Ev 38. Sayı BAŞYAZI: Kamu görevi bir mülkiyet değil emanettir #38

BAŞYAZI: Kamu görevi bir mülkiyet değil emanettir #38

Tarafından Cuma NACAR

Saygıdeğer Uyanış Okuru,

Yoğun bir Türkiye ve dünya gündemi ile sizleri selamlıyoruz. Başlarken son kalemiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. Yılını kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurucularını rahmet, şükran ve minnetle yad ediyorum.

Devletimizin varlık ve bekası yakın bir tehlike altındadır.

Karşılaştığımız her sorunun felaketle sonuçlanmasının sebebi, büyüklüğünün ötesinde alınmayan tedbirler, ihmaller, hukuksuzluk yani her alanda kötü yönetim. Yağışlar sele, depremler felakete dönüşür. Maden patlamaları/göçükleri işçilerimize mezar, trenler tabut olur. Siyaset zenginleşme aracı, ekonomik yatırımlar iflas olur. Şimdi de asrın soygunu denilen fon vurgunu gündemimizi meşgul ediyor. Meydana getirdiği/getireceği ekonomik tahribatın asgarisi bile tüyler ürpertecek cinsten.

Uzun zamandır konuşulan Mekke Güvenlik Mutabakatı, bu satırların yazıldığı sırada TBMM’ye sunulurken, bir de Bedir Mutabakatı gündeme geldi. Dileğimiz bu mutabakatların ABD’nin bölgedeki menfaatlerinin bekçiliğine, ileri karakolluğuna dönüşmemesi. ABD’nin trilyonlarca dolar alarak, Orta Doğu’da güvenliklerini sağlamayı taahhüt ettiği ülkelerin ve İsrail’in güvenliğini sağlamanın yanında İran, Rusya ve Çin’in çevrelenmesi görevinin Türkiye’nin başına ne gibi gaileler açacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok.

Kardeş Azerbaycan ile yaşanan gerilim ise başta İsrail olmak üzere İran’ın, küresel sömürgeci güçlerin ellerini ovuşturmasına sebep oluyor. Sayın Cumhur­başkanı’nın Temmuz 2024’de Rize’deki konuşmasında “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, Li­bya’ya girdiysek, bunun benzerini aynen onlara da yaparız.” sözlerinin Azerbaycan’da meydana getirdiği rahatsızlık şimdi de başörtüsü sebebiyle kılıçların çekilmesine sebep olmamalıdır. İnanıyoruz ki her iki taraf da kardeşlik bağını zedelemeden bu sorunu insan hak ve özgürlükleri temeline çözebilecektir. Kardeş Azerbaycan ile ilişkilerimizin bozulmasına sebep olacak söz ve davranışların kimin işine yaradığına, kaynağının kimler olduğuna bir de tersinden bakarak değerlendirmek gerekir.

Batı Trakya Türk’lerinin 8 okulu daha 2026-2027 eğitim öğretim yılında, Yunanistan hükümeti tarafından kapatıldı. Soydaşlarımız uzun vadeye yayılmış yok etme planının mağduriyetini yaşıyorlar. Kıbrıs’ta, KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlayamayan siyasi iktidarın acziyetinin yanında tekrar federal çözümler ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuluyor. Son olarak Libya ile yaptığımız Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nın Libya Meclisi’nde onaylanması gibi bölgedeki her yeni gelişme Kıbrıs’ın önemini tekrar tekrar hatırlatmaktadır.

İsrail, Filistin topraklarındaki soykırım ve işgali ile yetinmemekte; Lübnan, Suriye’de işgal ettiği toprakları genişletmeye devam etmektedir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken ‘Terörsüz Türkiye Aldatmacası’ ile milli birlik ve beraberliğimiz, vatanımız, milletimiz ve devletimiz, varlık ve bekamız İstiklal Savaşı’ndan beri hiç olmadığı kadar yakın bir tehlike ve tehdit altındadır. Buna rağmen doğruysa yapılan/açıklanan anketler, milletin gündeminde fon soygunu ve ekonomik darboğaz birinci, adaletsizlik de ikinci sırada yer alıyormuş.

Fon soygunu örgütlü dolandırıcılıktır

Sermaye piyasasındaki tüm gelişmelerden anında haberdar olabilen, bir bakıma piyasanın kozmik odası olarak kabul edilen Merkezi Kayıt Kuruluşu ve diğer resmî kurumların gözü önünde olan bu soygun, vurgun veya kanuni adı ile örgütlü dolandırıcılığın nasıl yapıldığının birkaç cümle ile anlatılmasında yarar var. Birkaç kişi halka kapalı bir fon kurarak, önce az işlem gören hisseler alıyorlar. Hisselerin fiyatını suni olarak şişirip, getirisini olağanüstü gösteriyorlar. Sonra da normal şartlarda halka açılması (TEFAS) imkânsız olan bu fonların, malum yollarla halka açılması izni alıyorlar. Yapılan sahtekarlık, büyük başarı gibi gösterilerek sosyal medyada reklamı yapılıyor. Kendi çevrelerindeki her şeyi bilen ortaklarını bir kenara bırakacak olursak, yüz binler bu aldatmacaya kanıyor ve fondan hisse almaya başlıyor. Öyle ki gerçek değeri 45 lira olan hisse, 57 liradan alınıp bir iki ayda manipülatif işlemlerle 3.500 TL’ye yükseltilebiliyor. Dokuz milyar TL değerindeki bir fonun değeri suni olarak bir trilyon TL’nin üzerine çıkarak, Koç Holding, THY, TÜPRAŞ gibi şirketlerden daha değerli hale getirilebiliyor. Elde ettikleri haksız kazançları sistem dışına çıkararak, gelen paralarla satışların paraları ödeniyor. Çok genç yaşlarda hak etmedikleri lüks ve savurganlık içinde, debdebeli bir hayat sürüyorlar. Yeni fonlarla bu çark devir daim ettiriliyor. Her haksız kazançta olduğu gibi burada da bir noktada zulüm çarkı patlıyor.

Asrın fon soygunu olarak nitelendirilen vurgunun nasıl baştan itibaren planlı ve organize bir şekilde yapıldığı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve ilgili bakandan başlayarak SPK, MKK, BIST, KAP gibi kamu kuruluşlarının görevlerini gerektiği gibi yerine getirmeyerek vurguna seyirci kaldıkları, gerekli tedbirleri almadıkları veya birilerinin buna çanak tuttuğu basında yazılıp çiziliyor. Sonuçta 455 binin üzerinde vatandaşımızın mağdur edilerek en az 800 milyar TL zarara sebep olan bir vurgundan söz ediyoruz. Bir de borsada ve genel olarak ekonomik hayatımızda oluşturacağı zararların kamu maliyesine yükletilmesi ile vatandaşlarımızın sırtına kambur olarak bindirileceğinden. örgütlü dolandırıcılıkla büyük vurgun vuranlardan bu zararın gönüllülük esası ile giderilmesi oldukça zor görünüyor. Zira elde ettikleri gelirleri banka hesaplarında tutmadıkları, kripto para olarak alınıp soğuk cüzdanlar üzerinden yurt dışına çıkardıkları söyleniyor. Bu paraların takibini yapmak, hele hele tahsil etmek neredeyse imkânsız gibi görünüyor. Soygunu, vurgunu kısaca böyle özetlemek mümkün.

Dost uyarısı, hukuk devletinin gereği yapılmalıdır

Kalp sözlükte bir şeyin altını üstüne getirmek, ters çevirmek, dönüştürmek, değiştirmek gibi anlamlara geliyor. İçine ne koyulursa onun şeklini alıyor. Evrilip, çevrilebilin kalbin yapısı gereği insanın duygu, düşünce ve hatta inançları değişebiliyor. Böyle olunca da birey ve toplumlar sürekli bir değişim içinde. Değişim daha iyiye ve güzele doğrulukla, adaletle, sevgiyle olumlu bir seyir izleyebileceği gibi ne yazık ki başta kendi nefsine ve insanlığa zulmederek müfsit, sapkın, kötü, çirkin ve zararlı yöne de çevrilebiliyor. Elbette ki zerre miktarınca hayır işleyen de zerre miktarınca kötülük işleyen de bunun karşılığını görecektir. Arzu edilen davranış ise hayır ve sonunda karşılığını kat be kat alacağı mükafattır. Sorumlu tutulacağı eylemlerinin sonuçlarını seçimleri belirleyecek.

Siyasi iktidarın başındaki zat başta olmak üzere, diğer yetkilileri de yola çıkarken belki de kendilerinin ve yönettikleri kadronun, hatta ülkenin bu hale geleceğini düşünmemişlerdi. Referans aldıklarını iddia ettikleri İslam’ın yorum kaynaklarının bu topraklara ait olmamasından veya esasen bu kaynakların hatalı olmasından dolayı ciddi hatalar yapmış olabilirlerdi. Ancak yola çıktıkları ilk günkü niyetlerinin kötü olmadığı kabulü doğru olsa bile gelinen noktada kendilerini bozdukları ve kötü yönde değiştirdikleri gelişmelerden anlaşılıyor. Bireysel ve toplumsal değişimin yasaları gereği kendilerine verilen nimet ve ikbalin sona ermesine kendi elleriyle yaptıkları sebep olacak kuşkusuz. Sonuçta artık kendilerini tanıyamaz hale geldiler. Yönettikleri ülkede uyuşturucu, fuhuş, gasp, hırsızlık, yalan, dolan, yolsuzluk, adaletsizlik, yoksulluk had safhaya ulaştı ve son olarak da işte bu fon soygunu patladı. Dolayısıyla sadece kendilerini bozmadılar, yönettikleri toplumun da bozulması için isteyerek/istemeyerek ellerinden ne geliyorsa yaptılar. Bunun sonunda ülkeye de her türlü kötülüklerin yaşandığı felaketler zincirini tattırdılar.

Oysa yola çıktıklarında Kur’an, Hz. Peygamber, sahabe tek ölçüydü onlar için. Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanından başlayarak tepeden tırnağa bireysel olarak pişmanlık, temizlenme, arınma ve bir daha bu hataları işlememek üzere ‘azmen, cezmen kastetmeleri’ kendilerine tavsiyemiz. Veya anladıkları dille tefekkür, tezekkür, tevbe, tezkiye… Konunun elbette bireysel ve yönetimsel anlamda önemini zaten kendileri biliyor olmalılar veya Türkiye’de öğretecek ehli namus ve ehli insaf alimler vardır. Bunlar de bu ikaz görevini yapmıyorlarsa sorumludurlar. Bu bir dost tavsiyesidir.

Ancak üstlendikleri kamu vazifesi gereği bazı hatırlatmaları yapmak bizim için bir görev, bir sorumluluk. Karşılaştığımız bütün sorunların çözümünün ilk önce siyasi ahlak üzerine inşa edilmiş hukuk devletinde olduğunu bin kez de olsa söylemeye devam edeceğiz. Temel kıstas, olmazsa olmaz millilik, vesayetçi olmamak. Dindarlık, yerlilik ve millilik kavramları soygun ve vurgunun perdesi olmamalı. Veli olarak küresel sömürgecileri kabul etmemek, tam bağımsız ve özgür olmak kuşkusuz… Yine hukuk devletinin yöneldiği adaletin tesisi… Güçlü iken bile adalet terazinizin doğru tartması…  Kendinizin, kan/sıhri veya siyasi hısımlarınızın aleyhine bile olsa haklının yanında ve adil olabilmek… İş, Tayyip Bey’in falaka takdirine kalmamalı. Bunlarla zayıfın, kimsesizin, fakirin hakları karşılaştığında hakkın ve adaletin tarafında olmak… Üstlenilen kamu görevinin bir mülkiyet konusu değil, emanet olduğunu asla unutmamak… Yani üstlenilen tüm görevlerin bir emanet olduğunun bilincinde olarak bu görevlerin ve yetkilerin/imkanların kullanılması, işletilmesi, korunması millete ait olan emaneten size teslim edilen değerler olduğunu, dolayısı ile her an hesap verebilir olmayı akıldan çıkarmamak… Birinci Gazi Meclis’in duvarını süsleyen mucizevi ifadede olduğu gibi işlerin şura ile yani ortak akılla yürütülmesi… Ancak bu halde verilen kararlar ilme, hikmete uygun olacaktır. Bir kişinin her şeyi bilmesi, her işin üstesinden gelmesi insanın fıtratına aykırı olduğu gibi kendi nefsine zulümdür. Dolayısı ile tek adam yönetimi insanî değildir. Bu yönüyle kuvvetler ayrılığı prensibi can simididir. Üstlenilen kamu görevi sırasında elde edilen mal, mülk, zenginleşme sizin için iki cihanda hüsran sebebi olacaktır. Ehliyet ve liyakat sahibi olmasına göre kişilerin göreve getirilmesi… Akrabalık, siyasi hısımlık gibi sebepler asla göz önünde bulundurulmamalıdır. Esasen adaletli olmanın gereği de budur. Yapılan icraatların insan hak ve özgürlükleri temelinde doğru, düzgün, olabildiği kadar kusursuz olması gerektiğinin yanında iyiyi, doğruyu, güzeli çağırıcı ama kötü, çirkin ve zararlıyı ortadan kaldırıcı nitelikte olmalı.

Tüm bu evrensel temel ilkelerin süzülüp gelmiş özeti; Millet Partisi’nin “Muhteşem Türkiye” projesinde ifadesini bulmuştur. Sorunların çözüm yolu bu prensiplerdedir. Fon soygunu/vurgunu krizine bir de bu prensipler açısından bakmak gerekir.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00