Bugün de Tiflis-Kudüs hattında oluşturulacak Haçlı koridorunda Kürt aşiretlerinin kullanılmasına teşebbüs edilmesi tam bir cinayettir.
Kürt meselesi, diyorlar. Kürt meselesi çirkin bir laftır. Türk meselesi de çirkin bir laftır. Biz kardeşiz, birbirimizin meselesi neden olalım? Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki bütün vatandaşlar, hem vatandaştır hem de kardeştir. Ben sana niye mesele olayım?
Allah korusun Türkiye’nin Birliği bir saniye sarsılırsa, Türk milletinin ayrılmaz ve şerefli organları durumundaki kavimlerinizi, soy sop, din değiştirme ve yokluk bekler
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, emperyalist güçlerin kuklası ve vekâlet savaşçısı bir örgütün liderini muhatap alarak, tarihi bir hata yapmaktadır. 2009 yılında Demokratik Açılım, 2013 yılında Çözüm Süreci olarak başlatılan çalışmaların sonuçları ortada iken terörist başını muhatap almak ve ondan Cumhurbaşkanına ve TBMM’ne öneriler sunmasını beklemek akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Terörist başını muhatap almakla ancak emperyalizme hizmet edilmiş olur.
Merhum Aykut Edibali, bu mesele Türkiye’nin önüne kendi iç dinamikleri sonucu konmuş değildir, değerlendirmesi ile “Doğu Meselesi” kitabında sorunun temeli ve çözümü hakkında tespitlerde bulunarak, çözüm önerilerini sunmuştu. Edibali’nin değerlendirmeleri özetle şöyle:
Doğu Meselesi
“Her sosyal ve siyasal meselede olduğu gibi adı bile doğru dürüst konamamış “milli birlik ve kardeşlik” veya “demokrasi davamızın” çözeceği bir değil, belki onlarca meseleden birincisi bu. 1. Cihan Savaşı sonucunda haksız ve ahlaksız bir biçimde tasfiye edilmiş, toprak, yeraltı zenginlikleri ve nüfusunun paylaşılması, işgali ve köleleştirilmesi sonucu, Türkiye Cihan Devleti tüm maddi ve manevi mirasından soyutlanarak yaşamaya mahkûm edilmişti.
Sevr Projesi
Osman İmparatorluğu ve Müslim tebaasına karşı girişilen daimi sömürgeleştirme çabasının son ve açık belgesi Sevr Projesi’dir.
Millet Kavramı. Türk Milleti ne demek?
Türk milleti kavramı, kan ve dil esasına dayanmayan birlikte yaşama iradesine dayanan canlı bir idealdir. Tarihi kültürel ve hukuki bir kavramdır. Ve tarihi, hukuki siyasi belgelerle belgelenmiştir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin, Sivas, Erzurum Kongresi kararlarının İstiklal savaşını yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ve ilan ettiği tarihi kararlara dayanır.
Ta Oğuz Han’dan beri devam eden evrensel insani bir kültür vardır. “Türk” derken bunu kast ediyoruz. Yoksa kan davası dil davası… böyle bir şey yok. Türk, bir semboldür, şemsiye addır, kucaklayan bir isimdir, geneldir bu ad bir bayraktır.
Ne etnik ne bölge ne din ne kan ne mezhep milliyetçiliğine, ırkçılığına Türkiye itibar etmemelidir. Bunlar tuzaklardır. Bunlar bizim tarihimizde hiçbir zaman problem olmamıştır.
Bütün dünya dev birlikler oluşturmak için uğraşırken birliği bozacak her davranış gaflettir, dalalettir, zararlıdır. Ülkenin birliğini gözümüz gibi korumak her şerefli vatandaşa düşen temel görevdir.
Devlet Kavramı
Devlet, bir milletin teşkilatlanmış halidir, diyebiliriz.”Devlet olmak için bağımsızlık esastır. Devletin bağımsızlığı toprakla, yani vatanla mümkündür. Bu topraklarda yaşamak isteyen bütün insanlar bu iradeye saygı göstermek mecburiyetindedir. Bu vatanı kanıyla, canıyla kuran millet egemenliğini kendi dışında hiçbir güçle paylaşamaz. Devletin zaafa uğraması halinde neler olabileceğini kestirmek ve akılları başa devşirmek için tarihimizin birkaç felaket senesini hatırlamak yeter de artar bile. 1243 Kösedağ Meydan Muharebesi,1402 Ankara Meydan Savaşı,1826-27 Navarin Savaşı, 1914 I. Dünya Savaşı ve Sevr dayatması…
Kavmiyetçilik
İslam medeniyeti kavmiyetçiliği yasaklar, Batı azdırır. Batı bütün dünyayı sömürülecek bir alan ve dışındaki insanları da barbar olarak algılar. Bütün hayat tarzı bütün insanları kendisine köle etmek, bütün dünyayı sömürmek esası üzerine kurar. Batı kavmiyetçiliği, etnik milliyetçilik budur. Böyle bir dünya görüşünü üreten bir medeniyetin hâkim olabildiği dünya; Vestefalya antlaşmasından bugüne sömürge savaşları, dünyanın toprakça bölünmesi birinci ve ikinci Cihan savaşları gibi dünya tarihinin eşini kaydetmediği vahşeti ve zulmü insanlara reva görmüş bir medeniyet ve toplum biçimidir. Batı toplumu kavmiyetçiliği, İslam toplumları için muzırdır. Lozan’da emperyalistlerin ağzına tıkanan hayal o gün Türk, Kürt, Arap ve Hintli gerçek Müslümanların gayreti, İstiklal Savaşı’nı veren Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının üstün liderliği, Mehmetçiğin süngüsü kahraman ve gazi Türk milletinin fedakârlığı ile tarihin çöp sepetine atılmıştır. Bugün de Tiflis-Kudüs hattında oluşturulacak Haçlı koridorunda Kürt aşiretlerinin kullanılmasına teşebbüs edilmesi tam bir cinayettir.
Ve Türkiye’de etnik kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşların, ülkenin meselelerini çözüm için mutlaka korumakla görevli oldukları kutsal değerlerin başında Türkiye’nin bölünmez birlik ve beraberliği gelmektedir. Her türlü mutluluk getirecek çözüm Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü temelinde mümkündür.
Meselenin Adını Doğru Koymak
Güneydoğu Anadolu meselesi Kürt meselesi değildir. Güneydoğu Anadolu meselesi Türkiye’nin ayrılmaz parçaları durumunda bulunan Güneydoğu Anadolu bölgemizin ekonomik, sosyal, kültürel meseleleri gibi meselelerini çözmek; bu bölgemizi de Türkiye’nin gelişmiş diğer bölgeleri seviyesine ulaştırmak anlamına gelmeli. Türkiye’de tüm vatandaşların yararlandığı haklar ve hürriyetlerden yararlanması, bu hak ve hürriyetleri kullanabilmek için gerekli maddi manevi imkân ve hizmetlerden yararlanabilmesinin sağlanması, olarak ele almalıyız. Tüm vatandaşların yararlandığı hak ve hürriyetlerden bu bölgede yaşayan vatandaşların düzenli ve eksiksiz yararlanmasını garanti etmek…
“Kürt Meselesi”
Kürt meselesi, diyorlar. Kürt meselesi çirkin bir laftır. Türk meselesi de çirkin bir laftır. Biz kardeşiz, birbirimizin meselesi neden olalım? Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki bütün vatandaşlar, hem vatandaştır hem de kardeştir. Ben sana niye mesele olayım? O başka bir tuzaktır. Türkiye meselesi var, Ortadoğu meselesi var ve bütün dünyanın derlenip toparlanması meselesi var. Türk’ü, Kürd’ü onu bunu ayırmayan, hepsini kardeş gören Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm manevi maddi başarısını, müktesebatını, zenginliğini kazanımlarını; bunlar benim hakkımdır diyecek bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu iradeye sahip değilseniz sağ sol sürekli karıştırır. Ne etnik bölge ne din ne kan ne mezhep milliyetçiliğine Türkiye’ye itibar etmemelidir. Bizim birliğimiz zaafa uğrarsa ne Türk’ten hayır gelir ne Kürt’ten hayır gelir ne Arap’tan hayır gelir, parça parça ederler.
Türkiye’nin bir iç meselesi nasıl milletlerarası mesele haline getirildi?
Kendi sınırları içinde vatandaşına hiçbir ayrım yapmadan hizmet sunmak bir iç politika meselesidir. Güneydoğu meselesi de bir iç politika meselesidir. Devletin iç meselesi kimsenin müdahale edeceği bir konu değildir. Ama bu meseleyi “Kürt Meselesi” olarak aldığınız zaman farklı bir alandasınız, demektir.
Mesele çok şümullü (kapsamlı) bir mesele… Bu meselenin sağlıklı çözümü için zaruri ve yeterli şart; dünyanın ve özellikle Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesidir. Adil ve hür bir düzenlemeyi içerir. Ortadoğu’yu yeniden düzenleyemiyorsanız, hiçbir kavmi meseleyi adil ve insani bir biçimde çözemezsiniz. Ortadoğu’nun tümünü yeniden düzenlenmesi göreviniz olursa bu alanda ortaya koyacağınız tüm çözümler ancak başka devletlerle, bölgeyi işgal altında tutan Amerika ile çözümünü düşündüğünüz düzenlemenin uygulanabilmesi için anlaşmak, uygulamak ve ortaya koyduğunuz düzenlemenin denetlenmesini sağlamak gerekir. Ve Doğu Anadolu gibi bir iç hukuk meselesini Birleşmiş Milletler dâhil bütün dış politika aktörlerinin karışacağı ve karışmakta haklı hissedecekleri bir alana, mesele taşınmış olur. Kürt meselesi diyerek konuyu sunanlar bunu biliyor mu acaba?
Bu mesele, dünya emperyal güçlerinin hesaplarını, niyetlerini, politikalarını bilmeyi gerekli kılar evvela. İkinci olarak haysiyetli olmayı, gerçekçi olmayı Türkiye’nin birikimlerine sahip olmayı, onlara inanmayı ve bu değerleri her şart altında savunabilmeyi gerekli kılar.
Bu mesele Türkiye’nin önüne ne yazık ki kendi iç dinamikleri sonucu konmuş değildir.
Meseleye benim meselem diye yaklaşmak yetmez. Çünkü o mesele hakkında ABD ve AB başta olmak üzere dünyanın küresel güçleri, sonra bölge devletleri, bölge halkı ne diyor, ona bakılmalıdır. Şunu aklınızın bir kenarına yazın ve hiç unutmayın: Bu mesele Türkiye’nin tek başına içinden çıkacağı bir mesele değildir. Bu Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinin bir parçasıdır.
Dikkat Edilmesi Gerekenler:
Terörün ekonomik kültürel ve diplomatik altyapısını besleyen ve köpürten, ahlaksız ve hukuksuz altyapıyı imha etmedikçe havanda su dövmüş oluruz.
Türkiye kayıplarının bir listesini tutmak zorundadır. Kayıplar abide halinde milletin hafızasına kazılmalıdır. Türkiye karşılaştığı terör belasında can ve mal kayıplarını bilmelidir ki kayıpları net olarak bilmeden, bu kayıplara kimlerin sebep olduğunun hesabını da kimselere soramayız.
Türkiye’nin terörle yaşaması gerektiğini söyleyenlerin sözlerine inanmayı mecburiyetinde değiliz. Bu uyuşturucu telkin kabul edilemez. Şehitleri mecliste konuşabileceğimiz zaman da gelecek. Mesele siyasetimizin, pratik olarak partilerimizin ve meclisimizin, gazi meclisin gerçek halefi haline gelebilmesidir.
Açılım Saçılım
Demokratik açılım, ıslah edilerek devam ettirilmeli. Açılıma saçılıma gerek yok, anlamsızdır. Türkiye’nin milli birlik ve kardeşlik hamlesi mecburiyettir ve devam etmelidir. Bilimsel olarak devam etmelidir. Hakkıyla sürdürülmelidir. Kaş yapalım derken göz çıkarılmamalıdır. Dil milliyetçiliğine bölge milliyetçiliğine prim verilmemelidir. Türkiye için Güneydoğu için, tüm Orta Doğu milletleri için yani vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin geleceğinden, çok değişik amillerin etkisi altında ve bölgesel ve küresel aktörlerin kötü hesaplar yaptığı bir topluluğun meselesinden bahsediyoruz. Dolayısıyla mesele hem basit değil karışık, hem ertelenemez hem de acele edilmesi, süratli davranılması yüzde yüz doğru teşhislere dayanması, aynı oranda isabetli, pozitif, barışçı ve insani çözümler üretmesi şarttır.
Her Şeyin Başı Birlik
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, soysal kavim ve bölge farkları ne olursa olsun, bilin ki gücünüz itibarınız tarihi birliğinizden gelmektedir. Allah korusun Türkiye’nin Birliği bir saniye sarsılırsa, Türk milletinin ayrılmaz ve şerefli organları durumundaki kavimlerinizi, soy sop, din değiştirme ve yokluk bekler. Asırların kayıplarının ve muhteşem tarihin muhteşem gelecek umudunun ve imanın kardeş kıldığı, kaynaştırdığı bu birliği zayıflatacak her hareket, gaflet değilse eğer ihanettir. Bütün dünya birlikler oluşturmak için savaşırken, birliği bozacak her davranış gaflettir, dalalettir. Ülkenin birliğini gözümüz gibi korumak her şerefli vatandaşa düşen temel görevdir. Asla bu ülkenin hasbi vatandaşı olan bütün vatandaşların aralarındaki ihtilaflarda yerli veya yabancı efendi arama küçüklüğüne düşmemeleri şarttır. Artık bütün Kürtler, Araplar bölgeyi satan kendi hainlerine hadlerini bildirmenin zamanın geldiğini bilmeli, kardeşlik ve birlik adına hainlere geçit vermemelidirler.
Bizim birliğimiz zaafa uğrarsa ne Türk’ten hayır gelir ne Kürt’ten hayır gelir ne Arap’tan hayır gelir, parça parça ederler. Tarih bunun misalleri ile dolu. Kumanlar nerede, Kıpçaklar nerede, Hunlar nerede, nereye gitti bunlar?
Meselelerimize Yabancının Burnunu Sokturmayacağız.
Yabancıları bu bölgeye çağırmak, onlara sığınmak ihanettir. Türkiye’nin bir aşiretler davası da vardır. Bunu da göz önünde bulundurarak çözmek lazımdır. Bu da önemli üzerinde durulacak bir hassasiyettir. Dolayısıyla dil meselesini çözmek lazım, kabile yapısını göz önünde bulundurarak bu topluluklara verilmiş olan hakları, hürriyetleri yeniden gözden geçirmek lazım. O insanlar, devletle yapmış olduğu birtakım anlaşmaları biliyorlar. Bu anlaşmalar yazılı değilse bile geleneksel olarak geliyor.
Dil Meselesi
Türkiye’de yaklaşık 36 etnik unsur var. Bunların her birinin dilleri, kültürleri vardır. Dil konusuna geldiğimizde iyi düşünmek lazım. Bir dil, bir etnik ayrılığı ifade etmez. Kürtçe konuşur olmak, size ayrı bir millet olma özelliği vermez. Bu Kürtçülerin tavrıdır. Beynelmilel Kürtçülerin, Türkiye’yi bölmek isteyenlerin, siyasi Kürtçülük davası peşinde koşanların kanaatidir, doğru da değildir. İngiliz dilini konuşan, İngilizceyi konuşan kaç tane millet var. İngilizce Kanadalılar tarafından da Amerikalılar tarafından da Güney Afrikalılar tarafından da konuşulan bir dildir. Ama Kanadalılar hiçbir zaman “İngiliziz” demiyorlar. Keza İngilizce konuşmuş olmak Avustralya’yı da Amerika’yı da İngiltere’yi de ayrı ayrı milletler olmaktan kurtarmıyor. Aynı dili konuşuyorlar ama ayrı milletler.
Ankara bütün etnik dilleri öğretir, programını düzenler, başkasının burnunu sokmasına gerek yok. Bizim kültür programımız bu. Türkiye’de bütün diller serbesttir. Türkiye’deki bütün diller, Türkiye’nin zenginliğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tebaasına hiçbir şekilde yabancıya muhtaç etmez.
Ortadoğu’nun İslam Medeniyetinde Yeniden Yapılandırılması Şarttır.
Terörün eleman devşirdiği bölge, esas itibariyle İslam Ortadoğu’dur. Bu dünya, bu bölgenin İslam Osmanlı Türk geçmişine saygı duymayan emperyalist emellerin güdümünde, yabancılar tarafından büyük bir hoyratlık içinde parçalanmış, şekillendirilmiştir. Bu coğrafya yeniden aslına uygun olarak restore edilmek durumundadır. Yani siyasetin terörle mücadele programının coğrafi boyutu ve tarihi boyutu vardır. O da Ortadoğu’nun İslam medeniyeti yani barış medeniyeti temelinde yeniden yapılandırılmasıdır. Türkiye’nin terörle mücadelesinin coğrafya ve medeniyet vazgeçilmez boyutu İslam’dır. Bu husus unutulmamalıdır. Terörü besleyen iç ve dış kaynaklar vardır. Bu bataklıkların ekonomik kültürel sosyal tedbirlerle kurutulması gerekir. Ve terörü ortadan kaldıracak bu savaşın kararlılıkla bir tek Mehmetçiğin kanını feda etmeden yapılması gerekir. Terörist saflarında bulunanların da kandırılmış saptırılmış unsurlar olduğu asla unutulmadan.
Sonuç olarak bu bölgenin, bu ümmetin kandırılmış unsurları olduğu göz önünde bulundurularak terörle savaşmalıyız.”
Ömrünü hak ve millet davasına adamış, 21. Yüzyılın yetiştirdiği Türk ve İslam dünyasının büyük devlet adamı… ışığın yolumuzu hep aydınlatacaktır. Ruhun şad, mekânın cennet olsun.
Kaynak: Milli Birlik ve Doğu Meselemizin Çözüm Esasları, Bayrak Yayımcılık, İstanbul, 2011