Ev 38. Sayı Mekke, Riyad, Bakü, Derken Türkiye Nereye Gidiyor?

Mekke, Riyad, Bakü, Derken Türkiye Nereye Gidiyor?

Tarafından Mustafa GÖKTEKİN

 

İslam NATO’su mu, Bölgesel Strateji mi?

Mekke Anlaşması gündeme geldiğinde hatırlatmıştık: Mekke İttifakı’nın adının dışında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bir hayali olmadığını ve bu ittifakın birilerinin dediği gibi bir “İslam NATO’su” olmadığını; İslam âlemine değil, İsrail’in güvenliğine ve ABD’nin menfaatlerine hizmet edeceğini belirtmiştik.

Mekke İttifakı dediğiniz anlaşmanın içerisinde İslam âleminden —ABD dostu bu üç ülkenin dışında— Mısır, İran, Sudan, Somali ve daha ismini sayamayacağımız ülkeler olsaydı; bu ittifak Gazze için, Doğu Türkistan için, esir Türk illeri için net bir tavır alsaydı elbette bunun adına “İslam NATO’su” diyebilirdik.

Peki, bu ittifakın içinde Müslüman Türk devletleri var mı? Yok; en azından bugüne kadar duymadık. Olsaydı, gerçek bir İslam NATO’sundan bahsedebilirdik. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın, Hürriyet’in 17.10.2026 tarihli haberine göre “Mekke İttifakı’na girmeye hazır olduklarını” söylediği belirtiliyor. Peki; Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan buna sıcak bakıyor mu? Elbette bunu yakın zamanda göreceğiz.

Trump’ın Beklentisi ve Meclis Tezkeresi

ABD ve İsrail’in Suudi Arabistan’ın Yemen’de Husilerle savaşındaki yardım tekliflerini Prens Fahd veto etmişti. Kimi istiyorlar? Türk askerini. Türk askerinin gidebilmesi, bu sözleşmenin bağlayıcı bir anlaşma haline gelebilmesi için TBMM’den geçmesi ve yasalaşması gerekiyor. Bu yasalaşma da yetmez; Meclis’ten yurt dışına asker göndermeye ilişkin tezkerenin geçmesi şarttır.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Husiler tarafından 10 Ekim’de Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıları “En güçlü biçimde lanetliyoruz. Türkiye, hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır.” diyerek ifade ediyor (12.10.2026, DW Türkçe).

Erdoğan devamında, “İkinci olarak bu iş birliğinin kalıcı ve işleyen bir kurumsal yapıya kavuşması için gerekli adımları atıyoruz. Bilinmesini isterim ki NATO’da olduğu gibi ortak savunma anlaşması kapsamındaki faaliyetler de ulusal mevzuatımız temelinde yürütülecektir. Anlaşmanın iç onay işlemlerinin tamamlanması için önümüzdeki günlerde Gazi Meclisimize sevkine yönelik çalışmalarımız sürüyor.” diyor (12.10.2026, DW Türkçe).

Şu an tarafsız kalmak ve savaşı bitirmek için siyasi çaba göstermek varken Arabistan’ın arkasında durmak, İran’la da hasım olmak anlamına gelmez mi? Peki, İran’ın bu ittifakın içinde yer alması ne demektir? O da Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki savaşın bitmesi anlamına gelir mi, gelmez mi?

Bölgesel Huzur ve Doğu Türkistan Vizyonu

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, İran ve sair ülkelerin oluşturduğu bir pakt veya anlaşma sayesinde İran-İsrail-ABD savaşı biter mi? Suudi Arabistan’ın Husilerle olan savaşı sona erer mi? Irak ve Suriye’de meydana gelen sıkıntı verici olaylar durulur ve biter mi? Yani bölgemize huzur ve refah geldiği gibi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) dediğimiz yapı kendiliğinden ortadan kalkar mı?

Bütün bunlara Türk dünyasının da eklendiğini ve birlikte hareket ettiğimizi düşünürseniz; karşımızda dünyanın en etkili gücü, en sözü dinlenir birlikteliklerinden biri meydana gelmez mi? Bu devasa gücün arkasında durduğu bir denklemde Doğu Türkistan’ın esareti bitmez mi?

Lakin Türkiye, mevcut haliyle Mekke İttifakı’nı Meclis’ten geçirir ve sadece ABD’nin himayesinde bir Mekke Anlaşması’na imza atarsa, neticede Trump’ın hatırını kırmamış olacaktır. Nitekim Trump, gazetecilerin “Türkiye Yemen’e asker gönderecek mi?” sorusuna Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştüğünü belirterek şu yanıtı vermişti: “Bunu yapabilirim. Bildiğiniz gibi Erdoğan benim çok iyi dostum. Türkiye Cumhurbaşkanı’na büyük saygı duyuyorum. Bence Erdoğan kendisinden istediğim şeyi yapacaktır.”

Gerçekten Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ın dediğini yapar ve Suudi Arabistan’a asker göndermeye karar verirse İran ile politik durumumuz ne olacak? İran’la düşman olurken İsrail’e dost mu olacağız? Suudi Arabistan’ın yanında durmak adına Husilerle savaşıp biz de mi Müslüman kanı dökeceğiz?

Türkiye, siyasi anlamda gidişatını ve gelişen olayları tekrar gözden geçirerek ne yapacağına, hangi yolu takip edeceğine karar vermeli. Yol belli, yordam belli.

Lakin sorunların biri bitmeden diğeri başlıyor ve meselelerimiz ehliyetsiz devlet adamlarının elinde kartopu gibi büyüyerek başımızı ağrıtmaya devam ediyor. Türkiye’nin bölgemizde ve içinde bulunduğumuz konjonktürde yalnız bırakılma senaryoları sadece Mekke İttifakı ile sınırlı kalmıyor.

Türkiye- Azerbaycan Hattında Kara Kedi mi Var?

Son günlerde “iki devlet, tek millet” kavramı ile can kardeşi olduğumuz; geçmiş iktidarlar döneminde bile Karabağ meselesi gibi konuları kırmızı çizgimiz haline getirdiğimiz Azerbaycan ile aramıza —halk tabiriyle— kara kedi girmiş görünüyor.

Birileri iki kardeşin arasını açmak; Türkiye ve Azerbaycan’ın yalnızlaştırılması, hatta Türkiye’nin Ortadoğu’da, İslam dünyasında ve Türk dünyasında yalnız kalması için politikalar geliştirirken; içimizden, hem de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan etkili ve yetkili kişilerin Azerbaycan’ın iç işlerine karışması aradaki ilişkileri germiştir. Nitekim İlham Aliyev, “İdeolojik güvenlik de fiziksel güvenlik kadar önemlidir. Çünkü ideolojik provokasyon ülkenin içine yöneltilmektedir.” diyerek üst perdeden bir politika dayatılmasına tepki vermiştir.

Türkiye ve Azerbaycan iki ayrı devlet olmanın getirdiği farklı politikalara ve düşüncelere sahip olabilir. Örneğin; Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri görünürde sert ve uzlaşmazken, Azerbaycan ile İsrail ilişkileri çok daha yakın ve dostanedir. Bu durum Azerbaycan ile olan münasebetlerimizi bozmalı mıdır? Elbette bozmamalıdır.

Ülkeler arası ilişkilerde “ağabey-kardeş” hiyerarşisi olmamalıdır. Sosyal medyada Azerbaycanlı kullanıcıların büyük bir çoğunluğunun iki konu üzerinde durduğunu görmek mümkündür: Birincisi, Türkiye’deki bazı kesimlerin “ağabey” tavrıyla yaklaşması; ikincisi ise Azerbaycan’ın iç işlerine karışılıyor izlenimidir. Türkiye’deki bir kısım devlet görevlilerinin buyurgan tavırları ciddi anlamda tepki çekmiştir. Bu durum halk nezdinde derin bir karşılık bulmasa da devlet adamları düzeyinde karşılık bulmuş ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini tehlikeli bir mecraya sürükleme riski doğurmuştur.

Akılcı ve Milli Dış Politikanın Pusulası

Türkiye bölgesinde yalnızlaşmak istemiyorsa kardeş ülkelerle ilişkilerini geliştirirken ikili diplomasiye özen göstermeli; eşitler arası bir birlikteliğin olduğunu ve her ülkenin soyu ve kökü ne olursa olsun kendi kültürel değerlerine sahip olduğunu unutmamalıdır.

Gerçek ve milli politikalar Türkiye’nin önünü açacaktır. Güçlü ve itibarlı bir Türkiye; çevresinde dostlarını artıran, düşmanlarını azaltan bir anlayışla, tarihini bilen ve geleceğe dönük akılcı, ilme ve hikmete dayalı politikalar üretebildiği sürece başarılı olacaktır. Yol budur.

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00