrikhanesi’nin “Ekümeniklik” iddiası, bir tür Ortodoks Halifeliği kurma girişimidir ve Anayasa’ya, Lozan’a, Cumhuriyet devrimlerine aykırıdır.
Türkiye’nin aydınları, milli kadroları ve hukukçuları bu oyunu bozacaktır.
Bugün verilecek her taviz, yarın Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direklerinin sarsılmasına neden olabilir.