Ev 36. Sayı ‘Kanserli Hücre” Yasası Yıkımdır!

‘Kanserli Hücre” Yasası Yıkımdır!

Tarafından Uyanış

İsmail HÜSEYİNOĞLU

Bu makalede Türkiye’nin gündemindeki yasanın taşıdığı büyük tehlikelere dikkat çekmek ve neden ‘Kanserli Hücre’ olduğunu maddeler halinde ifade etmek istiyoruz.

1-Yasada terörist başının ve sayılarının 180 civarında olduğu tahmin edilen Kandil’deki diğer terörist elebaşlarının faydalanamayacağı ifade edilmektedir. Oysa bu, gerçeği yansıtmayan, halkın tepkisini azaltmaya yönelik bir algı operasyonudur. Zamanla hepsini kapsayacağını geçmişteki uygulamadan anlamak ve terörist başı dahil tümünün yararlanacağını öngörmek mümkündür.

1974 Af Yasası’nda istisna getirilenlerle ilgili hükümler, nasıl ki ‘eşitlik ilkesine aykırı’ olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve herkes bundan faydalanmış ise bugün de olacak olan budur. İstisnasız tüm terörist elebaşları serbest kalabilecektir.

 

2-Yine tahminlere göre Irak’ın kuzeyindeki teröristlerden 2.800 civarında, Suriye’de Türk vatandaşı olan 1.500 civarında, cezaevlerindeki 3.900 terörist hükümlü ile soruşturma ve kovuşturması devam ettiği için hâlen yargılaması süren 75.000 soruşturma dosyasındaki —her bir dosyada bir şüpheli veya sanık olsa bile— en az bu kadar kişinin serbest bırakılacak demektir.

 

3-‘Suça karışmamış PKK’lı’ ibaresi, başlı başına kendi kendileriyle ve milletin aklıyla alay etmektir. Buna kargalar bile güler.

 

4-Daha önce defalarca söylediğimizi DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan açıkça ifade etti. Bakırhan, “Bu yasada yok diye anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazlarıdır. Bugün atılan şey bir temeldir.” sözleriyle, ‘Kanserli Hücre’ yasasının, terörist başının ifadesiyle “bin kilometrelik yolun ilk adımı” sayıldığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yeni kanunlar gelecek ve sonuçta istedikleri bu talepler de anayasa değişikliğiyle karşılanacaktır.

 

5-İkiz Yasalar olarak bilinen ve Birleşmiş Milletler Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Uluslararası İktisadi, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin ortak maddesine göre:

“Bütün halklar kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. Bu hak uyarınca bütün halklar, kendi siyasal statülerini özgürce belirlerler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce gerçekleştirirler.”

 

Türkiye, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ni 15 Ağustos 2000’de imzalamış ve 23 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’nin 13. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına çekince koymuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesi:“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir…”

14.maddesinde ise:“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” denilmektedir.

42.Madde:“Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.” Maddeleri çerçevesinde uygulama hakkını saklı tutar denilmiştir.

6-Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21.11.1988 tarihinde çeşitli paragraflarına çekinceler de koyarak imzalamış, Türkiye açısından 01.04.1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Terörist başının kaldırılmasını istediği bir diğer çekince de bu Şart’a ilişkindir.

Bu çekincelerin kaldırılması hâlinde, özellikle terör uzantısı partilerin kazandığı belediyelerde, bir bakıma eyalet yetkilerine sahip olarak kendi içinde bağımsız icraatlar yapılmasının önü açılacak ve merkezî idarenin sahip olduğu emniyet, eğitim, sağlık, yargı gibi alanlardaki yetkiler tamamen mahallî idarelere geçecektir.

Terörist başının bu maddelere konulan çekincelerin kaldırılmasını istemesi bundan dolayı olduğu gibi, AB ve Avrupa Konseyi gibi birliklerin de bu konuda uzun zamandan beri yaptıkları baskılar göz önüne alındığında, onların da terörist başıyla aynı hedefe odaklandıkları görülmektedir.

7-‘Kanserli Hücre’ Yasası’nın 10. maddesindeki “Bu yasa kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.” ifadesi, aslında bütün aktörlerin anayasal suç işlediğini ve kendilerini garantiye alma yönündeki beyhude çabalarınaişaretetmektedir.

 

8-Şimdiye kadarki söylemlere bakılacak olursa siyasi iktidar ve küçük ortağı, kendi eliyle terörist başını sanki tüm Kürtlerin, hatta tüm etnik kökene sahip vatandaşlarımızın haklarının savunucusu ve baş müzakerecisi konumuna getirmiştir. Hatta yalnızca Türkiye’deki değil, Irak, İran ve Suriye’deki Kürtlerin de temsilcisi hâline getirilmeye çalışılmaktadır.

Siyasi iktidar ve ortağıterörist başının gerçek yüzünü bilmese de Kürtler, onun gerçek yüzünü çok iyi bilmektedirler.

 

9-“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı verilen,bizce ‘Kanserli Hücre’ yasası; aziz milletimizin dayanışmasını ve toplumsal bütünleşmesini değil, AKP, MHP, HÜDA PAR ve diğer olumlu oy verenler ile PKK-DEM’in dayanışması ve bütünleşmesinin sağlanmasını ve suçlarının yasal zırha büründürülmesini amaçlayanniteliktedir.

 

10- Yıllarca terörün bittiği, teröristlerin ayakkabı numaralarına ve gözlerinin rengine kadarbilindiği AKP tarafından açıklanmıştı. Şu halde, yaşanan bu rezaletleri aldatmacadan başka bir isimle vasıflandırmak mümkün müdür?

 

11-Bu aldatmaca, küresel bir senaryonun, BOP-BİP’in bir aşamasıdır ve küresel sömürgeci güçlerin hedeflerine hizmet etmektedir. Nitekim ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Irak-Suriye Özel Temsilcisi TomBarrack, “Bu sürecin sonucunda dört ülkedeki Kürtler bir araya gelecek.” sözüyle gerçekleri ikrar etmektedir.

 

12-Sürecin başından beri bütün aşamalarda ve sonrasında, “Kanserli Hücre” teklifinin kanunlaşması ve uygulanmasında ne yazık ki Türk Milleti yok sayılmıştır.

Kabul etmek gerekir ki terörist başı ve partisi DEM, teröristlerini ve oy verenlerini ikna etmek için süreç hakkında düzenli bilgilendirme yapmaktadır.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın statüsü konusundaki bir soruya, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de, statüye de ihtiyaç yok.” sözleriyle cevap vermiştir. Ancak bu sözlerin, aşağıda izah ettiğimiz üzere, ete kemiğe büründüğü ve ifade edilenin çok üstünde bir ‘kurul başkanlığı’statüsü ile taltif edileceği anlaşılmaktadır.

Daha önce DEM’in İmralı Heyeti’nde yer alanların ve terörist başının İmralı’daki sekretaryasında (???) görev alanların gazetecilerle yaptıkları röportajlarda, terörist başının ‘Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu’nun başkanı olacağı ve kurulda devlet memurlarının da bulunacağı açıklanmıştı.

Bilindiği üzere, kanun kapsamında kurulması gereken biri Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na bağlı, diğeri Meclis’te oluşacak iki kurul bulunmaktadır.Nitekim bu satırların yazıldığı sırada, bu kurullardan biri olan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısını yaptığı ve yine kanun gereği oluşturulması gereken alt kurulların kurulmasına karar verildiği ilan edildi.

Söz konusu alt kurulların da;  “Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu”, “İzleme ve Tespit Alt Komisyonu”, “Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu” ile “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu” olarak kurulmasının kararlaştırıldığı belirtildi.

Kurulun ilk toplantısında, DEM’lilerin yaptığı açıklamaya benzer bir şekilde, “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu”nda PKK lideri Abdullah Öcalan’ın görev alacağı tahmin ediliyor. Yani terörist başı bu kurulda devlet memurlarına başkanlık edecek. (???)

Bu gidişle, R. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli, “BijiSero Apo” diye slogan atmaya da başlamışları şaşırtıcı olmayacaktır.

 

HEDEFE ULAŞMAK İÇİN HER YOL MÜBAH MI?

 

13-Kendisinin defalarca söylediğiBOP eş başkanlığı görevinin daha bitmediği anlaşılan ve bu sıfatıyla görevinin gereğini yapabilmesi için  Recep Tayyip Erdoğan’ı bir kez daha Cumhurbaşkanı yapmak gayesiyle önümüzdeki seçimlerde uygulanacak farklı yöntemler tartışılmaya devam etmektedir.

 

Hatta önceki seçimlerde AKP-MHP-HÜDA PAR/BBP İttifakı’na bir de DEM’i veya yeni adı her ne olursa olsun terör uzantısı partiyi eklediğimizde, yeni seçimlerdeki Cumhur İttifakı da şekillenmiş olmaktadır. Kim bilir, CHP/Yeni Parti de bunlara eklemlenir. Yetmezse son anda bir Sinan Oğan da bulunur!!!

Bütün bu çabalara rağmen maksat hasıl olmaz ise parlamenter hükümet sistemine geçişin bile tartışıldığı görülmektedir. Amerikan veya İngiliz muhiplerinin yeniden hortladığını görmek, güzel ülkemiz için yürek yaralayıcıdır.

Bazılarının koltuklarını korumak uğruna oluşturdukları  kanserli Hücre ile,  PKK/DEM’in, kanlı silahla yapamadıklarını şimdi adım adım kansız siyasetle elde etmelerine alan açılmaktadır.

 

İnanıyoruz ki Millet Partisi’nin ilk günden beri büyük fedakârlıklarla ve engellemelere maruz kalmasına rağmen yapmış olduğu çağrı karşılık bulacak, Aziz Milletimiz derin uykularından elbette bir gün uyanacaktır.

 

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00