Ötüken’e Yolculuk

Uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından bugün bir kitap ortaya çıktı.

Evet, adı bu: Ötüken’e Yolculuk…

Adı üstünde, okuyucuyu kadim Türk yurtlarına doğru yarı sanal, yarı gerçek, yarı uyku, yarı yakaza, ama güzel bir yolculuğa çıkarmayı vadediyor.

Ata yurtları ile ana yurt arasında gönül ve kültür köprüleri kurmayı amaçlıyor.

Türk Birliği’ne ve Turan’a giden yolda yeni parke taşları döşemeyi, genç dimağlara parlak Türk olgusunu bir mıh gibi çakmayı ve vatan ve millet sevgisi taşıyan gönüllerdeki ateşi tekrar harlamayı hedefliyor.

Kısacası yazar bu eseriyle; çok uzaklardaki sonsuz steplerin ortasındaki, kadim Türk yurtlarına doğru yeni bir rüzgâr estirmeye, bozkurt başlı sancağı o rüzgârla yeniden dalgalandırmaya ve bu rüzgârı yüreğinde hisseden bütün kalplere bir maya çalmaya çalışıyor.

İyi de böyle bir kitap nasıl ortaya çıktı?

Gelin onu da Yazar Hasip Sarıgöz’ün kendi ağzından dinleyelim.

“Öncelikle ifade etmeliyim ki bu kitap, mazisi yüksek Türk kültürle yoğrulan ve büyük Türk Milletinin parlak bir atiye doğru dörtnala koşan vatan evlatlarına…

Aziz Türk vatanın ve büyük Türk Milleti’nin bekası için, kendi ikballerini, rahatlarını ve kendi çıkarlarını hiçe sayarak, canları ve kanları pahasına Türk’ün derdiyle dertlenen ve ne kadar ağır olursa olsun Türklüğün yükünü yüklenen serdengeçtilere…

Türk Birliği için yanıp tutuşanlara, her daim Turan düşleriyle yatıp kalkanlara ve dahi, köklere inerek göklere çıkmaya çalışanlara ithaf edilmiştir Ötüken…

Kadim Türk yurtlarının kalbi ve Türklüğün beşiği Ötüken…

Destanlar yatağı, bilgeler otağı Ötüken…

Tuğların dokuz dokuz dikildiği, balbalların toprağa diklemesine çakıldığı, yerle göğün koyun koyuna girdiği, Tanrının devlet kutunu Türk’e verdiği Ötüken…

Gençlik yıllarımdan beri hep rüyalarıma girmiş, gönlümde ayrı bir yer edinmiş ve daima hayallerimi süslemişti…

Bazen rüyalarımda, o uçsuz bucaksız steplerde at koşturmuş, bazen de hayallerimde Cengiz Han’ın ordularına karışmış, Bilge Kağan’ın otağında bilgece görüşülen devlet meselelerine şahitlik etmiş, Bilge Tonyukuk’un bilgeliğine hayranlıkla dudak ısırmış ve hatta defalarca, Kül Tigin’in Alplerinden biri olarak Çin sınırlarını aşmıştım.

Gün gelmiş, Kürşad’ın narasıyla Tanrı Dağı’ndan inen yiğitlerle birlik olup Orhun’un kaynağından ruhumu kandırmış, devlet kuran İlteriş (il dermiş) Kağan’a ve yine Türk Milleti için gece uyumadan ve gündüz oturmadan çalışan Kapgan Kağana gönül yoldaşlığı etmiştim. Günü gelmiş, kâh Tola (Tula) Nehrinde ve kâh Selenge boylarında atımı sulamıştım.

Ötüken’de Tanrı Dağı’nda olduğumu düşlemek dahi ruhumu okşamış, Hangay ve Altay dağlarının adını anınca içim titremiş; Orhun yazıtlarını her okuyuşumda, kalbim engin bozkırlardaki deli taylar gibi oynamaya başlamış, Türk destanlarını okudukça burnumun direği sızlamaya devam etmiş, Karakurum, Karabalasagun (Ordubalık) ve Orhun Vadisi hep beni çağırmıştı.

Gel diyordu ata toprakları ve adeta bir mıknatıs gibi, hem ruhumu hem de bedenimi kendine doğru çekmeye devam ediyordu.

Haydi gel, seni bekliyorum.

Türk töresi gereği davete icabet etmek gerekirdi…

Bir ülküyü, bir aşkı ve her türlü hedefi önce kalbine, sonra da kafasına koymalı insan… İşte ondan sonrası sadece sağlık, kısmet ve zaman meselesi…

Gençliğimin üzerinden geçen uzun yıllardan sonra, taaa delikanlılığımda verilmiş olan bu kutlu kararı, planlama ve uygulama imkânını ancak şimdi bulabildim. Allah nasip etti ve 2022 Yılının 20 Ağustos’unda “Ata Yurda”, yani köklerimize doğru kanat açtım.

Hani derler ya, mazisi olmayanın atisi olmazmış.

Bütün atiler de maziler üzerine inşa edilirmiş…

Mazisi Türk kültürüyle yoğrulan vatan evlatları parlak bir atiye dörtnala koşan Alperenlerdir.

Ben de bu ata yurtlarına mazimi, kadim köklerimi, ruhumun kökenlerini ve genetiğimin temellerini aramaya gittim.

Biliyorum ki, köklere inmeden göklere çıkamazsınız.

Ben de köklere inerek göklere çıkabilmek amacıyla, gezdim, gördüm, inceledim, araştırdım, belgeledim ve yoluna canımı dahi feda etmeye hazır olduğum milletim için yazdım.

İşte bu kitapta; ömrüm boyunca gitmek ve görmek istediğim ata yurtlarımız olan Moğolistan coğrafyasındaki izlenimlerimi, gözlemlerimi ve özlemlerimi görecek ve ayrıca Ötüken kazan, ben kepçe misali dolaşırken bana yoldaşlık etmiş olacaksınız.

Aynı birer zaman kapsülü gibi, binlerce yıl öteden bize kutlu mesajlar gönderen kadim Türk Kurganlarını; Orhun Kitabeleri’ni, İlteriş Kağan’ı, Bilge Kağan’ı, Kül Tigin’i ve Tonyukuk’u merak etmiyor musunuz? Orhun Vadisi’nde yol almak, Orhun Şelalesinin serinliğini ve Selenge’nin dinginliğini hissetmek, Ötüken Tanrı Dağı’nda gecelemek ve sonsuz steplere at sürmek; gerçeği rüyada, rüyayı ise gerçekte görmek istemez misiniz?

Tekerleğin izinden öze ulaşmak, köklerinize inerek göklere çıkmak istemez misiniz?

Haydi, o zaman Ötüken’e…

Nasıl mı?

Önce bu kitabı elinize alın.

Arkanıza yaslanın ve ilk sayfayı çevirin yeter.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?