Kıbrıs Türkiye’nin güvenliği ve Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan çıkarları için de hayati değerdedir. O nedenle Kıbrıs davası sadece Kıbrıslı Türklerin sorunu değil, Türkiye’nin sorunudur ve hayati onurudur.
Türkiye’nin iç gündemi sözde çözüm süreci, fon krizi, kuvvetler ayırımının belirsizleşmesi, rejim tıkanıklığı ve anayasa tartışmaları gibi kritik konularla meşgulken, dış dünyada özellikle Kıbrıs bağlamındaki gelişmeler alarm vermektedir. NATO zirvesi sonrası Türkiye’ye gösterilen istikamet ve Ortadoğu’da Mekke İttifakı girişimleri Türkiye’nin dikkatlerini “hayati çıkarları” dışına çekmekte olduğunu görüyoruz. Hayati çıkarlarımızın söz konusu olduğu alanlardan birisi Kıbrıs sorunu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceğidir. Şüphesiz Kıbrıs’ta Türk varlığının egemenliği, güvenliği ve refahı önceliklidir. Ancak Kıbrıs davası bununla sınırlı değildir. Kıbrıs Türkiye’nin güvenliği ve Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan çıkarları için de hayati değerdedir. O nedenle Kıbrıs davası sadece Kıbrıslı Türklerin sorunu değil, Türkiye’nin sorunudur ve hayati onurudur.
KKTC’nin Tanınması
Montevideo Devletlerin Hak ve Görevleri Sözleşmesi uluslararası hukukta devlet olma niteliğini şöyle tanımlamaktadır: kalıcı bir nüfus, tanımlanmış bir toprak, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi. KKTC son ilkedeki bir kısım eksikliklere rağmen bu niteliklere sahiptir. Tanınmamış olması bir devletin var olmadığına işaret etmez. Zira devletin siyasi varlığı, diğer devletler tarafından tanınmasından bağımsızdır. Tanınmadan da, devlet bütünlüğünü ve bağımsızlığını savunma, korunmasını ve refahını sağlama ve dolayısıyla uygun gördüğü şekilde örgütlenme, çıkarlarıyla ilgili yasama yapma, hizmetlerini yönetme ve mahkemelerinin yargı yetkisini ve yetki alanını belirleme hakkına sahiptir. Yeni devlet, diğer devletler tarafından tanınıp tanınmadığına bakılmaksızın, devlet olmanın olgusal gerekliliklerini karşıladığında var olur. Bu kapsamda 1983 KKTC Bağımsızlık bildirisi yeterlidir. Tanınmayı öngören uluslararası teamül ise tanıyan ülke sayısına işaret etmemektedir. KKTC’yi resmen tanıyan tek BM üyesi devlet Türkiye’dir. Bu teamüller ışığında tanıma sayısına bakılmaksızın KKTC gerçek bir devlettir.
Tanınma konusunda en makul şans Türk Devletler Teşkilatıydı. Ancak üye ülkelerin AB ile ilişkilerini güçlendirme isteği; AB’nin Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ı “stratejik ortak” yapma önerisi ve bu ülkelere 12 milyar avroluk yatırım vaadi ile güç kazanmıştır. Sonuçta AB ön şartları doğrultusunda Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın KKTC’nin ilanını geçersiz sayan ve adada Türk askerini işgalci olarak tanımlayan BM kararlarını teyit etmiş ve GKRY’ye Büyükelçi atamıştır. Böylece TDT gibi KKTC’nin de gözlemci olduğu bir ortaklıktan beklenen “tanıma” sağlanamamıştır.
GKRY Bağımsızlık Günü
Ancak son dönemlerde yaşananlar Türkiye’nin ve KKTC’nin tanınmasından çok jeopolitik alanda zemin kaybetmekte olduğunu göstermektedir. GKRY tarafında 1 Ekim’de kutlanan Bağımsızlık günü Türkiye ve KKTC için önemli jeopolitik mesajlar ihtiva etmekteydi. Geçit töreninde Yunanistan, ABD, İngiltere, Fransa ve Mısır askerleri bayrakları ile birlikte yürüdü. Yunanistan Güney Kıbrıs’ta konuşlu Alayı, F-16 savaş uçakları ve Fırkateyn ile katılırken, ABD Roosevelt savaş gemisinden 17 kişilik tören mangasıyla, Fransa 22 kişilik Deniz Piyade birliği ve askeri helikopterlerle, İngiltere 22 kişilik tören birliği ve 21 kişilik askeri bando ile, Mısır 19 kişilik tören birliği ve 1 adet Nakliye uçağı ile katılmıştır. İsrail ise Barak MX füzeleri ile temsil edilmiştir. Sergilenen bu resmin Türkiye’ye karşı bir mesaj olduğu aşikardır.
Doğu Akdeniz’de Türkiye Karşıtı Bloklaşma
GKRY, Yunanistan ile birlikte yıllardır Doğu Akdeniz’de çok katmanlı ve geniş kapsamlı bir güvenlik oluşumları sağlamaktadır. Bu güvenlik oluşumu giderek KKTC ve Türkiye aleyhine ciddi ölçüde derinleşmektedir. Bu kapsamda ABD, GKRY’ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı. Yetmedi 2024-2029 arası savunma işbirliği yol haritası imzalandı. Yine ABD; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile birlikte güvenlik mekanizması kurdu, hatta tatbikatlara başladı. Fransa ise 2017’de GKRY ile savunma anlaşması, 2025’te stratejik ortaklık, 2026’da Kuvvetlerin Statüsü anlaşmalarını imzaladı. Fransız Savaş gemileri Güney Kıbrıs’a düzenli uğruyor. İngiltere egemenlik hakkına sahip olduğu üsler yanında Kasım 2024’te GKRY ile savunma işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Birleşik Arap Emirlikleri GKRY ile savunma anlaşmaları imzaladı. Mısır ve Ürdün Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile birlikte üçlü savunma mekanizmasına dahil oldu. İsrail ise daha operatif. Güney Kıbrıs-Yunanistan-İsrail üçlü işbirliği derinleşiyor. İtalya da savunma işbirliği yaptı ve çok uluslu tatbikatlara katılıyor. Hindistan 2025-2026’da Güney Kıbrıs ile “Stratejik Ortaklık” ilan etti. Bilindiği üzere bu ülkenin IMEC Projesi (Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru) GKRY’yi de ilgilendirmektedir. Bunca ülke Güney Kıbrıs ile savunma anlaşmasını kime karşı yapmıştır ve 1 Ekim bağımsızlık gününde sergilenen görüntü kime mesajdır? Elbette Türkiye’ye karşı.
Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye bunca jeopolitik bayrak gösterisine karşı tüm gücünü milli çıkarlara odaklamalıdır. Türkiye’nin stratejik önceliğini, diplomatik gücünü ve askerî varlığını, hayati derecede milli çıkarlarının olduğu Doğu Akdeniz, KKTC, Ege, Mavi Vatan ve terörle mücadeleye yöneltmesi devlet aklına en yakışanıdır. Türkiye iç ve dış politikasını bu hedefler doğrultusunda yeniden gözden geçirmelidir. Türkiye’nin çok taraflı ilişkiler geliştirmesi yanlış değildir, aksine gereklidir. Ancak çoklu ilişkilerde harcanan enerjinin faydası milli çıkarlarımıza, örneğin Kıbrıs davamıza katkısıyla ölçülmelidir. Gerçek bir milli politika bunu gerektirir. Bu kapsamda; NATO’nun yeni stratejisi uyarınca üstlenilen yükümlülüklerin, Mekke Anlaşması ile Yemen’e tekrar asker gönderme taahhüdünün, ittifakı ABD-İsrail yanlısı ve İran karşıtı bir maceraya sürüklemenin, Karadeniz’de gemilerimiz batırılırken Somali açıklarını koruma gayretlerinin, Hürmüz’de mayın temizleme gönüllülüğünün, Mavi Vatan’da sondaj faaliyetlerinin yavaşlatılmasının KKTC’nin birinci sınıf bir devlet olmasına katkısı ne olacaktır? Ölçüt budur.
Kıbrıs’ta çözüm adına Annan Planı gibi tuzaklara fırsat verilmemelidir. Kıbrıs konusunda yeni bir stratejiye ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kapsamda tanınma mücadelesi tek hedef olmamalı, öncelikle KKTC’nin Güney Kıbrıs’ta AB desteği ile yükselen refah seviyesine yükselmesi hedeflenmelidir. Türkiye KKTC’ye sağladığı su desteği gibi elektrik enerjisi desteği de sağlamalı, Üniversite alanındaki mevcut yüksek kapasite güçlendirilmeli, İrlanda örneğinde olduğu gibi yüksek teknolojiye dayalı üretim yetenek ve kapasitesi bir plan dahilinde sağlanmalı, böylece ülke ekonomisi kumarhane ve turizm gelirinin çok ötesine taşınmalıdır. Sağlam bir strateji ile makul bir süre içinde KKTC’nin ekonomik standartları AB standartlarını yakalayabilir.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kaderi Türkiye’ye bağlı olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Bir varsayım olarak Türkiye’nin AB üyeliğinin sağlanması görünüşte Kıbrıs ile ilgili tüm ekonomik ve politik sorunları çözecektir. Buna rağmen Rum’un adanın tek meşru yönetiminin kendilerine ait olduğu iddiası değişmeyecektir. Bu nedenle her hal ve durumda Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yaşatılmalıdır. Bu sorumluluk aynı zamanda Muhteşem Türkiye kadrolarına bilge lider Aykut Edibali’nin emanet ettiği bir sorumluluktur.
