On bir ayın sultanı olan rahmet, mağfiret ve bereket ayı Ramazan’a bir kez daha veda ettik. Ramazan, kirlenen ruhumuzu arındırmak, gönlümüzü yenilemek ve hayatımıza yeniden istikamet vermek için bizlere sunulmuş büyük bir fırsattır. Bu mübarek ay aynı zamanda Kur’an-ı Kerim ile en fazla hemhâl olunan zaman dilimidir. Çünkü insanlık için hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. “Ramazan ayı ki, insanlar için hidayet rehberi olan, doğru yolu gösteren ve hak ile batılı ayıran apaçık delilleri içeren Kur’an o ayda indirildi. Sizden kim bu aya erişirse oruç tutsun.” (Bakara,2/ 185)
Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayına değer kazandıran ilahî kelamdır. Ancak bu kitap yalnızca okunmak için değil; anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. “Bu kitap size bir şeref ve öğüttür. Siz, ona uyup uymadığınızdan hesaba çekileceksiniz.” (Zuhruf,43/ 44)
Dünyada en çok okunan kitap Kur’an’dır. Buna rağmen en az anlaşılan kitaplardan biri hâline gelmesi, Müslümanların “okumak” kavramını nasıl anladıklarıyla yakından ilgilidir.
Kur’an Okumak
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de müminlerden üç farklı okuma biçimi ister: kıraat, tertil ve tilavet.
Kıraat
Kıraat kelimesi lugatte okumak, açıklamak, duyurmak ve tebliğ etmek anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde bu anlamda kullanılmıştır. Kur’an kelimesi de aynı kökten gelir. İbn Abbas’a göre kıraat yalnızca okumak değil, aynı zamanda açıklamak ve beyan etmek anlamını da taşır. Kur’an’ın ilk emri olan: “Oku!” (Alak,96/ 1) buyruğu da bu anlamı içinde barındırır.
Eskiden Anadolu’nun birçok köyünde düğünler şöyle duyurulurdu: Ev ev dolaşan bir kadın, mendil veya tülbent dağıtarak düğünün haberini verirdi. Bu kadına “okuyucu” denirdi.
Aslında ortada bir metin okumak yoktur; yapılan şey duyurmak ve tebliğ etmektir.
Tertil
Tertil kelimesi; bir şeyi güzel, düzgün ve açık bir şekilde, hakkını vererek okumak anlamına gelir. Kur’an’ı tertil üzere okumak; tecvid kurallarına uyarak, ağır ağır ve tane tane okumaktır. Bu okuma tarzı ayetler üzerinde düşünmeyi ve anlamayı hedefler.
Müzzemmil suresinde şöyle buyrulur: “Kur’an’ı tertil üzere oku.” (Müzzemmil, 4)
Bu emir, Peygamber Efendimizin şahsında bütün müminlere yöneliktir.
Tilavet
Tilavet kelimesi ise; tabi olmak, peş peşe okumak, düşünmek ve uygulamak anlamlarına gelir.
Tilavette yalnızca okumak değil; okunanı anlamak, hükümlerine uymak ve insanlara duyurmak da vardır.
En’am suresi 151. ayette şöyle buyrulur: “De ki: Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyup bildireyim.”
Tilavet kelimesi özellikle Kur’an okumak için kullanılır ve Kur’an’da çeşitli türevleriyle yaklaşık altmıştan fazla yerde geçer.
Kur’an’ı Anlamak
Kur’an-ı Kerim insanlığa hayat rehberi olmak için indirilmiştir. Bu sebeple onu yalnızca yüzünden okumakla yetinmek doğru değildir. İnsanın ve toplumun huzuru, dünya barışı ve insanlığın kurtuluşu ancak Kur’an’ın anlaşılması ve hükümlerine uyulmasıyla mümkündür.
Kur’an’da Medine Yahudileri hakkında şöyle denilmektedir: “Bu topluma ne oluyor ki, söyleneni bir türlü anlamıyorlar?” (Nisa,4/ 78)
Bu uyarı yalnızca o döneme değil, Kur’an’ı anlamaya çalışmayan bütün insanlara yöneliktir.
Kur’an vahyi yalnızca lafızlardan ibaret değildir. Lafız ve mana birlikte vahyedilmiştir. Bu sebeple Kur’an’ın hem metni hem de anlamı ilahîdir. Dolayısıyla mesele sadece okumak değildir. Asıl mesele nasıl anladığımız ve anladıktan sonra ne yaptığımızdır.
Sahabenin Kur’an Anlayışı
Peygamber Efendimiz Kur’an okurken merhamet ayetlerine geldiğinde durur, Allah’ın rahmetini ister; azap ayetlerine geldiğinde ise Allah’a sığınırdı. Bu durum Kur’an’ın yalnızca okunmadığını, yaşandığını göstermektedir. Sahabenin önde gelen âlimlerinden Abdullah b. Mesud şöyle uyarır: “Kur’an hayat düsturu olsun diye indirildi. Fakat siz onu yalnızca okumayı amel sayıyorsunuz. Sizden sonra bir kavim gelecek; Kur’an’ı harflerini düzgün çıkararak okuyacak ama onunla amel etmeyecek.”
Benzer bir ikazı büyük âlim Fudayl bin Iyaz da yapmıştır: “Kur’an insan hayatında uygulansın diye nazil oldu; fakat insanların çoğu onu uygulamak yerine yalnızca kıraatle yetindiler.”
Yanlış anlaşılmamalıdır: Kur’an’ı Arapça aslından okumak önemlidir. Mukabele geleneği de sünnet ile sabit olan güzel bir gelenektir. Eleştirilen şey lafızla yetinmek ve manayı ihmal etmektir.
Mana ve Maksat
Kur’an’da şöyle buyrulur: “Aydınlatan kitaba yemin olsun ki; anlayıp düşünesiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Zuhruf,43/422–3)
Abdullah b. Mesud’un şu uyarısı ise oldukça ibretlidir: “Kur’an yanınızda ama sanki sizden alınmış gibi. Onu taşıyorsunuz fakat hayatınızda pek azını yaşıyorsunuz.”
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da bu gerçeği şu mısralarla dile getirir:
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın;
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin:
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.
İlk nesil müslümanlarından sonra tedricen önce maksat ihmal edildi, daha sonra mana da önemsenmemeye başlandı; nihayet sadece lafızla yetinilir oldu. Yapılması gereken, ashap gibi hareket etmektir.
- Kerim’i anlamak için Arapça’yı bilmek önemlidir. Arapça bilmeyenler,Kur’an-ı Kerim meallerine müracaat etmelidir. Kur’an’ın bizlerden ısrarla istediği “Akletme” fiili de 49 yerde ve tamamı çoğul olarak geçer. Bu durum, birlikte düşünme ve istişareyi teşvik olarak da algılanabilir.
Kur’an’ı Mehcur Bırakmak
Kur’an’da Peygamber Efendimizin kıyamet gününde yapacağı şu şikâyet bildirilir:
“Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktı.” (Furkan,25/ 30)
Ramazan ayı, bu şikâyete muhatap olmamak için bizlere önemli fırsatlar sunar. Önemli olan bu bilinci yalnız Ramazan’da değil, ömür boyu sürdürebilmektir. Çünkü Kur’an, yalnızca Ramazan’ın değil; bütün hayatın rehberidir.