Saygıdeğer Uyanış Okuru,
Yazımıza başlarken ilçe ve il kurultaylarımızın başarı ile yapılmasında emeği geçen ve hayatlarını davalarına vakfeden yiğit, kahraman Millet Partilileri, her biri bir isimsiz kahraman olan dava arkadaşlarımı gönül dolusu sevgi ve saygılarımla selamlıyor, teşekkür ediyorum. Kurultaylarımızdaki çaba, gayret bir kez daha göstermiştir ki oynanan sinsi oyunlara, kurulan tuzaklara rağmen hak ve millet davası hedefine emin adımlarla yürümekte ve bu davaya iman edenlerde zerrece bıkkınlık ve bezginlik görülmemektedir. Tam tersine azim, inanç, kararlılık perçinlenmekte, berkitilmektedir.
SİYASİ PARTİLER ÇÖZÜM ÜRETEMEZ HALE GELMİŞTİR.
Bugün itibarı ile siyasi partiler siciline kayıtlı 189 siyasi parti bulunmaktadır. Bu partilerin önemli bir kısmı aynı kökten gelmektedir. Ayrıştıkları konular ise esasa ilişkin değildir. Siyasi iktidarın yandaşı olan partileri bir kenara bırakacak olursak, ana muhalefet partisi ve diğer muhalefet partileri bu yönetimin değişmesi gerektiği konusunda hem fikirdir. Ne var ki ana muhalefet partisi iç çekişmeler ve içinden başka bir parti çıkması ile ortadan ikiye ayrılmış vaziyettedir.
Diğer siyasi partilerden bazıları ise siyasi iktidar gömlek değiştirdiğini söylese de kendilerinin de aynı kökten geldiklerini, aralarında ciddi farklılıklar bulunmadıklarını kabul etmektedirler. Nitekim geçmişte aynı çatı altında siyaset yapan bazı partilerin birlikte hareket etme girişimleri, ittifak görüşmeleri uzunca bir zamandan beri basına yansımaktadır.
Siyasi iktidarın küçük ortağı ile aynı kökten gelen siyasi partilerden bazılarının da keza zaman zaman bir araya geldikleri ve ittifaka dair görüşmeler yaptıkları görülmektedir. Her ne kadar bunların içinde en çok oyu alan, ancak geçmiş yöneticileri hakkındaki ‘saray bağlantısı’ iddiaları ile oldukça yıpranmış siyasi parti, uzağa gitmeye gerek yok diyerek bu partileri kendi partisinde siyaset yapmaya davet eğiliminde olsa da diğerleri görüşmelere devam edeceklerini ifade ediyorlar. Bu grubun geçmişinde ‘plan işliyor’ diyerek, kurdukları ittifak cumhurbaşkanı adayı için milletten oy isteyip de ilgili aday ikinci turda, AKP’nin adayını destekleyince hakkında ‘saraya yamandı’ denmiş olmasına ve bu olay millette kendilerine karşı ciddi bir güven kaybına sebep olmuş ise de şimdi de aynı grubun erken baskın seçimin gündemde olduğu bugünlerde yine ‘plan işliyor’ (!?) demeleri bize nasıl sonuçlandığı malum olan o işleyen ilk planı hatırlatmıştır.
BU TABLO SEÇİMLERİN İKTİDAR LEHİNE SONUÇLANACAĞINI GÖSTERİYOR
Siyasi iktidarın, özellikle son dönemlerde kazandığı seçimlere sürekli olarak bir şaibenin gölgesi düşmüştür. Bazen “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu”, bazen “Trafoya kedi girdi!”, bazen geçersiz kabul edilmesi gereken “mühürsüz oylar geçerli sayıldı”, bazen “çöplerde oy pusulaları bulundu”.
Bir de artık, diğer ülkelerde ifşa olan dijital operasyonlar var ki bu operasyonların arkasından İsrailli bir şirket çıktı. Nitekim bu yılın haziran ayında Fransa Başbakanı ile düzenlediği basın toplantısında konuşan dijital müdahaleler ve dezenformasyonla mücadele kurumu başkanı, “İsrailli BlackCore firmasının seçimlere müdahalesinin Fransa, Angola, Togo, İskoçya seçimleri ve New York’taki 2025 belediye seçimleri gibi diğer ülkeler veya bölgelerde yabancı dijital müdahale operasyonları yürütmek için de kullanılmış gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı. Bu diğer ülkeler veya bölgeler imasının içinde Türkiye’de var mı? Bilmiyoruz. Belki YSK (?) veya tarafsız ve bağımsız yargımız bu sorulara bir gün cevap verir.
Ama son kalemiz, devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten başta Sayın Cumhurbaşkanı ve bazı bakanların 25 Eylül 2025’te Beyaz Saray’daki görüşmeleri sırasında basının önünde Trump’ın parmağı ile Sayın Erdoğan’ı göstererek “hileli seçimleri en iyi o bilir” demesine sessiz kalınmasını, bir cevap bile verilmemesini utanç verici olması bir yana seçimlerin şaibeli yapıldığına da bir işaret mi saymak gerekir?
Tüm bunlara rağmen AKP Genel Başkanı’nın 2023 seçimlerindeki ortakları ile sarayda veya Ahlat’ta bir araya gelmeleri aslında iç cepheyi nasıl tahkim ettiklerini de gözler önüne seriyor. Tabii ki Cumhur İttifakı’na bir de Pkk narko terör örgütünün uzantısı olan ve sonradan adı her ne olacak ise Dem’i eklemek gerekir. Aralarında son anda bir anlaşmazlık çıkmazsa, böylelikle seçimlerde iç cephe tahkimatı tamamlanmış, cumhurbaşkanlığı garanti edilmiş olacaktır.
NE YAPILMASI GEREKİR? VEYA MİLLET PARTİSİNİN TARİHİ SORUMLULUĞU
Birey, aile, toplum, devlet ve tabiat ile ilgili tüm ilişkilerin barış ve adaletle düzenlenmesi ve bu doğrultuda hayata geçirilmesi ideali için devleti yönetmenin ilim ve sanatı, pratiği ve millete hizmet aracı olması gereken siyaset ve siyasi partiler iç ve dış politikada karşı karşıya bulunduğumuz devasa sorunlara karşı projeler oluşturamamış, çözümsüzlüğe mahkûm olmuştur. Bu haliyle günlük politik çekişmelere boğulmuş, milletin hak ve menfaatlerinin sözcülüğünü, savunuculuğunu yapamaz hale getirilmiştir.
Uygulanan sıkılaştırılmış para politikası ile vatandaşımız daha çok yokluğa, yoksulluğa, açlığa mahkûm edilmiştir. İşçimiz, memurumuz, çiftçimiz, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız, sanayicimiz, tüccarımız aradıkları çıkış yolunu bir türlü bulamaz hale getirilmiştir. İşte başta akaryakıt olmak üzere zam sağanağı acımasızca devam etmektedir. Ekonomik darboğazın yanında bir de siyasi ahlaksızlık, uyuşturucunun yaygınlaşması, yapılan yasadışı bahis, kumar, fuhuş operasyonları ülkenin ne hâle getirildiğinin önemli uyarıları.
Okullarımızın açıldığı ilk günlerde bu defa okul yolunda, öğrencilerimize yapılan saldırıların tekrar etmesi büyük bir tehlikenin habercisidir. Siyasi iktidar dış politikada meşruiyet verenlerin politikalarının bölgemizdeki uygulayıcısı olma görüntüsü nedeniyle millilikten uzaktır. Böyle olunca da milletimizin, devletimizin, bölge ülkelerinin hak ve menfaatlerini önceleyemez hâle düşmüştür. Cennet vatanımız, devletimiz ve milletimiz top yekûn saldırı altında olup; millilikten uzak, hatalı iç ve dış politikalarla ciddi tehlikeler sarmalında yok edilmek istenmektedir.
“Terörsüz Türkiye” aldatmacası artık daha fazlası olmaz herhalde dediğimiz anda yeni yeni felaketlere, tehlikelere, skandallara kapı aralamaya devam ediyor. Terörist başının bin kilometrelik yolun ilk adımı olarak nitelendirdiği ve adına “Kök Hücre Yasası” dediği ‘Kanserli Hücre Yasası’ ve uygulamaları bundan sonra çıkarılacak yasalar ve nihayetinde planlanan ve son zamanlarda sık sık gündeme getirilen anayasa değişikliği siyasi iktidarın bütün parçaları ile birlikte nasıl bir mecburiyete ve teslimiyete düçar edildiklerinin habercisidir. İlk açılım-saçılım sürecinde federasyonu bile telaffuz etmiş olan siyasi iktidarın başının Osmanlı Devleti’nin nasıl yok oluşa sürüklendiğinin ve sıranın son sığınağımız Türkiye Cumhuriyeti’ne geldiğinin farkında olmadığını üzülerek görüyoruz. “Terörsüz Türkiye” diyerek yola çıkılan sürecin bir aldatmaca ve kandırmaca olduğu artık daha iyi anlaşılmaktadır. Yapılan işlerin devlet aklı ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Tarih, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nda bu devlet aklının bize neler kaybettirdiğini haykırmaktadır. Devlet aklı kendisini yönetenlere göre şekil aldığından, şu anda devleti yönetenlerde akıl tutulmasından söz edilebilir. Bu gidişin sonunda Allah korusun, küresel sömürgeci güçler; devletimizin, milletimizin ve vatanımızın parçalanması, yok edilmesi hedefinde, telafisi imkânsız kazanımlar elde edecekler ve geri dönüşü büyük bedeller ödenmesini gerektirecektir.
Milli varlık, birlik ve geleceğimizin böylesine ağır, ciddi tehdit ve tehlikeye düşürülmesi karşısında milletimizin ve tarihin başta siyasi partiler olmak üzere aydınlardan, akademisyenlerden, sivil toplum kuruluşlarından, bütün vatanseverlerden beklediği görev ve sorumluluklar vardır. BOP ve BİP haritaları ortada durmaktadır. Arap Baharı ile başlayan Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Sudan, Suriye, Irak ve şimdi de İran ile devam eden projelerinin işlediği görülmektedir. Haritada eksik kalan Türkiye haritasındaki değişimdir. Tehlikenin vahameti birkaç partinin bir araya gelerek geçici iş birliği ile bertaraf edilme boyutunu aşmıştır. Topyekûn saldırı karşısında mevcut anayasa ve yasalar çerçevesinde, demokratik ve meşruiyetçi bir çizgiden milim sapmadan topyekûn milli birlik ve kardeşlikle savunma yapmak mümkündür ve şarttır. Tarihimiz bunun örnekleri ile doludur. Burada rahmetli Bilge Lider Aykut Edibali’nin dediği gibi “Atatürk’ün Müdafaa-i Hukuk esaslarını ve stratejisini ısrarla ve şuurla savunmak sadece Türkiye’miz için değil bütün Ortadoğu milletleri için de hayati önem arz etmektedir.”
Bu milli birlik ve dayanışma birliğini oluşturacak bireylerin veya kuruluşları meydana getiren kişilerin etnik kökenleri, dil, din, mezhep ve farklı kanaatleri anlayışla karşılanacak, her türlü saldırı ve tahkire karşı korunmuş insan hakkı olarak kabul edilecek ve birliğin bozulmasına değil, sağlanmasına sebep olacaktır.
Bir kez daha ilan ediyoruz ki bu birlik: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” diyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, egemen, demokratik, laik, üniter, tam bağımsız, sosyal hukuk devleti olarak; meşruiyeti beş bin yıllık tarihi birikimin- millî tecrübenin sahibi büyük Türk milletinden alarak; ülkeyi Ankara’dan ortak istişare ile yönetecek, resmi dili ve eğitim dili Türkçe, bayrağı ay yıldızlı al bayrak, marşı İstiklâl Marşı, başşehri Ankara’dır diyecektir. Egemenlik ve tam bağımsızlık haklarımızdan taviz verilemez; manda, himaye, vesayet, icazet veya bir dış güçten meşruiyet kabul edilemez, meşruiyeti milletinden alır diyecektir.
Millet Partisi yüreği devlet, vatan, millet, bayrak, özgürlük ve tam bağımsızlık, milli birlik ve beraberlik aşkı ile çarpan bütün siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını, vatanseverleri, gazetecileri, aydınları ve akademisyenleri bu ‘Muhteşem Türkiye Birliğine’ davet etmeye, tek başına da kalsa bu kutsal davanın yılmaz savunucusu olmaya devam edecektir. İnanıyoruz ki onlar istese de, istemese de zafer hakkın ve hakka inananların, imandan sonra hakkıyla mücadele edersek, zafer bizim olacaktır.
