Feyyaz İRFAN
Sermaye Piyasası Kurulu 18 Eylül’de 131 yatırım fonunun tasfiye sürecini açıkladı. Tasfiye sürecindeilgililere yardımcı olmak için İş Bankası ve Ziraat Bankası görevlendirildi?
Türkiye’nin yakın ekonomi tarihine bakınca insanın aklına tek bir soru geliyor: Bu millet daha kaç kez soyulup mağdur edilecek?
İsimler değişiyor, kurumlar değişiyor, finansal araçların adı değişiyor ama senaryo nedense hiç değişmiyor.
Vatandaş alın teriyle biriktiriyor. Birileri yüksek kazanç vaat ediyor. Devletin denetim mekanizmaları uzatmalarda devreye giriyor ya da girmiyor. Sonra sistem çöküyor. Ve fatura dönüp dolaşıp yine vatandaşa çıkıyor.
Bunun adı nedir?
- Piyasa mı?
- Talihsizlik mi?
- Denetim zaafı mı?
- Yoksa biz yıllardır aynı filmi farklı oyuncularla mı seyrediyoruz?
Bankerlerden İmar Bankası’na
1980’lerde banker soygununu yaşadık.
Yüksek getiriler vaat eden banker kuruluşları, dönemin reklam dünyasının da desteğiyle geniş bir kesime ulaştı. Tanınmış sanatçıların Banker reklamlarında yer alması, bu kuruluşların toplumdaki güven algısını daha da güçlendirdi.
- Banker süreci yalnızca ekonomik mağduriyetler yaratmadı; ağır toplumsal ve insani sonuçlar da doğurdu. Kimisi kendi adaletini arama yoluna gitti ve bireysel cezalandırmalara, intiharlarave aile dramlarına yol açan olaylar yaşandı.
- Sonra 1990’larda özel finans kurumları gündeme geldi. İhlas Finans başta olmak üzere yaşanan sorunlarda yine vatandaşın tasarrufları çar-çur edildi, buharlaştı ve tartışmanın merkezine oturdu.
- 2000’li yıllarda ise içinde “Kale Gibi Banka” reklamıyla akıllarda yer edenİmar Bankasının da bulunduğu bazı bankalarla ilgili skandal patladı. Vatandaş parasını bankaya yatırmıştı. Devletin izni ve denetimi altında olduğunu düşündüğü bir sisteme güvenmişti.
Ama işler ters gitti, yanlış işlerin bedeli ağır oldu ve yine vatandaş soyuldu…
Peki ders aldık mı?
Yeni İsim, Eski Hikâye: Kur Korumalı Mevduat (KKM)
Son yıllarda bu kez KKMçıktı karşımıza.
KKM’nin ekonomik gerekçeleri ve sonuçları elbette ayrıca tartışılabilir. Ancak tartışılmaması mümkün olmayan bir başka konu daha var: Kamu kaynaklarının ve ekonomik yüklerin toplumun farklı kesimleri arasında nasıl dağıldığı, dağıtıldığı…
Dar gelirlinin tüketim üzerinden ödediği vergilerle ayakta duran bir ekonomide, 60 milyar Doların (yanlış duymadınız tam 60 milyar Dolar)büyük tasarruf sahiplerine ister KKM, ister faiz, ister başka isimlerle aktarılmasının adalet boyutu sorgulanmayacak mı?
Yanlış bir düzenlemenin kanunla yapılmış olması, onun toplumsal sonuçlarını tartışılmaz hale getirmez.Çünkü kanunilik başka şeydir, adalet ve helallik başka…
“Kanuna uygundu” cümlesi, mağdurun kaybettiği parayı geri getirmiyor ve helal de olmuyor…
Şimdi Sıra Fon Mağdurlarında mı?
Bugün kamuoyunun önünde yeni bir dosya var: Fon mağduriyeti. 131 yatırım fonunun tasfiyesinde yakın tarihin en büyük finans dolandırıcılığının yaşandığı belirtiliyor… Yani, 455 binin üzerindeyatırımcının yaklaşık20 milyar Dolarının (830 milyar ile 1,1 Trilyon liraarasında bir miktarın) kaybı, buharlaşması söz konusu…
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 4 Kasım 2025’te, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonlar yapıldığını biliyoruz” demişti… O günden bugüne 11 ay niçin beklendi… Devletin denetim mekanizmaları niçin devreye girmedi? Bunun gerekçesinin kamuoyuna açıklanması gerekmiyor mu?
Daha da düşündürücü olan ise kamuda görev yapmış, akademik unvan taşıyan veya kamuoyunda güvenilir kabul edilen isimlerin bu fon yönetimlerinin tepesinde bulunması…
Yani mesele yalnızca paranın nereye gittiği değil, Saraya (Küllüye’ye) danışmanlık yapanların dabu fonların yönetiminin içinde yer almış olması oldukça düşündürücüdür…
Asıl mesele:
- Bu yapılar faaliyet gösterirken devletin denetim mekanizmaları neredeydi?
- Kim gördü?
- Kim görmedi?
- Kim müdahale etti?
- Kim etmedi?
- Ve neden vatandaşın soyulmasından önce gereken önlem alınmadı?
“Vatandaş Dikkat Etseydi” Demek Yetmez
Her mağduriyetin ardından aynı cümleyi duymaktan artık yorulmadık mı? “Vatandaş araştırmalıydı.” Elbette araştırmalı. Ama devlet de denetlemeli değil miydi?
Bir yapı yasal izinlerle faaliyet gösteriyor, geniş kitlelerden para topluyor ve uzun süre varlığını sürdürebiliyorsa, ortaya çıkan sonuçtan yalnızca vatandaşı sorumlu tutmak kolaycılıktır.
Devletin görevi, vatandaş parasını kaybettikten sonra dosya açmak değil; vatandaş parasını kaybetmeden önce sistemi denetlemektir.
Sonuç ve Değerlendirme
Elbette kaybedilen yalnızca para değildir. Asıl kaybedilen GÜVENDİR.
- Bankere güvenen kaybetti.
- Finans kurumuna güvenen kaybetti.
- Bankaya güvenen kaybetti.
- Yeni finansal araçlara güvenen kaybediyor.
- Ve en büyük kayıp devletin kurumlarına olan güven kayboldu…
Her defasında isim değişti, fakat vatandaşın yaşadığı hayal kırıklığı değişmedi.
O halde artık şu soruları yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi?
- Bu ülkede tasarruf sahibini kim koruyacak?
- Vatandaşın parasını korumak yalnızca vatandaşın sorumluluğuysa, devletin denetim görevi neden var?
- Ve daha önemlisi: Kanun kılıfına sokulmuş her ekonomik aktarımı meşru kabul etmek zorunda mıyız?Hayır…Hayır…
- Devletin, “uluslararası denetim standartlarında” denetimini yapmasının önünde hangi engeller var?
Hukuk, sadece işlemlerin yasal sınırlar içinde kalmasını değil, vatandaşın hakkının korunmasını da güvence altına almalıdır.
Çünkü devletin görevi, mağduriyet oluştuktan sonra enkaz kaldırmak değildir.Asıl görev, o enkazın oluşmasına izin vermemektir. Yoksa yarın yeni bir finansal model, yeni bir parlak isim ve yeni bir yüksek kazanç vaadiyle yine karşımıza çıkılır.
Ve biz yine aynı soruyu sorarız:Bu kaçıncı soygun ve bu kaçıncı mağduriyet?
