Ev 32. Sayı İdealist İnsanların Çıtkırıldım Evlatları

İdealist İnsanların Çıtkırıldım Evlatları

Tarafından Uyanış

Son yüzyıl, dünya insanlığının olduğu kadar ülkemiz insanının da başdöndürücü bir değişimin anaforunda savrulmasına sahne olmuştur. Yeni keşifler yeni icatlara, yeni icatlar yeni keşiflere sebebiyet vermiştir. 

 Yeni keşif ve icatlar yeni imkânlar doğurmuş, insanoğlunun hayat standardı iyileşme eğilimine girmiştir. Yaşanan hayat tarzının, insan değerleriyle sürekli bir iletişim içinde olduğu doğrudur. Teknik ve teknolojik gelişmeler, yer yer insanın ruh dünyasında aşınmalara neden olabilmiştir.

 Milletimizin bir kuşağı Çanakkale, Yemen ve İmparatorluğumuzun dört bir yanında açılan cephelerde hayatın her türlü zorluğunu katık edindiler. Bir başka kuşak; kurtuluşu, kuruluş döneminde yaşanan zorluk, sıkıntı ve sancıları; demokrasiye geçiş serüvenini gördüler, yaşadılar. İmparatorluk döneminde aynı anda birden çok düşman saldıryordu; Cumhuriyet döneminde düşman aza inmiş görünse de aynı kuşatma devam ediyordu. Düşmanın biri tazı, öbürü sığınak görevi görüyordu. 

Bütün olup bitenler, Türk Milletinde milli bir refleksin diri durmasını zaruri kılmıştır. Şeflik döneminin dine mesafeli tutumu, bunun tuzu biberi olmuştur. Burası çok yönlü derin bir yaradır. Ancak konunun çala kalem yazılması yerine, aklıselim bir yaklaşımla titizlikle incelenmesi ve irdelenmesi, ilim ve irfan sahibi bir heyetin işi olmalıdır. İnönü’nün, Lozan dönüşü; “Karabekir, bunlar bizi ya dinden edecekler, ya da fırıldak olacağız.” demesi, üzerinde durulması gereken bir konudur. 

İletişim araçlarının günümüze göre çok alt seviyelerde olduğu dönemlerde aile ve mahalle ortamı, çocukların ve gençlerin milli bilinçle yetişmeleri için yeterli olabiliyordu. Hayatın zorlukları vardı belki ama dostluk, arkadaşlık, kardeşlik, akrabalık, komşuluk, büyük küçük bilirlik, haram helal bilirlik vardı. İçinde bulunduğumuz ortam, bizim kuşağı idealist yapmıştı. Belki bu idealizm, bazen yanlış yerlere savurdu kimimizi. Ama genel olarak idealleri, ülküleri olan, ama aynı zamanda düşmanı da olan bir doku hep oldu. 

Bu idealizmin ayakları yere basan kesimi, Yeniden Milli Mücadele Hareketi olmuştur. Kendi ruh ve mana köküne bağlı, neye bağlı, neye karşı olduğunu net bir şekilde deklare eden, dost ve düşmanı konumlandıran, düşman oyunlarının tezgâhını pazara çıkaran omurgalı, yerli, milli, yürekli bir hareket. Büyük Ortadoğu Projesi, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ile coğrafyamızı hallaç tarlasına dönüştürmek için planlar yapanların; omurgalı milli bir hareketi sendeletmek için çaba harcamayacağını düşünmek safdillik olur. Düşman, piyonlarını kurbanlarından seçer. Coğrafyamızda savaşanlar birbirlerinin kurbanları, efendilerinin piyonlarıdır. Ancak feraseti olanlar kurban ve piyon olmaktan uzak dururlar. 

Sahabeyi andıran bir hayatın müdavimleri, yapılan sinsi salvolarla sendeletilebilirler. Fitnenin, sirayet edici özelliği vardır. Onun içindir k; Allah’ın kutlu Nebisi, uykudaki fitneyi uyandırana lanet etmiştir. Düşmanı aşan bir strateji derken bunu dahi anlamak lazım. Düşmanın her türlü tahribat girişimini önleyecek, engelleyecek, bastıracak ve hatta tersine çevirecek bir donanım. Bu, çok yönlü bir donanımdır. Cephedeki askerin donanımının çok iyi olması yeterli değildir. Askerin en ufak bir zaafiyet geçirmesi, açık vermesi, hayatının kaymasına neden olabilir. (*) Onun kaybı, cephe için de kayıptır. Onun içindir ki düşman açısından bakıldığında, kırmızı kuvvetlerden bir askeri yaralamak, bir askeri öldürmekten daha avantajlıdır. Çünkü bir yaralı asker, en az iki askerin safdışı kalması demektir. Bir ölü asker ise, bir ölü askerdir. Onun içindir ki; düşman, yaralama taktiğini tercih etmiş ve uygulamıştır. Burası çok önemli bir konudur. Yüksek bir idealizmle dopdolu insanlar; yalan, dedikodu ve saptırmalarla yaralı asker haline getirilmek istenmiştir. En doğal insani yapıp etmeler dahi bir fitne makinesinin yakıtı haline getirilmiştir. 

En Büyük Tahribat

 İdealist insanların dramı devam etmektedir. Fetö Terör Örgütünün yaptığı en büyük tahribat, Türk insanının belleğine şüphe virüsünün yerleştirilmesi olmuştur. Şimdi insanlar, en masumane yaklaşım ve girişimleri şüphe ile karşılamaktadırlar. Aslına bakılrsa, bu, biraz da uyuşukluk ve tembelliği meslek edinmiş insanların hoşuna gitmektedir. Bahane bulmak iyidir hani. Oysa pazardan çürük karpuz alan adamın ömrü boyu bir daha karpuz almadığı görülmemiştir. Aksine çürüğün yerine yenisini almak için acele etmiş, ama daha bir hassas davranmıştır. Yol bellidir. Akifin deyimi ile; 

Allah’a dayan, sa’ye sarıl/çalış, hikmete ram ol/hikmeti elden bırakma; 

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

 İnsan, Allah’a, Ömer B. Abdülaziz gibi dayanmalı: Ömer B. Abdülaziz’e sormuşlar: 

-Çocuklarına bir şeyler bırakmayacak mısın? 

-Hayır, demiş; ya onlar salih kimselerdir ki Allah, salih kullarına yardım edeceğini bildiriyor (**), ya da salih kimseler değillerdir ki malımın salih olmayan kimselerce çarçur edilmesini istemem. 

Karşılaştığımız zorluklar, hayatın öğretmenleridir. Zorluklar, insanın direncini artırır, insanı dayanıklı kılar, hayatın değerini öğretir, kadir kıymet öğretir. Zorlukla başa çıkan insan, çifte dövülmüş kılıçtır. “Zorlukla beraber kolaylık vardır. Şüphesiz gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.” 

Dün okuyan, yazan, düşünen, yüreği sızlayan, yüreği titreyen insanların çocukları bugün mutena bir fanus gibi korumaya alınmışlardır. Ne kadar acı. İşin daha acı yanı, bu korumanın kendi ebeveynlerince yapılmasıdır. Dün; ya gazi ol ya şehit, diyen ana babaların yerinde bugün, suya sabuna dokunma, diyen bir kesim vardır. Dünyayı sen mi kurtaracaksın? Namazını kıl, ibadetini yap, başkasının etlisine sütlüsüne karışma anlayışı ne pısırık bir anlayıştır. Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar ve Allah adının ululanması için nizam-ı âlem seferinde ömrünü tüketen bir milletin çocukları şimdilerde zavallı bir dünyanın kölesi haline getirildi, öyle mi? Güçlü olmak diyerek bizim en büyük zaafiyetimize bizi zebun edecek bir yaklaşımın neyini konuşalım? İmparatorluğun temellerinin atılmasında idealizm, 

imparatorluğun çözülüşünde o idealizmin sarsıntı geçirmesi vardır.

 Dün okudukları ve onların idealizmini besleyen kaynakaları dahi çocuklarından esirgeyenler, üç kuruşluk dünyayı idealizm edinenlerdir. Kumdan başı çıkarmanın vaktidir. Yarın geç olabilir. Ama hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; Allah, nurunu tamalayacaktır. Önemli olan seferde sefir olabilmektir.

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00