“Dereler aktı geçti
Kurudu vakti geçti
Nice han, nice sultan
Tahtı bıraktı geçti”
Büyük Yunus’un bu şiirinin insanlara çok şey anlatması gerekir. Ama anlatıyor mu? Sanmam. Sözü söylemek güzel, fakat onu yaşamak ve hayata geçirmek zordur. Zor olmasaydı, asırlar boyunca, hatta bir tarih boyunca insanlar kendi ülkelerine ve milletlerine bu kadar zarar verebilirler miydi?
Tarihin Aynasında Kendi Ayağına Kurşun Sıkmak
Tarih boyunca devleti, Türk olmayan insanlar tarafından yıkılmış kaç tane devlet gösterebilirsiniz? İstisnalar dışında hemen hemen gösteremezsiniz; göstermek zordur. Bırakın Selçuklu’yu ve Osmanlı’yı, bir asırlık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bile kaç defa tökezlemiş, kendi ayağımıza kurşun sıkmışız.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da İngiliz oyunlarıyla kaç defa kalkışma yaşanmış; Musul ve Kerkük vilayetlerini kaybetmişiz. Bu olayların neticesinde Misak-ı Millî sınırlarımız içerisindeki Musul ve Kerkük vilayetlerini kaybettiğimiz yetmemiş, sayısız askerimizi ve insanımızı da kaybetmişiz. Batı Trakya ile ilgili olarak da istenilen ilgiyi ve çalışmayı gösterememişiz.
Oyunlar bitmiş mi? Asla bitmemiş!
Osmanlı’nın yıkılması ve Türk milletinin Anadolu’dan sökülüp atılması projesini Mondros’la hayata geçirmeye başlamışlar; yok etme çalışmalarını Sevr paçavrasıyla neticelendirme hayalleri kurmuşlardır. Millet, ölüm döşeğinde iken Sevr paçavrasını yırtıp atmıştır. Lakin değişen bir şey yoktur. Hayaller ve planlar aynen devam etmektedir.
Pazarlamacıların müşterisine, “Olmadı, şunu verelim; olmadı, bunu verelim.” dediği gibi, bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin ekmeğini yiyen ihanet şebekeleri tarafından Sevr paçavrası yırtılınca milletin önündeki hedefler değişik yollarla engellenmiştir. Ülkemiz ne zaman bir atılım yapacak olsa, bir sebeple önü kesilmiştir. Sanayisi yok edilmiş, tarımı zayıflatılmış, silah sanayisi akamete uğratılmıştır.
Nerede Nuri Demirağlar, Nuri Killigiller ve daha niceleri?
Her birinin başına olmadık işler gelmiş; ülkemizi her seferinde bir adım daha geriye götürme planları ve çabaları, hareket kabiliyetimizi azaltmıştır. Uçak yapanlar, silah yapanlar, demir yollarını döşeyenler bir bir ortadan kaldırılmış veya iflas ettirilmiştir. Olmadı; darbelerle milletin evlatları yine kendi insanına kıydırılmıştır.
Türk milleti kadar başına bu kadar bela ve felaket gelen, buna rağmen hâlâ ayakta kalmayı başaran başka bir millet düşünmek zordur.
Yüz Yıllık Hesap: Sevr Paçavrasından Büyük Orta Doğu Projesi’ne
Ülkemizin bir asırlık tarihinin elli yılı, yine terör belasıyla uğraşmakla geçmiştir. Milletin alın teri ve göz nuru, dağlara taşlara bomba olarak atılarak harcanmıştır. Yetmemiş, elli bin insanımızın katledilmesine seyirci kalınmıştır.
Sorunları çözmek devletler için çok mu zordur?
Elbette bizim gibi tarihî tecrübesi olan bir millet ve devlet için bu iş bu kadar zor değildir. Ama çözmek isteyen kim?
Tarih bizi hep ehliyetsiz ve liyakatsiz devlet adamlarıyla sınamıştır. Kimisi korkmuş, kimisinin işine gelmemiş; kimisi ölenlerin kanından medet umarken kimileri de ikbali için kanın akmasına ve ülkenin zayıflamasına göz yummuştur. Bütün bunlar olurken düşmanlarımızın eli bir türlü üzerimizden eksik olmamıştır. Çoğu zaman da devletimizi idare edenler, dış güçlerden medet ummuştur.
Yüz yıl önce hedeflerine ulaşamayan beynelmilel güçler, emellerini gerçekleştirmek için proje üzerine proje geliştirmişlerdir. Bölgemizde, Osmanlı topraklarındaki menfaatlerini güvence altına alan emperyalist güçler; sözüm ona henüz millet olamamış halklara devlet olma yetkileri vererek, elmanın kurdu misali, halkların içinden çıkan fakat beynelmilel güçlerin adamı olan kişiler vasıtasıyla bölgeyi içinden çıkılmaz bir hâle getirip çekilmişlerdir.
Baktılar ki bölgede hesaplarının dışında gelişmeler yaşanıyor; hizmetinde oldukları küresel Siyonizm’in karakolu İsrail zor durumda kalıyor ve bölgede Türkiye, İran, Libya gibi ülkeler istemedikleri yönde gelişiyor; menfaatlerine zarar veriliyor…
Bölge için hazır bulunan Sevr’in yeni planlarını, “Büyük Orta Doğu Projesi” gibi ağzı dolduran bir sloganla hayata geçirmek için harekete geçtiler.
Libya, Tunus, Mısır, Suriye ve Irak parçalandı; ayakta duramaz hâle getirildi. Bütünlükleri bozuldu, buralardaki güçlü devlet adamları öldürüldü veya sürüldü.
Yetti mi?
Elbette yetmedi.
Bölgede hürriyet ve bağımsızlığın merkezi olan Türkiye’nin yüz yıldır ayağa kalkması önlenmeye çalışılmasına rağmen, yeminlerinden dönmeyen küresel Siyonizm, Sevr’i tıpkı bir asır önce planladığı gibi hayata geçirmek için çalışmalarına devam ediyor.
Küresel Senaryolar ve Alt Kimlik Tuzağı
Bütün saldırılara ve liyakatsiz devlet adamlarına rağmen ayakta kalan Türkiye, milletimizden yeni milletler çıkarmak suretiyle bölünerek küçük parçalara ayrılmak isteniyor. Ulus devlet olan Türk milletinden doğan üniter yapımızın, konfederasyonlar veya federasyonlar hâline getirilmek istendiği görülüyor.
Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, milletimizden bahsederken akıllarına gelen bütün alt kimlikleri tek tek sayıyorlar. DEM Parti’nin yetkilisi bir kadın da bütün alt kimlikleri sayarak haklarının verilmesi gerektiğini söylüyor.
Milletin Meclisindeki vekiller, sözüm ona PKK’nın affını ve “her şeyin başlangıcı” dedikleri çerçeve yasayı 468 oyla geçirince bayram yapıyorlar. Bahçeli, bunun her şeyin başlangıcı olduğunu söylüyor. Daha nelerin başlangıcı olacağını ise zaman gösterecek.
Kiminle Barış, Hangi Şartlarda Af?
Meclis bayram yaparken PKK tarafında bir hareket var mı?
Hiç de görünmüyor.
Karayılan nam eşkıya, “Yenilen barış ister, biz yenilmedik ki.” diyor.
Peki Türkiye, PKK terör örgütüne yenildi mi?
PKK’nın kadın ileri gelenlerinden birisi, “Biz suç işlemedik ki niçin af ve barış isteyelim?” diyor.
Peki, terör örgütünün mensupları barış istemediğine göre Türkiye kiminle barış yapacak, Allah aşkına? Abdullah Öcalan ile mi?
Meclisteki PKK uzantıları, DEM Partililer, PKK militanları ve teröristler için hangi ifadeyi kullanıyor?
“Gerilla!”
Gerilla; vatanı işgale uğramış, vatanını düşman işgalinden kurtarmak isteyen yerli ve millî savaşçılara verilen isim değil midir? Türk milleti ve Türk ordusu nereyi işgal etti? Hangi halka zulmediyor da gerillalar vatanlarını bizden kurtarıyor?
Affetmeye çalıştığımız terör örgütü, çıkarılan bu kanunla yarın elinde bir Kalaşnikof’la gelerek, “Ben silahımı bırakıyorum, alın silahımı.” derse affetmiş mi olacağız?
“Senin ağır silahların, ABD tarafından verilen tırlar dolusu ağır silahların nerede?” diye soracak mıyız?
Yoksa silahları kabul edip terör örgütü mensuplarını halkın içine mi salacağız? Beş sene sonra da siyaset yapmalarına izin mi vereceğiz?
Bu silahların hesabı sorulacak mı?
“Apo affedilmiyormuş…”
Apo’nun affedilmeye ihtiyacı mı var? Adam zaten İmralı’da saltanat sürüyor!
Eşit Vatandaşlık Yalanı ve Meclis-i Mebusan Hafızası
“Eşit vatandaşlık” dedikleri ne?
Ne istemişler de olamamışlar?
Meclisteki 327 vekil Doğu ve Güneydoğulu değil mi? Bu ülkenin en zenginlerinin kahir ekseriyeti Kürt kökenli değil mi? Toprak ağaları Türk kökenli mi? Ordu içinde ve polis teşkilatında kaç tane Türk, kaç tane Kürt kökenli kardeşimiz var?
Bir ülkenin bir tek resmî dili ve bir tek ismi olur. Milletin de tek bir adı olur. Takıldıkları bu mu?
Güneydoğu’da hâlen Türkçe bilmeyen insanlarımız yok mu? Eğer Kürtçe bugüne kadar yasak idiyse, insanlar hangi dille konuştular?
Hesap bellidir ve dün Osmanlı’nın Meclis-i Mebusanında yapılan yanlışlar bugün de tekrar edilmektedir.
Tarih tekerrür ediyor.
Meclis-i Mebusanın yanlışları nasıl Osmanlı’nın yıkımına kapı aralamış ve buna yardımcı olmuşsa, bugün Millet Meclisinin aldığı yanlış kararlar ve sonrasında almayı planladıkları kararlar da ülkenin küçülmesinin kapılarını aralayacaktır.
Kırmızı Çizgi: Üniter Yapı ve Millî Birlik
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir tek ismi vardır: Türkiye.
Bir tek milleti vardır: Türk milleti.
Alt kimlikler ise bizim özbeöz zenginliklerimizdir.
Hayalimiz Misak-ı Millî sınırlarımızdır. Öz dilimiz ve resmî dilimiz Türkçedir. Bu Anadolu ve Rumeli topraklarının en az bin yıldır sahibiyiz. Buraları şehitlerimizin kanları ve analarımızın gözyaşlarıyla vatan yapmışızdır.
Her kim bu ülkenin ve bu milletin kanı aksın diyorsa haindir.
Her kim bu millete kurşun sıkmış biri için “Affedilsin.” diyorsa ya gafildir ya haindir. Hangisini tercih edecekse etsin!
Bu millet yenilmez. Bu millet, asla ve kat’a hiçbir düşman ve zorluk karşısında pes etmez. Vatanı için dün öldüğü gibi bugün de ölmeye, can vermeye hazırdır.
Sevr paçavrasının millete hazırladığı plan, Türk milletini ve Türk devletini yok etme planıdır. Bunun terörle başlayan ve siyasal bölünmeyle devam eden safhaları vardır. Planın ikinci aşaması, milleti bölme ve parçalama planıdır.
Vicdanı olan, milleti seven, geleceğimizden endişe duyan herkesin durup düşünmesi ve ne yaptığını, nereye doğru gidildiğini sorgulaması gerekir.
Milletin birliğine, dıştan veya içten geleceğimize yapılacak her türlü müdahale ve telkin, bu milletin lehine olmadığı gibi geleceğimizin tehlikeye düşmesine de sebep olacaktır. Milleti bölmek ve her birine ayrı kimlik vermek bizi böler, parçalar, küçültür ve güçsüzleştirir.
Millî birlik ve dirliğimizi korumak, devletimizin birinci görevidir.
Dikkat edilmelidir.
Bundan sonraki adımlar, yapılan yanlışları düzeltmeye dönük olmalıdır.
Devletimiz varlığını Anayasa’dan almaktadır. Değiştirilmesi düşünülen maddeler asla değiştirilmeden; üniter yapımız ile dil ve millet kavramlarımız pekiştirilerek korunmalı, millî birliğimiz güçlendirilmelidir.
Makamlar ve koltuklar gelip geçicidir.
Nice hanlar, nice sultanlar gelip geçmiştir.
Dünya da geçicidir.
