Sular Bulanırken

Evveet çok değerli okurlar,Emperyalizmin beyni Siyonist İsrail ve uşağı ABD’nin İran’a saldırıları devam ederken tekrar birlikteyiz. Bu yazımda dayine bir şeyler döktürdüm sizin için. Bakalım,kimler okuyacak?

Sahi, Suları Kim Bulandırıyor?

Bir tarafta Yehova tarafından kendilerine vaat edildiği söylenentoprakları ele geçirmek isteyen Siyonist bir çete ve bu Siyonistlerin dünya tiranlığı için Tanrının kendisini görevlendirdiği iddiasında olanbir deli!

Diğer tarafta, kurtlar tarafından suyu bulandırmakla suçlananlar;yani Fas’tan İran’a kadar İslam ülkeleri. Ha, bir de bu arada mağdur edilen Maduro var.Onun suçu, Venezuella petrollerini Amerika’ya değil Çin’e satması.Gerçi o da genebir kurt ve kuzu hikayesi.

Yıllar önce ABD;“Saddam’ın elinde kitle imha silahları var, Irak halkını yok edecek!” diyerek Irak’a saldırıp, Iraklıları yok etti. Ancak kazdıkları kumların altından kitle imha silahları değil,Saddam ve uçakları çıktı.

Demokrasi çağında birçok İslam ülkesinde demokrasi olmaması, Batı ülkeleri için çok büyük bir tehdittir. VeFas’tan başlayarak bütün İslam ülkelerine demokrasi taarruzuna geçilir. Demokrasiye geçiş zayiatı olarak binlerce masum insan ise kara topraklara gömülür.

Gerçi,ta Fas’tan başlayıp Mısır’a kadar estirilen yakıcı Sam rüzgârıyla yerle bir edilen İslam ülkelerinde ortaya çıkanın demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktu.Amma koltuklara oturtulanlar, Amerika’nın emir kuluydu ve demokrasi dediğin de bundan başka bir şey değildi.

Bir İslam ülkesi olan Türkiye’de “demokrasi” olduğu için, ülkemizde bu iş, tamamen demokratik bir yoldan halledilecek, vatandaşlar,yerli ve millilerce “Terörsüz Türkiye” sosu ve “yeni Osmanlı hülyasıyla” uyutularak bitirilmeye çalışılacaktı.

Ne yazık ki, öyle de olmak üzere. Bir tarafta sefalete itilenmilyonlar, geçim derdiyle uğraşır, bir tarafta da tv’lerceyedi/yirmi dört kafası ütülenenler,hâlâ kuşa bakarken,Mecliste bölücü başıyla pazarlığa oturanlar, istenilenleri hayata geçirilmek için hazırlıklara başlar.

Öyle ki; bölücü başını önder olarak tanıyan asıl önder, ortamın çok müsait hale geldiği bir durumda, Reisin işi yavaştan almasına dayanamayıp “oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok!” diye artık oyalanılmamasını ister. Haklıdır. Zira,bu sıralar yediden yetmişe herkes, pür dikkat İran’da olan-bitenle meşguldür.

Gel gör ki tam bu sırada terörsüz Türkiye, terörist birsaldırıyla çalkalanır. Haydaaa, şimdiişin yoksa gel bir de İŞİD’le masaya otur…

Kendi Kendimizi Kuşattırıyoruz

ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı günlerdeTürk hava sahasında İran’dan atıldığı söylenilen dört füze imha edildi. İnsan, hemen “yetkililer iyi ki şu çelik kubbeyi tesis etmiş” diye seviniyor ve derin bir “ohh” çekiyor.

Lakin, açıklamalara göre, bu füzeler, bizim çelik kubbe tarafındandeğil deDoğu Akdeniz’de konuşlu NATO unsurları tarafından imha edilmiş. Bu, doğudan hava sahamıza giren füzelerin taa Hatay semalarına kadar gelmesi,çelik kubbemizinbunları görmemesi demek.

Şimdi;NATO’nun NATO olalı bir fare yakalamasına sevinmeli, yoksa çelik kubbenin kevgir misalibirçok açığı varmışdiye mi dövünmeli.Veya işin içinde başka işler mi var diye düşünmeli?

Önce işe şu soruyla başlamalı. Türkiye, İran’dan ya da başka bir ülkedenatılacak füzelere karşı NATO’dan yardım istemiş midir? Hayır! Ama NATO, adeta “dost kara günde belli olur” dercesine Türkiye’deki üslere savunma sistemleri yerleştirmeye devam ediyor.

Ayrıca, NATO tarafından,“bunlar yetmez!” denilerek Güneydoğu’da bir NATO Müşterek Kolordu Karargâhı kurulması planından hemen sonrabu defa İstanbul Boğazı’nda Anadolu Kavağında bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulmasıplanlandığıaçıklanıyor.

Evet, Türkiye; Batıda Yunanistan tarafından karadan ve denizden, güney batıda Kıbrıs Rum kesimindeki üslerle, güneyde Irak ve Suriye ile kuşatılmaya devam ederken bu sefer de NATO eliyle içeriden kuşatılmaya çalışılıyor.

“Şimdi bütün bunlar Türkiye için mi?” diye düşünüyor ve Batı, Türkiye’nin kıymetini anladı, düşmanlıktan vazgeçip bir dost mu oldu diye soruyor insan kendine. Öyle bir ortam oluşturuldu ki, herkes ister istemez böyle düşünüyor, ya da böyle düşünülmesi isteniyor.

Şurası unutulmamalıdır ki, NATO’da olsa, müttefik de olsa Batılı sadece batılıdır. Bütün düşüncesi de kendi çıkarlarıdır. Rusya’nın kâğıttan bir kaplan olduğunun görüldüğü günümüzde kurulacak yeni komutanlıklar ve üslerle batı, NATO adına ülkemize yerleşecek, tıpkı İncirlik gibi, bunlar da birer çıban başı olacaktır.

Unutulmaya ki dün Kurtuluş Savaşımızı, bugün NATO içerisinde yer alan emperyallere karşı verdik. Kısaca, Batılı, dün neyse bugün de odur, medet umulmaya…

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?