İmanımızı Sorgulamalı Yeniden İman Etmeliyiz

Hüseyin SEZER

Ahlaksızlık toplumumuzu bir ur gibi sarmış gidiyor. Günden güne artan gayrı ahlaki davranışlar hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Tarım Bakanlığının açıkladığı veriler tüyler ürpertici. Etten yağa, baharattan süt ürünlerine varıncaya kadar yüzlerce üründe insan sağlığını tehlikeye atacak karışımlar var. Gıda da bunlar olurken sağlıkta da yenidoğan çocuklarla ilgili yoğun bakım mafyasının haksız kazanç uğruna bebeklerin hayatlarıyla oynamaları akıl alacak gibi değil. Cahiliye döneminde utançlarından dolayı kız çocuklarını diri diri gömenlere taş çıkartacak bir canavarlıkla karşı karşıyayız.

Sahtekarlığı yapanlar,Rusya’dan, İngiltere’den, İsrail’den gelmiyorlar, içimizden birileri. Servetlerine servet katmak için halkın sağlığı ile oynayanlar Jack, George, Abraham değil, Ahmet, Mehmet, Mustafa, yani bizim insanlarımız.

İnsan sağlığı üzerinden haksız para kazanma nasıl bir vicdan işi? Bir İslam ülkesinde nasıl olur da pervasızca bu işler yapılabiliyor?

Peygamber Efendimizin tek kişi olarak Mekke’de başlattığı İslam’ı tebliğ çalışmasıkısa zaman içerisinde geniş bir coğrafyada geniş halk kitlelerinin Müslüman olmalarını sağlamıştır. İslam gittiği coğrafyalara ve girdiği kalplere kılıç zoruyla girmemiştir. İslam’a inananların samimiyeti, sahip oldukları inancın amellerde tesirini göstermesi, vahyin emir ve yasaklarına uygun bir hayatın inşası ile beşerî ve sosyal münasebetlerden ticari hayata, adaletten savaş hukukuna varıncaya kadar her alanda örnek İslami yaşayış modeli ortaya konması İslam’ın önce ferdi sonra kitleler halinde benimsenmesini sağlamıştır.

Balkanların Müslüman olmasını sağlayan oraya yerleşen Türk dervişleridir.

Türk dervişleri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu’da ve Balkanlarda Türk ve İslam kültürünün yayılması ve yerleşik hayata geçilmesi süreçlerinde önemli bir rol oynamıştır. Bu dervişler,çeşitli bölgelerde zaviye ve dergâhlar kurarak hem dini hem de sosyal anlamda yaşantıları ilebulundukları toplum üzerinde etkili olmuşlar, İslam’ın din olarak benimsenmesini sağlamışlardır.

Endonezya’da İslam’ın benimsenmesi oraya ticaret için giden bir avuç Müslüman tacirin tebliğleri ve yaşantılarındaki örnek davranışları ile olmuştur.

Gıda sahtekarlığından sağlıkta yaşanan hain ve canice yapılan katliamlara varıncaya kadar her türlü ahlaksızlığı yapan günümüz Müslümanlarının yaşantısını gören gayrı müslim birisi bunlara bakarak İslam’ı benimseyebilir mi?

İslam dini insanı, bütün mahlukattan muazzez tutmuştur. İslam dininin korumayı amaçladığı beş temel unsur vardır. Bunlar; 1-Aklın koruması 2-İnsanın yaşama hakkının korunması 3-Neslin devamı ve korunması 4-Malın Korunması 5-Fıtrî bir olgu olarak din ve dinin Korunması.

İnsan birey olarak aklını, dinini, canını, namusunu ve malını muazzez tuttuğu kadar başkalarının haklarını da muazzez bilmelidir. İslâm dininin insana yüklediği teklifler canın, malın, neslin ve aklın korunmasıyla doğrudan ilgilidir. İnsan ve toplum açısından birinci dereceden sorumluluk alanına giren bu haklar ihlal edildiği zaman kendi güvenliğimizin ve toplumsal huzurun da tehdit altında olduğu unutulmamalıdır.

İslam dininin korumayı amaçladığı bu unsurlara bir Müslüman muhalefet edebilir mi? Hem inandım deyip hem de başkalarının sağlığına, canına, malına zarar verebilir mi? Elbette veremez. Veriyorsa da bu İslam’ın inananlardan istediği bir davranış şekli değildir. İslam elbette her türlü gayrı ahlaki, gayrı insani davranış ve uygulamaları benimsemez. Sorun İslam da değil,Müslüman olduğunu söyleyenlerin İslam’ı anlayış ve yaşayış şekillerindedir.

Günümüzde Müslüman kimliği ile İslam’ın benimsemediği bir ticari anlayışı gerçekleştirenler Kur’an-ı Kerimde Rabbimizin emir ve yasaklarını, Allah Resulünün (sav) uygulamalarını dikkate alsalar ne insanların sağlıklarını tehlikeye atacak sahtecilik yaparlar ne de insanların İslam’dan uzaklaşmasına sebep olacak bir tavır sergilerler.

 

Ölçüyü Tastamam Yapın

Medyen halkı putperestliğinin yanında toplumsal ahlak, özellikle ticaret ahlakı bakımından çok bozulmuştu. Bolluk ve bereket içinde yaşamalarına rağmen ahlak kurallarını çiğneyerek alışverişlerinde karşı tarafı zarara sokacak hileli işler yapıyorlardı. Hz. Şuayb, ölçüyü tartıyı eksik tutmamaları, adaleti gözetmeleri ve düzgün ölçüp tartmaları, çıkarları uğruna insanların mallarının değerini düşürmemeleri ve yeryüzünde fesat çıkararak ülke düzenini bozmamaları hususunda onlara uyarılarda bulunarakkavmini şöyle uyarmıştır:

“Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Şuara 26/181-183)

Bugün yapılanların Medyen halkının yaptıklarından bir farkı var mıdır? Rabbimiz haksız kazanç ve haram yollardan kazanç elde edilmemesi gerektiği hususunda uyarıda bulunarak Kur’an da şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır.” (Nisa 4/29-30)

Bu uyarılar yanında dinimizin emrettiği ibadetlerin kişileri kötülükten ve hayasızlıktan koruyacağı bildirilmiştir.

“(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut 29/45)

Ya ibadetlerimizi gereği gibi yapmıyoruz ya da şekli olarak yaptığımızdan ibadetlerin hayata yansıması olmamaktadır.

Bizi Aldatan, Bizden Değildir

Allah Resulü (sav) bazı ihtiyaçlarını temin etmek için zaman zaman Medine pazarına gider, bu vesileyle gelip gidenlerden ve alınıp satılanlardan da haberdar olurdu. Yine bir gün pazarda dolaşırken bir buğday yığını dikkatini çekti. Hububatı satan adamın yanına gelerek buğday yığınına elini daldırdı. Ancak buğdayın altı göründüğü gibi çıkmamış, Efendimizin parmakları ıslanmıştı. Satıcıya ıslaklığın sebebini sorduğunda, yağmurdan kaynaklandığı cevabını aldı. Bunun üzerine Allah Resulü, “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi?” (M284 Müslim, Îmân, 164)diyerek ticaret ahlakına dikkatleri çekmiştir.

Anlaşılan o ki, satıcı kuru ve ıslak olan buğdayı ayırmadan satışa sunmak suretiyle insanları aldatmaktaydı. İnsanları aldatmak ise, Peygamberimizin sünnetinden ve yolundan uzaklaşmak demekti: “Müslümanlar arasında aldatma olamaz! Bizi aldatan, bizden değildir!” (M283 Müslim, Îmân, 164)

“BirMüslüman’ın, malında bir kusur bulunduğu takdirde bunu açıklamadan satmasının haram olduğunu söylemiştir.(İM2246 İbn Mâce, Ticâret, 45.)

Bazı kişilerin sağmal hayvanlarını satmak istediklerinde sütü bol görünmesi için birkaç gün sağmadan bekletmelerini “aldatma” olarak nitelemiş ve bu davranışın hiçbir Müslüman için helâl olmadığını ifade etmiştir.(İM2241 İbn Mâce, Ticâret, 42)

Ukbe b. Âmir”in işittiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, Müslüman”ın kardeşidir. Kusurunu açıkça söylemeden, bir Müslümanın diğerine herhangi bir ayıplı malı satması helâl değildir.”(İM2246 İbn Mâce, Ticâret, 45)

İmanımızı Tazelemeli Yeniden İman Etmeliyiz

 

Allah (cc) buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır.” (Nisa 4/136)

“Ey iman edenler” diye iman edenlerin dikkati çekildikten sonra “Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin” buyruğu hatırlatılarak iman ettiğini söyleyenlere imanlarını gözden geçirmeleri istenmiştir. Bu hitap her dönem için geçerlidir. Elhamdülillah Müslümanım demekle, beş vakit namaz kılmakla, ancak sözde ve şekilde bir iman sahibi olunabilir. Sözde kalan bir inanç her şeyi mubah göreceğinden caniliği de soytarılığı da ahlaksızlığı da sahtekarlığı da normal görecektir.

İmanımızı yeniden sorgulamalı, imanımızı tazelemeli, yeniden iman ederek hayatımızın her alanında imanın tesirini ve etkisini görmeliyiz.

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası