Peyami Safa’nın milletlerin geleceği için; “Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını yozlaştırmak kâfidir” sözü bizlere ve yetkililere rehber olmalıdır.
Karadağ, Adriyatik denizinde kıyısı 300 km olan ve 2006’da yapılan referandumla bağımsızlığını kazanan bir ülkedir. Karadağ adını güzel koylarının arkasındaki dik dağlardan alır. Budva ve Kotor şehirleri kaleleri ile meşhurdur. Karadağ sahilinin 4’de 1’i plajlardan oluşmakta olup önemli sahil şehirlerinden birisi de Budva şehridir. Budva, Karadağ turizminin merkezi konumundadır. Yol üzerinde ve yine deniz kıyısında Bar şehrinde Tika ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin katkıları ile yapılan Selimiye Külliyesi ve camii görülmeye değer bir eser. Kale şehri Kotor ve Stargrat’ın kale içini gezip Adriyatik körfezini takip ederek Bosna Hersek’e hareket ediyoruz. Bosna Hersek’in önemli şehirlerinden olan Mostar’a, Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından yapılan Neretvan nehri üzerindeki Mostar köprüsüne ulaşıyoruz. Mostar köprüsü, cesur sporcular tarafından yıllarca bir atlama platformu olarak kullanılmış. Bosna Hersek’te başlayan iç savaş sırasında Sırp ve Hırvat tankları ile kültürel ve hoşgörü sembolü olan Mostar Köprüsü tamamen yıkıldı. Mostar köprüsünün eski haline uygun olarak yeniden inşası çalışmaları, UNESCO ve Dünya Bankasının desteği ile TİKA tarafından başlatılarak Türk şirketi tarafından aslına uygun şekilde yapılmış. Köprü 30 metre uzunluğunda olup köprünün kemer çalışmaları da tamamlanarak 23 Temmuz 2004 tarihinde açıldı. Mostar köprüsüne yakın 250 metre yüksekliğindeki dik kayaların altından kaynayan Buna nehri kıyısında Blagaj Alperen (Sarı Saltuk) tekkesini ziyaret ederek Mostar Köprüsü yanında Kosko Mehmet Paşa Camiinde namazımızı kılarak istirahat için otelimize geçtik.
Bosna Hersek
Sonraki gün Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’ya hareket ederek Fatih Sultan Mehmet’in fethettiği, insanlarının çok sıcakkanlı olduğu camii, medrese, han ve hamamları ile meşhur Osmanlı şehrine ulaşıyoruz. Saraybosna cami, kilise ve havraları ile 3 dinin eserleri ile Kudüs gibidir. Ülkede 3 etnik grup olarak Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar yaşamaktadır. %70’i Müslüman Boşnaklar, %15 Sırp, %10 Hırvat ve %5’i de diğer milletlerden oluşmaktadır. 1986-1992 yılları arasında yaşanan kanlı savaşlar ve Sırpların büyük Sırbistan’ı kurma hayalleri ile sistematik olarak 100.000’in üzerinde Boşnak hayatını kaybetti. Büyük bir soykırıma maruz kalan Boşnaklar Batılı devletlerin olaylara seyirci kalması sonucu her türlü zulme uğramış ve Boşnak şehri Sırpların saldırıları sonucu düşmüş. Askerlik çağına gelen gençler kamplarda kurşuna dizilerek şehit edilmişlerdi. Savaşta o kadar şehit verilmişti ki parklar mezarlık yapılmıştır. Barış gücü adı altındaki birliklerin Sırp yanlısı davranışlarına karşı en büyük yardımı Türkiye yapmıştır.
Daha önce park olup mezarlığa dönüşen şehitlikte bilge lider Aliya İzzet Begoviç’in mezarını ziyaret edip Kur’an okuyarak duada bulunduk. Aliya İzzet Begoviç; Bosna-Hersek’te İslam’ın gelişmesinde ve bağımsızlığına kavuşmasında gençliğinden vefatına kadar çok önemli mücadeleler vermiştir.
Bağımsız Bosna-Hersek devletinin kurulmasında önemli rol oynamış, devletin ilk Cumhurbaşkanı olmuştur. Vefat etmeden önce TC’ ne hitaben; “Bizler evladı Fatiha’nız. Bosna’ya sahip çıkın. Öldüğümde şehitlerin yanına kabre defnedin” dediği ifade edilir.
Osmanlı önemli eserlerinden Gazi Hüsrev Camii’nde Osmanlıdan beri hiç ara verilmeden her gün öğle namazı sonrası hatim okunmasına şahit olduk ve bizler de hatim merasimine eşlik ettik. Gazi Hüsrev Camii yanında Gazi Hüsrev Türbesini, Ferhat Paşa Camiini, baş çarşıyı, hanları ziyaret ederek Sırbistan’ın baş şehri Belgrat’a hareket ettik.
Sırbistan
Sırbistan, 420 yıl Osmanlı’nın yönetiminde kalmış olup o dönem yüzlerce camii, medrese, tekke, imaret, han, türbe ve çeşmeden başşehri Belgrat’a 1 camii, 2 türbe, 1 çeşme ve 1 konak kalmış. Belgrat’ın meşhur kale içinde TİKA tarafından onarılan Damat Ali Paşa türbesi, İstanbul Kapı ecdadımızın izlerini taşıyor. Kalenin batısında Tuna ve Sava nehirlerinin kesiştiği alan güzel bir manzara oluşturuyor. Belgrat’ın çarşısını gezerek Bayraklı Cami (ibadete açık) ve ilerisinde Şeyh Mustafa türbesini ziyaret ederek Bulgaristan’a Sofya’ya doğru hareket ettik.
Sofya’da istirahatı müteakip merkezde Kadı Seyfullah Camii, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento binası ile Sofya’nın en büyük kilisesi Aleksandır Nevski Katedralini görerek Türk şehri Filibe’ye geçiyoruz. Filibe’de Murat Hüdavendigar’ın yaptırdığı kendi adını taşıyan camide ibadet ederek camii cemaati ve Filibeli kardeşlerimizle sohbet ettik. Daha sonra Filibe’nin çarşısını gezip Türkiye’ye doğru hareket ederek ikindi ezanı Kapıkule gümrük kapısı yanındaki camide okunurken gümrük kontrolümüzü yaptırarak yurdumuza girdik.
İkindi namazımızı Mimar Sinan’ın muhteşem eseri Selimiye Camii’nde kılıp Çanakkale Köprüsünden geçerek yorucu ancak evlat-ı Fatiha’nı ziyaret etmenin huzur ve mutluluğu içinde Bursa’ya ulaşıyoruz.
Sonuç
Rumeli gezisini sonuç ve önemi itibari ile özetleyecek olursak; Türk Devleti’nin gücünü ve soydaşlarımızın Türkiye’yi arkalarında gördüklerini, TİKA tarafından Rumeli’deki tarihi eserlerin onarıldığını, başta Bosna-Hersek olmak üzere Kosova, Karadağ’da camilerde gençlerin yoğun olduğunu gözlemledik. Batı Trakya’nın Türk nüfusu, güzel ovası ve konumu itibari ile keşke ülkemiz sınırları içinde olsaydı diye düşündük.
Ülkemizde gençlerdeki ahlaki yozlaşmanın Rumeli’de olmadığını görerek devletimizin gerekli tedbirleri alması hususunda fikir birliğinde bulunduk.
Burada konu ile ilgili üstat Necip Fazıl Kısakürek’in özlü sözünü belirtmekte fayda görüyorum; “Arsızlığa cesaret, zinaya aşk dediler. Bir neslin ahlakını işte böyle yediler.”
Ayrıca Peyami Safa’nın milletlerin geleceği için; “Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur; tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını yozlaştırmak kâfidir” sözü bizlere ve yetkililere rehber olmalıdır.