Son zamanlarda insanlar, kendilerini pek ilgilendirmeyen konulara merak salma eğilimi göstermeye başladılar. Bu merak, biraz da yapay gündemelerle ortaya çıkıyor.
Bunlardan biri de, Hz. Aişe’nin yaşı, kaç yaşında evlendiğidir. Şimdilerde Hz. Aişe’nin yaşı ve kaç yaşında evlendiği ile ilgili ciddi ciddi araştırmalar yapılıyor, tezler ortaya konuyor. Ciddi bilimsel çalışmalara ancak saygı duyacağımız bilinmelidir.
Öncelikle bir yaş tespitinde bulunmadan şunu hemen belirtelim ki; Hz. Aişe (ra) Annemiz, evlendiklerinde küçük yaşta bulunuyorlardı. Bu konuda bir anlaşmazlık yok. Anlaşmazlık, yaşının kaç olduğu ve ne kadar küçük olduğudur. (Burada söz konusu edilen yaşın, ergenlik/adetten itibaren geçen yıl olarak değerlendiren yaklaşımı değerlendirme dışı tutarak ele alınan yaş olduğunu belirtmeliyiz.)
Hz. Aişe ile yapılan evlilik o dönemde gerek tarafların yakınları gerekse peygamber efendimize düşman olan müşrikler dahil tartışma konusu yapılmamı normal karşılanmıştır. Hz. Peygamber (as) ve Hz. Aişe (ra)’nın evlilikleri, yaşadıkları dönemin istisnasız dost düşman bütün aktörlerinin şehadetiyle normal/olağan/doğal bir evliliktir. O halde, konu, burada kapanmıştır.
Kimler Gündeme Getiriyor?
Peki, bu konuyu kimler gündeme getirmişlerdir? Bu konuyu müsteşrık/şarkiyatçı/oryantalist/Batılı doğu bilimciler gündeme getirmişlerdir. Bunun bir anlamı var mı? Elbette var. Demek oluyor ki; Batılı doğu bilimciler, aşırı müşriklerin dahi yapmadıklarını yapmışlardır. Şimdi bizim “bilim adamlarımız”, onların verdiği sakızı çiğnemektedirler.
Hz. Aişe (ra) hayatı gerçek manada incelense konuyu gündeme getirenlerin iddia ettikleri gibi çocuk yaşta olmadığı evlilik çağına gelen genç bir kız olduğunu göreceklerdir.
Hz. Aişe, babası Hz. Ebu Bekir’in daveti ile İslam’la küçük yaşta şereflenen bir kimsedir. “Ben kendimi bildim bileli ebeveynim müslümandır.” sözü, onun, İslami davetin başlangıç yıllarında doğduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Hz. Ebu Bekir, Mekke’de nişanlanan/sözlenen kızının Medine’de düğününün gecikmesinin sebebinin mehrin tamamlanamaması olduğunu öğrenince Hz. Peygambere 500 dirhem ödünç vermiş, böylelikle düğün gerçekleştirilmiştir. Hz. Peygamber (as), bilahare borcunu Hz. Ebu Bekir (ra)’a ödemiştir.
Hz. Aişe’nin evliliği, Bedir Savaşı ile Uhud Savaşı arasındaki tarihi dilimde yer almaktadır. Uhud Savaşında su taşıma, yaralılara yardım etme ve istihbari faaliyetlerde bulunma gibi arka hizmetlerde bulunmuştur.
Konunun özeti şudur: Hz. Peygamber (as) ve Hz. Aişe (ra) aralarında yaş farkı olduğu, Hz. Aişe’nin evlenme çağında olduğu bir zamanda kendi rızaları ile hiçbir karşı görüş olmaksızın normal bir şekilde evlenmişlerdir. Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin Hz. Peygamber (as)’ın Hz. Hatice ile olan evliliğinden dolayı kendinden büyük kadınla, Hz. Aişe ile olan evliliğinden dolayı da kendinden küçük kadınla evlendi gibi üzerine vazife olmayan laflar etmeye hakkı yoktur.
Burada örnek alınması gereken husus şudur: Hz. Peygamber (as)’a kıyametin zamanı sorulduğunda, sorana; ahiret için hazırlıklı olup olmadığını sormuştur. Bu cümleden olarak; Hz. Peygamber (as), ümmeti için üsve-i hasene/en güzel örnektir.(1) Peygamberimiz Aleyhisselam’ın Hz. Aişe Validemizle evliliğinin de bizler için pek çok öğretileri vardır.
En İlginç Olay
Hz. Aişe’nin hayatındaki en ilginç olay, Hicretin beşinci yılında yapılmış olan Beni Mustalık Gazvesine katılmasıdır. İfk olayı diye bilinen bu olayda Hz. Aişe’nin suçsuz olduğu, Nur Suresi 11 ila 21. ayetlerinde beyan edilmiştir. (2) Hz. Aişe, sıddık olan Hz. Ebu Bekir’in kızı olması nedeniyle sıddıka diye anıldığı gibi, ayetle suçsuz olduğu beyan edilmesinden dolayı da “Allah’ın tasdik ettiği kadın” diye de anılmıştır.
Hz. Aişe, Peygamberimizin vefatından sonra kırk yedi yıl daha yaşadı. Vefat ettiğinde Medine’den ve Medine dışından gelen kadınlı erkekli pek çok insan cenaze namazına katılmış ve cenaze namazı Medine Vali Vekili Hz. Ebu Hureyre tarafından gece vakti Cennetülbaki mezarlığında kıldırılmış ve oraya defnedilmiştir. Kendisi için ayırmayı düşündüğü Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir’in bulunduğu kendi odasına defnedilme isteğini sağlığında Hz. Ömer’in ricası üzerine onu kırmayarak ve “Hz. Ömer, benden faziletlidir.” gibi kadirşinas bir ifade ile ona vermiştir.
Peygamberimiz Hz. Aişe’ye kız kardeşi Esma’nın ilk çocuğu Abdullah İbn Zübeyr’den dolayı Ümmü Abdullah künyesi vermiştir. Yine onu Ayşe, Uveyş/Ayşecik, Aiş/Yaşayan, yaşatan, Humeyra/Pembe adlarıyla çağırmıştır. Hz. Ali bir hadis rivayetinin senedinde ondan halilefetü rasülillah/Rasülullah’ın sevgilisi diye söz etmiş, tabiin devri muhaddislerinden Mesruk da yine rivayet ettiği hadislerin senedinde ondan “Allah’ın sevgilisinin sevgilisi” ve “Semadan inen ayetle temize çıkan” ifadelerini kullanmıştır.
Hz. Peygamber /as)’ın onunla koşu yaptığı, onunla konuşmayı sevdiği, onunla Mescid-i Nebevide Habeş kılıç kalkan ekibinin gösterisini izlediği bilinmektedir.
Ayetlerin anlaşılması için Hz. Peygamber ile onları sorup müzakere ettiği ve sahabe hatunlarının sorularını Hz. Peygamber (as)’a sorarak onların öğrenilmesini sağladığı bilinmektedir. Daha sonraları teşekkül eden mezheplerden özellikle İmam-ı Azam’ın olaylara yaklaşımı ile Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’nin dinamik yaklaşımları dikkat çekici bir ortak özellik olarak kabul edilmelidir.
Tek Bekâr Genç Kız
Peygamberimizin evlendiği tek bekâr genç kız Hz. Aişe olmuştur. Peygamberimizin Hz. Hatice’ye olan sevgisi onu kıskandırmış ama sonunda onun Hz. Peygamber yanındaki değerini kabullenmek durumunda kalmıştır. Cömert, yardımsever ve müşfik bir hanımefendi olduğu bilinmektedir. Pek çok yetim ve öksüz çocukla yakından ilgilenmiş ve onların mürüvvetini sağlamıştır. Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Peygamberimizin hanımlarının faziletleri hakkındaki hadis rivayetleri onun âlicenaplığını da göstermesi bakımından ilginçtir.
Hz. Ömer, kadınlarla ilgili hükümlerde Hz. Aişe’nin görüşünü esas almıştır.
Hz. Aişe, Cemel Vakasında Hz. Ali’ye karşı değil, Hz. Osman’ın katillerinin bulunması ve cezalandırılması amacına yönelik harekete geçmiştir.
Hz. Aişe, Cemel Olayına karışmaktan dolayı ömrünün sonuna kadar pişmanlık duymuş ve Hz. Peygamber’in hanımlarının evlerinde oturmalarını emreden Ahzab 33/33.(3) ayeti her okuyuşunda başörtüsü ıslanıncaya kadar gözyaşı dökmüştür.
—————————————————————————————————————————————————————————————————-
(1) Ahzab 33/21. Andolsun ki, Resulullah’ta, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örneklik vardır.
(2) Nur 24/11. (Peygamber’in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
- Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da: “Bu, apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?
- Onların (iftiracıların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
- Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap isabet ederdi.
- Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç)tur.
- Onu duyduğunuzda: “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?
- Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.
- Ve Allah âyetleri size açıklıyor. Allah, (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
- İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
- Ya sizin üstünüze Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, Allah çok şefkatli ve merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu)!
- Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüz kızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir.
(3) Ahzab 33/33. Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.