Siyaset o kadar çok kirlenmiştir ki birçok vatandaş siyasi konuları konuşmaktan uzak durmayı tercih etmekte ve siyasi konularda söz söyleyeni yalancılıkla ve sahtekârlıkla suçlamaktadırlar.
“Adalet Mülkün Temelidir” sözü, mahkeme salonlarında hâkimlerin sırtını dayadıkları makamın arkasında yer alan bir sözdür. Mülk devlettir. Mülk egemenliktir. O halde son derece titizlikle korunmalıdır.
Adaletin tam anlamıyla uygulanmadığı bir ülkede devlet ve egemenlik kriz içinde demektir. Adalet makamı; herkese, zengin olsun, fakir olsun herkese eşit muamele edildiği, haklının haksızdan ayırt edildiği bir makamdır. Adalet kurumları bu konuda aciz kalıyorsa ve adalet makamlarına güven zayıflamış ise o toplumda suçlar ve suçlular çoğalmaya başlar. Tersine haksızlıkların giderilmesinde, toplum içindeki sıkıntıların ve sorunların çözümünde adliyeye güven varsa toplumda dirlik ve düzen bozulmaz.
Eski Roma hukukunda, Milattan beş yüz sene öncelerinde köle insanların “mal” diye satıldığı zamanlarda, mahkemelerde asiller ve krallar hep haklı çıkarlardı. Toplumda hak arama hürriyeti kalmamıştı. Yaygın halk sınıfında yer alanlara karşı yönetimi elinde bulunduran krallar ve asiller hukuk karşısında eşit muamele görmezdi. Hukukun üstünlüğü diye bir kavram yoktu. Eşitlik ilkesi adalette yer almazken Roma mahkemelerinde krallar ve soylular hep haklı çıkarlardı. Hukukun ve mahkemenin bağımsızlığı yoktu. Adaletin aranacağı bütün kapılar kapatılmıştı.
Adaleti uygulayacak olan kurum devlettir. Hukukun üstünlüğü ilkesi devletin vazgeçilmez öğesidir. Hukukun kararlarına herkesin kayıtsız şartsız uyması gerekir. Devletin kurumlarını yönetenler hukukun kararlarını uygulamadıkları zaman, kanunlara uymadıkları zaman kişiler devlet kurumlarına saygı göstermezler. Mağdur olanlar mahkemelerde hâkim kararlarını beğenmedikleri zaman, mahkemenin kararları yerini kişilerin kararlarına bırakmaya başlar. Kişiler kendilerini devletin kurumları yerine koymaya başlayınca, devlet kurumlarına güven zayıflamış demektir.
Böylece devlet otoritesi yerini kişi otoritesine bırakır. Her cezanın karşılığını mağdurlar kendileri vermeye başlarsa toplumda huzur ve adalet sağlanamaz ve anarşi başlar. Örgütlenmeye başlayan anarşizmin sonunda mafya düzeni devreye girer. Ülkeyi hukuk değil raconlar yönetmeye başlar. “Racon kesme” işini yapanlara “kabadayı” derler. Kabadayı düzeninde ekonomik ve sosyal hayat mafya düzenine teslim edilir. Racon kesme hukuktaki kararın yerini almıştır. Racona uymayanlar cezalandırılır. Cezalar içinde ölüm cezası da vardır. Raconu özetleyen bir cümle vardır. Ziya Paşa’nın 1870’lerde yazdığı “Terkib-i Bend”inde geçen mısralarda şöyle denilmektedir. “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Bu mısralar, kabadayılık dünyasının raconu haline gelmiştir. Böylece demokratik toplum düzeni kabadayılar toplumu olmaya başlamıştır. Bu suretle suçlular çoğalır, hapishaneler dolar taşar. Sonu bilinmeyen kan davaları, arazi davaları nesilden nesle intikal eder. Adalet sarsılırsa devletin temeli sarsılır.
Şair Abdurrahim Karakoç yıllar önce yazdığı şiirlerinde adaletsizliği dile getirmişti. “Hakim Beğ” şiirinden birkaç mısra şöyledir:
Gene tehir etme üç ay öteye
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.
Kırk yıl önce; yani babam ölünce
Kadılıklar hâkimliğe dönünce
Mirasçılar tarla, takım bölünce
İrezillik beni buldu hâkim beğ.
Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git
Bini buldu burada yediğim zılgıt
Eğer diyeceksen; “bana ne öl git!”
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.
…
Mülkün temeliydi adalet hani? …
Bizim hak temelde saklı mı yani?
Çıkartıp da versen kim olur mâni?
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ.
Siyasette neler oluyor
Basın camiasına düşen haberlere göre 19 Mart 2025 günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberinde yetmiş dokuz şüpheli kişi “terör ve örgütlü suçlar” kapsamında gözaltına alındılar. Terör örgütüne destek suçlaması hariç, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet almak, irtikâp, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek suçlamaları ile Ekrem İmamoğlu suçlu bulunarak tutuklandı. Aynı operasyonda ilave şüphelilerle beraber yüzden fazla kişi gözaltına alındı.
CHP Genel Başkanı gözaltı kararını “darbe girişimi” olarak nitelendirdi ve kınadı. 23 Mart tarihinde gözaltına alınanlardan yirmi kişi tutuklandı. Yolsuzluk soruşturması kapsamında Ekrem İmamoğlu ile birlikte kırk sekiz kişi tutuklandı. Kırk bir kişi adli kontrol kapsamında serbest bırakılırken üç kişi terör soruşturması kapsamında tutuklandı.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel halkı sokağa çağırarak yapılanları protesto etmeye çalışmıştır. Yapılan konuşmalar ve bunlara verilen cevaplar siyasetten beklenen nezaket sınırlarını aşan tavırların sergilenmesine neden olmuştur. Siyasi kutuplaşmayı, gerginliği, toplumda ayrışmayı körükleyen konuşmalar ve sosyal medya mesajları ülkemize ve demokrasiye zarar vermektedir. Saldırgan siyaset tarzı ile yapılan atışmalar ve tartışmalar ülke bütünlüğüne zarar vermekte ve vatandaşın arasına nifak ekmektedir. Ana muhalefet partisi başkanı, iktidarı cunta lideri olarak suçlayıp, kendisine rakip olacak bir cumhurbaşkanı adayını, “iktidarını kullanarak haksız yere tutuklatmakla” suçlamaktadır.
Olayları takip eden vatandaşlardan bir kısmı muhalefet partisinin mağdur edildiğini, hakkının gasp edildiğini düşünürken, iktidar karşısında bir blok oluşturuyor. Buna karşılık iktidarın icraatlarının destekçisi olarak bir araya gelen insanlardan oluşan kitle de ayrı bir kutup oluşturmaktadır. Bu iki kutup arasındaki gerginlik siyasi parti yöneticilerinin teşvikleri ile halkın bölünmesini sağlayıp, kavgalara sebep olmaktadır. Böylece demokratik düzen anarşizme yönelen bunalımları ortaya çıkarmış olmaktadır. Halkı huzursuz eden sokak gösterileri ve devletin kolluk güçleri ile olan sürtüşmeler kin ve düşmanlık tohumları ekmektedir. Bu sosyal çalkantılar toplumun ekonomik yapısına da zarar vermektedir. Barış ve adaletin bozulması medeni ilişkileri yıpratarak ülkenin geri kalmasına neden olmaktadır.
Temiz siyaset
Siyaset arenasında devam eden olaylar göstermiştir ki, ülkemizde temiz siyaset yapma ihtiyacı her geçen gün daha da artmaktadır. Rahmetli lider Aykut Edibali’nin dediği gibi “siyaset bir ibadet temizliğinde yapılmalıdır.” Kirli siyaseti terk edemeyenlerin iktidarı ve muhalefeti ile bu ülkenin geleceği hakkında karar verme yetkilerinin olmaması gerekir. Temiz siyasetin abdesti, güzel ahlak anlayışı ile donanmış bir kişiliktedir. Ancak güzel ahlak sahibi olan kişiler temiz siyaset yapabilirler. Ahlakın mükemmelleştirilmesi, sosyal hayatın problemlerinden kurtulması, ekonominin düzeltilmesi, ülkenin refahı ancak temiz siyaset ile, büyük bir ıslahat ile mümkündür. Toplumu kin ve düşmanlıklara sevk eden siyaset anlayışı “temiz siyaset” ilkelerine uymadığı gibi, ülkenin geri kalmasının da nedenidir. Temiz siyaset Muhteşem Türkiye idealinin temel ilklerinden birisidir. Ülkenin her alanda geri kalmasının nedeni kirli siyaset anlayışındandır.
Siyaset o kadar çok kirlenmiştir ki birçok vatandaş siyasi konuları konuşmaktan uzak durmayı tercih etmekte ve siyasi konularda söz söyleyeni yalancılıkla ve sahtekârlıkla suçlamaktadırlar. Böylece milletin geleceğine hükmedecek olan siyasi kadrolar işin ta başından kötü bir damga ile mühürlenmiş olmaktadır. Demokrasi fikirlerin ve kanaatlerin serbest bir ortamda, hür bir ortamda söylenmesini sağlayan bir sistem olmaktan çıkıp, insanları birbirine düşman olacak, kavga edecek hale getiren bir illet olmaya götüren bir sistem haline döndürülmektedir. İnsanların konuşarak aralarındaki ihtilafları giderme yerine kutuplaşarak düşman olmalarını sağlayan etki siyasi parti yöneticilerinin insafsızca yaptıkları kutuplaştırıcı açıklamalar olmaktadır. Kendi siyasi taraftarına, taraftarlığını perçinleyecek kin ve nefret dolu açıklamalar dostluk ve kardeşliğe zarar vermektedir. Siyaseti kin ve düşmanlıklarla beslenen, vampir haline getiren etki, parti yöneticilerinin insafsız açıklamalarından başkası değildir.