Millî sanat, iki ana hedef gütmelidir. Birincisi millî realizm, ikincisi millî idealizmdir.
Milleti uyarmayan, mücadeleye hazırlamayan bir sanat, üç-beş kişinin duygulandığı, anladığı sanat eseri bizce kıymet ifade etmez.
Mehmet Y. SÜMER
Mücadele Birliği; 1967 yılında Konya’da Aykut Edibali arkadaşları tarafından kurulmuş, kısa zamanda Türkiye’nin dört bir yanına kök salmış bir dernektir. Bu dernek diğer dernekler gibi değildir. Ortaya çıkış sebebi ve diğer derneklerde olmayan bir özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Sadece bir düşünce hareketi değil, aynı zamanda bir aksiyon hareketidir de. Yani, söylenenlerin icraata geçirilmesi gerekir. Asıl olan, bunun nasıl yapılacağıdır.
Yeniden Millî Mücadele Mecmuasının birinci sayısının başyazısında, milletimizin duraklama, sonra gerileme, daha sonra da yıkılmaya doğru hızla gittiği ifade edilmekte, bu yıkılışı durdurmak, milletimizi eski haşmetli günlerine tekrar kavuşturmak için bilinçli, planlı, programlı bir hareketin başlatılması gerektiği belirtilmiştir.
Kısa zamanda üniversite öğrencileri arasında hızla yayılmaya başlayan hareketin fiili lideri Aykut Edibali’dir. Edibali, düşünce açısından İlm-i Sağ’ı, hedef açısından İnkılâbı ve takip edilecek yol açısından da Stratejiyi ortaya koymuştur. Bütün Mücadelecilerin uyacağı, rehber edineceği Kadroların Vazifeleri’ni de belirlemiştir. Bu esaslar çerçevesinde çalışmalar başlatılmıştır. Hedef, yok oluşa sürüklenen milletimizi kurtarmak, eski haşmetli günlerine yeniden kavuşturmaktır.
Hedef oldukça ileri düzeydedir. Öyle kolay gerçekleşecek gibi değildir. Ciddi, planlı, programlı bir çalışma gerektirir. Hislerimizin tatmin edildiği, saman alevi gibi yanıp sönen bir heyecan dalgası değil, milletine umut ışığı olacak, ona rehberlik edecek, onu kurtuluşa en emin adımlarla götürecek bir hareket olmalıdır.
Bunun için, bu faaliyetleri gerçekleştirecek bir kadro teşekkül ettirilmelidir. Bu kadro milleti aydınlatmalı, ona derdini göstermeli ve kurtuluş yolunda ona rehberlik etmelidir. Bu kadronun nitelikleri de, yukarıda belirttiğimiz seri yazılar ve kitapla ortaya konmuştur. Buralarda belirtilen hususlardan asla taviz verilmeyecektir. Milletin davası asla zaafa uğratılmayacaktır.
Mücadele Birliği kadroları zafere inanmış insanlardır. Ancak zafer öylesine kolay bir hedef değildir. Aşılacak birçok engel olacaktır. Bunun için kadroları zaferden alıkoyacak bütün engellerle en şiddetli şekilde çarpışılması gerekecektir. Kolay zafer vaatlerine asla iltifat edilmeyecektir. Kadroları ciddi, çetin bir mücadele beklemektedir. Zira kadro; zafere inanan, teşkilata bütün benliği ile teslim olan ferttir.
Hareketin bütün hususları hesap edilmiştir. Kuruluşundaki zorluklar, çıkarılacak engeller, atılacak iftiralar hep hesaplanmıştır. Bunlara verilecek cevaplar da hazırdır. Çünkü milletin davasıdır ve gizli saklı bir yanı yoktur. Saf, samimi bir gayretten ibarettir. Karşılığı sadece Allah’tan beklenmektedir. Bu dünyada hiçbir menfaate tamah edilmemiştir. Bu birlikteliğin gayesi Allah rızasıdır.
Hareket hızla müesseseleşmeye gider. 1970 yılının başında Yeniden Millî Mücadele Mecmuası, 1972 yılının başında Pınar kültür ve sanat dergisi, 1973 yılının başında, ilmî makalelerin yayınlanacağı Gerçek dergisi, 1976 yılının Mart ayında günlük Bayrak gazetesi yayın hayatına girer. Otağ Yayınevi ve Matbaası kurulur, dinî, millî ve kültürel ve edebî eserler yayınlanır.
Bu kadar planlı programlı bir hareket sadece siyasî düşünceden ibaret olamazdı. Bu Hareketin kendisini anlatabilmesi için başka etkili yolları da kullanması gerekirdi. Nitekim öyle oldu ve bir sanat anlayışı da ortaya kondu. Çünkü sanat en tesirli, en rakipsiz bir anlatım şekliydi ve milletin davasının tebliğinde sanattan istifade etmemek olmazdı. Hedefimiz Türk inkılâbı olduğu için “milletin ve insanlığın hayat şartlarını ıslah gibi ulvî bir vazifeyi yüklenmiş olan hareket, sanata yabancı kalamazdı. Sanatın teşhirkâr gücünü, bu ulvî dava için kullanmayan hareketin başarı ümidi yok denecek kadar azdır. Şu hâlde, millî politikanın hedefleri, millî sanatın da hedefleri olacak demektir. Çünkü sanat, şuur altı dediğimiz ve insan hayatının en dinamik, en hassas ve en derin yanına şiddetle tesir eder. Bu kadar önemli bir propaganda vasıtasının hariçte tutulması düşünülemez. Ve öyle de olur.
Yeniden Millî Mücadele (YMM) Mecmuasının 91. sayısında, bazı cümlelerini yukarıda alıntıladığımız yazı yayınlanır: Millî Sanat Anlayışına Doğru[1]. Yazının kim tarafından kaleme alındığı belli değildir. Üslûp Aykut Edibali’ye aittir, ama isim yok. Daha sonra, bu yazının Aykut Edibali tarafından yazıldığı belirtilir (Gerçek, S.4; 23). Bu yazı Mücadele Birliği’nin adeta bir sanat beyannamesidir. Bilindiği gibi, edebiyatımızda, bazı topluluklar, sanat görüşlerini ihtiva eden beyanname yayınlamışlardır. Fecr-i Âtî ve Birinci Yeni (Garip Hareketi) bunlardan ikisidir. Teşkilat üyelerinin, her konuda olduğu gibi, sanat konusunda da ortak hareket edebilmesi için usul ve esasların ortaya konmasıdır bu yazılar.
Millî Sanat Anlayışına Doğru yazısı iki ana esas üzerine oturur: Millî realizm ve millî idealizm. Yazıda, millî sanat anlayışının hedefleri şöyle ortaya konur: “Bir sanat eseri, güzel olmayı gayesi bilir. Söz, ses, renk, ışık, çizgi ve sanatın kullandığı malzeme güzelde birleşir. Güzelliği arayan ve ona yaklaşan sanat, insan ruhunu dolaşma imkânını ona veren derin tesire dayanarak, insan ruhunda gerçeğin feyizli tohumunu ekmeği başarmalıdır. Güzellik duygusunun açtığı kapıdan girmeli, aşk, sevgi, fedakârlık, sabır, feragat, kin, nefret ve iman gibi temel duyguları elektriklemeli ve insana gerçek saadet idealini telkin edebilmelidir.
Şu hâlde güzellik ve insana telkin edilecek gerçek, sanatın iç içe iki hedefini; insan ruhunun derinliklerine inmek ve teşhir etmek ise onun metodunu belirtir.
Millî sanatın hedefleri üzerinde duralım. Millî sanat, iki ana hedef gütmelidir. Birincisi millî realizm, ikincisi millî idealizmdir.”
Millî realizm, millî yaşayışın –toplum hayatının- tam bir tasvirini vermeğe çalışmalıdır. Bu yaşayış mücerret değil, müşahhas olmalıdır. Gerçeğin tam olarak ortaya konmasıdır. “Millî realizm ile kastedilen şey, hiçbir zaman millî hayatın yani toplumda değişen, değişmeyen her şeyin tasviri değildir. Millî hayatın bütüncü ve realist bir tasviri geçici realite ile ideal gerçek arasındaki kaçınılmaz tezadın ortaya konması demektir. Bu tezat, insanın mutluluğu, gerçek kurtuluşu ve millî ideal şahsiyetle, mevcut ekonomik, sosyal, siyasi ve moral şartlar arasındaki tezadı ortaya koymalıdır. Alabildiğine müşahhas, alabildiğine çıplak olarak. Millî realizm, ilk önce ülke çapında insanı millî şahsiyeti baskı altına alan ekonomik, sosyal, siyasi ve moral baskıya karşı kesin bir protesto olacak demektir. Bu protesto hareketi verimli olan için, sınırlı ve geçici gerçekle, ideal olan arasındaki tezadı, yani millî ızdırabı belirtecektir.
Millî realizm, insan dramının temeli olan; nefs-ruh, iman-inkâr, ihtiras, iştiha, yüksek idealler arasındaki müsamahasız kavganın, tereddüdün ve ızdırabın tam bir tasvirini yaparken, gayrı millî kuvvetlerin sosyal, siyasi ve ekonomik baskısının bu buhranı nasıl derinleştirdiğini ortaya koyacaktır. Özetle, her ızdırap çığlığı millî olanla millî olmayan arasındaki haşin ve fakat gizlenmeye çalışılan mücadelenin platformunda manalandırılacaktır.
Millî yaşayışın gerçekçi tasviri, ancak böyle yapılabilir.”
Millî idealizm ise, “Millî idealizm, insan varlığının iğrençliğe, basitliğe ve zavallılığa da düşmeğe mütemayil ihtiraslarını bir gerçek olarak kabul etmekle beraber, insan fıtratının güzel, doğru ve iyi ile ifade edilebilecek bütün faziletleri, en büyük güç kaynağı halinde yaşattığına inanır. Tarihin saadetle doğru akışında, insanın bu müsbet varlığını, insanı büyük ideallerin mesut dünyasını kurmakta, asil ve ulvî aksiyonun muhatabı bilir.
Şu hâlde millî idealizm, şanlı tarihimizde yaşanmış, fazilet ve saadeti göz kamaştıran bir şekilde parlatacak ve insana, onun fıtratına gömülü, parlamaya hazır fazilete erişilmesi muhakkak bir saadet hedefi ve dış dünyayı değiştirmesi kati bir aksiyon şekli halinde gösterecektir.”
Mücadele Birliği, sağdaki diğer teşkilatlarla benzerlik göstermez dedik. Çünkü onlar olayın sadece bir cephesine odaklanırlar. Bu ya sanat edebiyattır ya da politikadır. Mücadele Birliği’nde her ikisi bir aradadır. “Bugün, sağcı mücadelenin bütün sanat dallarını kapsayan ilmî ve inkılâpçı görüşü ne olmalıdır? Sağda şiir, hikâye, roman, tiyatro gibi sanat dallarında az veya çok eserler verilmiştir. Ne yazık ki bunlar bir doktrin istikametinde geliştirilmemiştir. Sırf bu yüzden, milliyetçi yazarlarımızın kaleme aldıkları eserler bile bir bütünlük arz etmekten uzaktırlar. Sanatımız cemiyet buhranlarını ve zamanımızda nesillerin geçirmekte olduğu ruhi sıkıntıları bir metot zaviyesinden izah edebilme yeteneğine kavuşmalıdır. Ve sanatımız başına buyruk yol alan, kendi bildiğini okuyan bir hava içinde değil, yürütülecek ideolojik mücadelenin kılavuzluğunda ilerlemelidir (YMM-14).” denilir. Bir başka yazıda da “Genel olarak sanat, bir milletin toplam kültüründe belli başlı yer işgal eden ilim, din, felsefe, ahlâk, hukuk, politika ve ekonomi sistemleri gibi, anlamlı bir kültür sistemidir… Sanat, bir sosyo-kültürel fenomen olarak, bir toplumun yaşayan kültüründe hâkim bulunan ‘Büyük Kültür Sistemi’nin aksiyomatik temellerinin ve nihai hedeflerinin eseridir (Düğüm,9-10).” denilir. İnkılâp şiirinin yer aldığı YMM’nin 53. sayısında “Sanat, özü itibariyle; ‘insanda yüksek duygular uyandıran bir ifadedir’ diye tarif edilebilir. Taş, maden, kelime ve çizgi; sanatkârın elinde insan ruhuna derinden tesir eden bir hüviyet kazanır. Sanatkâr, kelimeleri, çizgileri, sesleri, renkleri bir varlık halinde terkip ederken, birbiri içinde üç hedefi vardır:
1)Allah’ın rızası
2)Güzellik
3)Fayda…
Sanatkâra yol gösteren temel hedef, Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızasını kazanmak ideali, bütün müspet hedeflerin kaynağıdır. Ahlâkilik ve güzellik gibi hedefler ancak en üstün ideal olan, Allah rızasını kazanmak idealine bağlıdır, sanatkâra mevzuunu seçerken, eserine form verirken hâkim tek fikir bu olmalıdır.
İkinci hedef güzelliktir. Sanatkâr eserinde güzelliği bulmaya çalışır. Burada sanatkârın yapıcılığı kendini gösterir. Sanatkâr, Allah’ın rızası idealinin belirlediği hudut içinde hür bir inşa faaliyetine girer. Taş cami olur, söz şiir olur, ses ilahi olur, marş olur. Sanatkârın eserinde aradığı güzelliktir. Ve eserini güzele göre inşaya çalışmaktadır.
Sanatkâr, eserin sadece güzel olmasını düşünemez. Eser hem güzel hem de uyandırılması ve kurtarılması en ulvi bir vazife olan insanın kurtuluşuna hizmet etmelidir. Sözlerin en güzellerinden olan ezan hem güzel ve hem de kurtarıcıdır. İnsana uzanan kurtuluş simididir. Mimar Sinan’ın camii güzel olduğu kadar, milyonların imanının parıldamasına imkân verir. Bu eserler hem güzeldir hem de milyonlarca insana kurtulmaları için en açık bir davet mahiyetindedir.
Milleti uyarmayan, mücadeleye hazırlamayan bir sanat, üç-beş kişinin duygulandığı, anladığı sanat eseri bizce kıymet ifade etmez.
Şüphesiz ki, şiir de bir sanat eseridir. Ve halkın kurtuluşuna hizmet etmeye bütün sanat nevilerinden daha çok mecbur ve müsaittir. Sanatkârlarımız bu noktalara gereken ehemmiyeti verdikleri nispette, milli uyanışa yardım etmiş olacaklardır.” görüşlerine yer verilir. YMM’nin 102. sayısında (s.12) “Dünyada büyük inkılâplar ve hareketler, sanat ve edebiyat denen sihirli varlığın üzerine inşa olunmuştur. Sanatı ve onun, şuurların ve ruhların derinliklerine kök salan efsunlayıcı etkisini, hareketin temeli yapmamış bir hareket, başarı kazanacağını vehmetmesin… Kurtuluşun, milli idealleri terennüm etmekte olduğunu unutmayalım.” görüşü dile getirilir.
Bayrak’ta da sanatın da bir politikası vardır. Sanat bir kültür müessesesidir. Bir gelenek ve göreneğe dayanması tabii olduğu için de sanat milli bir kurumdur. Sanat, bağlı bulunduğu toplumun sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel şartlara göre biçimlenir. Mücadele Birliği sanatının amacı, milletimizin ızdırabıyla dertlenen, insanımızın dertlerini sanatla anlatma alışkanlığı kazandırmak. Önce Türk insanının hayata, kâinata ve olaylara nasıl baktığı öğrenilmeli, buradan başlanmalıdır işe. Türkiye’nin gerçek bağımsızlığı, ancak sanat alanında da bağımsızlığımız sağlandıktan sonra mümkün olabilir. Her sanat eseri bir ideolojinin mahsulüdür; belli kültürel gayelere göre şekillenir, denilmektedir.
Mücadele Birliği, sanatı bir tebliğ vasıtası olarak görmüş ve öyle kullanmıştır. Başka anlamlar yüklemeye gerek duymamıştır. Sanatın gayesi milletimizin varlık bekasını korumaktır.
[1] Aynı yazı, Pınar Dergisinin 10-11.sayısında (Ekim-Kasım 1972) da isimsiz olarak yayınlanmıştır.