Ev 37. Sayı En Büyük Eşkıya…

En Büyük Eşkıya…

Tarafından Uyanış

Ahmet KARA

Bazı hikâyeler vardır; anlatılır, gülünüp geçilir. Bazı hikâyeler ise vardır ki insanı düşündürür, yaşadığı zamana bakmaya ve “Acaba asıl eşkıya kim?” diye sormaya mecbur eder.

İşte bu kıssa da onlardan biri…

Eskiden eşkıyalar dağlarda yaşar, silahlarıyla yolları keser, korku salarak insanların malını alırlardı. Eşkıyanın kim olduğu belliydi. Silahı vardı, tehdidi açıktı, yaptığı işin adı da herkes tarafından bilinirdi: Eşkıyalık!

Fakat zaman değişti.Bazı eşkıyalar dağlardan şehirlere indi. Silahlarını bıraktılar; yerine makam, mevki, imza ve yetki aldılar.

Artık yol kesmeye ihtiyaçları yoktu.Kanunları, kâğıtları ve makamları vardı.

Ve işte asıl tehlike de burada başladı.

Babanın Vasiyeti

Sadece bir oğlu bulunan, varlıklı ve çiftlik sahibi yaşlı bir adam, ömrünün sonlarına doğru hastalanıp yatağa düşer.Ölümünün yaklaştığını hissedince oğlunu yanına çağırır:

— Oğulcuğum, yatağımın yanında iki kese altın var. Bunlardan biri senindir. Al, helalinden harca. Diğer keseyi ise memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin.

Delikanlı şaşırır:

— Babacığım, neden?Yaşlı adam:— Sebebini sorma. Vasiyetim böyle, der.

Birkaç gün sonra yaşlı adam vefat eder.

Delikanlı, babasının cenazesini kaldırıp yasını tuttuktan sonra iki kese altını yanına alır ve vasiyeti yerine getirmek üzere yola çıkar.

Eşkıyaların En Büyüğü

Gittiği her yerde eşkıyaları sorar.Fakat kime sorsa aynı cevabı alır:

— Bizim buralardaki eşkıya kötü ama falanca yerdeki daha beter!Böylece aylarca dolaşır.Nihayet yol vermez dağların ardında, adı bütün memlekete korku salmış bir eşkıyanın bulunduğunu öğrenir.Anlatılanlara göre padişahı bile tanımaz, dağlarda hüküm sürer, kendisine karşı gelenleri öldürürmüş.Delikanlı:

“Herhâlde babamın bahsettiği eşkıya budur.”deyip yola koyulur.

Dağa vardığında eşkıyanın adamları tarafından yakalanır ve huzura çıkarılır.Delikanlı korkudan titremektedir.Eşkıya gürler:

— Bre tıfıl! Benim dağımda ne işin var?

Delikanlı başından geçenleri anlatır ve babasının vasiyetini söyler.Sonra da altın kesesini uzatır:

— Ağam, babam bu keseyi memleketin en büyük eşkıyasına vermemi vasiyet etti. Sizi bulmak için bir yıldır dolaşıyorum. Bu kese sizindir.Eşkıya bir süre delikanlıya bakar.Sonra gülümser:

— Saf çocuk! Sen daha dünyayı tanımıyorsun. Ben eşkıyayım, doğrudur. Fakat memlekette benden daha büyük bir eşkıya var.Delikanlı şaşırır:Sizden daha büyük eşkıya mı?Eşkıya çocuğa şehirdeki Kadı efendiyi bulmasını söyler.

Eşkıya Şehirde

Delikanlı şehre iner ve kadı efendiyi bulur.Başından geçenleri anlatır:

— Efendim, bu kese babamın vasiyetidir. Memleketin en büyük eşkıyasına vermemi istedi. Yedi Dağın Eşkıyası da bu keseyi sizin hak ettiğinizi söyledi.Kadı efendi öfkelenir:

— Be hey ahlaksız! Bana haram para teklif etmeye utanmıyor musun?Delikanlı şaşkındır:

— Efendim, ben sadece babamın vasiyetini yerine getiriyorum.Kadı efendi biraz düşünür.Sonra ses tonunu değiştirir:

— Elbette açıktan para almak olmaz. Bu hem kanuna hem şeriata aykırıdır. Fakat bunun bir yolu vardır.Delikanlı, nasıl bir yol efendim? Der. Kadı efendi pencereden dışarıyı gösterir:

— Şu araziyi görüyor musun?

— Görüyorum efendim.

— Peki üzerinde ne var?

— Kar var.             

— İşte o karları sana satıyorum.

Delikanlı şaşırır.Ama altınları bir an önce teslim edip babasının vasiyetinden kurtulmak istediği için kabul eder.Bir mukavele hazırlanır.İmzalar atılır.Bir kese altın kadı efendinin cebine girer.Delikanlı da rahat bir nefes alır.

İkinci Kese

Delikanlı geceyi geçirmek için handa kalır.Sabaha karşı kapısı yumruklanır.

— Kalk! Kadı efendi seni istiyor.Delikanlı götürülür.Kadı efendi öfke içindedir:

— Be hey utanmaz! Dün sen benim arazimdeki karları satın almadın mı?

— Evet efendim.

— Peki hâlâ o karlar neden benim arazimde duruyor?Delikanlı şaşkındır:

— Efendim, karı nasıl kaldırayım? Dönümlerce kar!Kadı efendi bağırır:

— Benim arazimi işgal etmeyecektin!

Delikanlı çaresizce sorar:— Bunun da bir yolu vardır herhâlde efendim?

Kadı efendi kara kaplı kitabı açar, uzun uzun bakar.Sonra:

— Vardır, der.Bir kese altın karşılığında bu karları arazimde tutmana izin verebilirim.Delikanlı artık ne diyeceğini bilemez.Fakat başka çaresi de yoktur.

İkinci kese altını da verir.Gerekli belgeleri imzalar.Ve nihayet konaktan çıkar.

“Sen Haklıymışsın!”

Delikanlı dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes alır.Başını kaldırıp uzaklardaki dağlara bakar.Yedi Dağın Eşkıyası’nın bulunduğu dağları görür.Ve kendi kendine şöyle der:

“Hey gidi Yedi Dağın Efesi! Sen haklıymışsın. Daha büyük eşkıyalar da varmış. Senin açık açık yaptığın eşkıyalık, bunların kanunla yaptığı eşkıyalığın yanında nedir ki?”

Eşkıyalığın Kılıfı Değişince…

Kıssanın en düşündürücü tarafı burasıdır.Dağdaki eşkıya, yol keser ve:“Malını ver!”der.Ne yaptığını gizlemez.Şehirdeki eşkıya ise başka türlü davranır.Kılıfını hazırlar.Belgesini düzenler.İmzasını atar.Makamını kullanır.Sonra da:“Her şey kanuna uygun.”der.

Dağdaki eşkıya korkutarak alır.Diğeri ise insanı hukukî işlemler, bürokrasi ve yetki duvarları arasında çaresiz bırakarak alır.Birinin elinde silah vardır.Diğerinin elinde kalem.Biri dağda yol keser.Diğeri makam odasında.Biri açıkça eşkıyadır.Diğeri ise eşkıyalığını kanun diliyle anlatır.İşte asıl tehlike de budur.

Çünkü haksızlığın haksızlık olarak görülmediği, zulmün “usulüne uygun işlem” diye sunulduğu yerde insanın hakkını araması da zorlaşır.

Kanun, adaletin aracı olmaktan çıkıp haksızlığın kılıfına dönüşürse, eşkıyanın dağdan şehre inmesi için artık silaha ihtiyacı kalmaz.

Asıl Soru

Bu kıssa bize sadece geçmişten bir hikâye anlatmıyor.Bize bugün için de önemli bir soru bırakıyor:

Eşkıya kimdir?

Elinde silahla dağda yol kesen mi?Yoksa sahip olduğu makamı, yetkiyi veya hukukî imkânları insanların hakkını almak için kullanan mı?

Elbette kanun, devlet düzeninin ve adaletin temel araçlarından biridir. Fakat kanun adına yapılan her işlem kendiliğinden adalet anlamına gelmez.

Adalet; hakkı sahibine vermek, haksızlığı önlemek ve gücü hakka tâbi kılmaktır.

Çünkü mesele yalnızca “Kanun ne diyor?” sorusu değildir.Asıl mesele:“Yapılan iş hakka ve adalete uygun mu?”sorusudur.

Dağdaki eşkıyadan korunmak için devlet gerekir.

Fakat devletin gücünün eşkıyalığa dönüşmemesi için de adalet, ahlâk, vicdan ve hakkaniyet gerekir.

Ve unutulmamalıdır:

Eşkıyalığın en tehlikelisi, kendisini eşkıyalık olarak göstermeyendir.Çünkü dağdaki eşkıyadan kaçabilirsiniz.Ama haksızlığı kanun kılıfına sokan eşkıyalıktan kaçacak yer bulmak çok daha zordur.

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00