Değişen Tabelalar…
Şartlar oluşmadan, ağaç toprakla buluşmadan meyve vermeye başlandı. PKK ve DEM Partililer, Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki tabelaları değiştirmeye; Türkçe tabelalar yerine Kürtçe tabelalar asmaya başladı. Belediyelerdeki tabelalara da Kürtçe yazılar eklendi. Yakında cezaevlerinden ve sair yerlerden salınanlara ilave olarak kalanların da ortalığa salınacağını görürsek şaşmamak gerekir.
Anlaşılan o ki, bölgede Türk ve Türkçe ile ilgili hiçbir eser bırakmayacaklar ve bir gün aniden “vakit tamam!” deyiverecekler. O zaman devleti bu noktaya getirenlerin ne diyeceğini gerçekten merak ediyorum. Herhalde “Aldatıldık, milletimiz bizi affetsin, hakkını helal etsin” deyip kalan vatandaşlarla yollarına devam edecekler(!).
Sahada Tavizler ve Güvenlik Zafiyeti
Hani Türkiye büyüyecekti? Derken, Türkiye’yi büyütmek yerine küçültmenin başlangıç emri verilmiş gibi görünüyor. Henüz kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen 7595 sayılı kanun çıkmadan, bölgedeki 2.763 askeri ve polis kontrol noktası kaldırıldı. Böylece PKK ve terör örgütlerine geniş bir hareket alanı sağlandı; terör unsurları ve yandaşları istedikleri gibi hareket etme kabiliyetine kavuştu.
İş o kadar ileri gitti ki, Anadolu’nun fethinin başlangıcı olan 26 Ağustos tarihi; PKK ve Abdullah Öcalan katilleriyle yürütülen sözde barışın kararlılık simgesi olarak sunulmak istendi. Bu kararlılık(!) o kadar net ki, DEM Parti Eş Başkanı Gülten Kışanak açıkça, “İki dilli, iki toplumlu yeni bir anayasa yapacağız” diyebiliyor.
Özerklik Söylemleri ve Bölgesel Dayatmalar
Birileri çıkıp ademi merkeziyetten, özerk bölgelerden ve bölgenin sözüm ona kendi zenginliklerini kendisinin kullanmak istediğinden bahsediyor. Yine birileri bölgenin Türkler tarafından sömürüldüğünü, yüz yıldır esaret altında olduklarını lakin bağımsızlık zamanının geldiğini savunuyor.
Hatta Güneydoğu’da görev yapan memurların, sanki ayrı bir ülkenin memuruydu gibi Kürtçe öğrenmesi gerektiğini söyleyenler var. Diyarbakır’ı “Kürdistan’ın başkenti” ilan edenler, Diyarbakırspor’a farklı anlamlar yükleyip stadyumlarda ülkeyi ve ülke insanını tehdit eden sloganlar attırıyor.
Millete ve Mehmetçik’e kurşun sıkanlar, ilk saldırı gününü bayram olarak kutluyor; şehirleri havai fişeklerle donatıyor. Bursa’nın göbeğinde, Şehitler Parkı’nda eylem ve kutlama yaparak şehitlerimizin aziz hatırasına hakaret edebiliyorlar.
Mehmetçik Cephede Yenilmedi!
Bu dayatılanlar karşısında sormak gerekiyor: Biz Allah aşkına hangi savaşı kaybettik? Bu savaşı kim kaybetti? Mehmetçik cephelerden geri mi çekildi? Mehmetçik “Ben artık PKK’dan korkuyorum, savaşamayacağım” mı dedi?
Hani sadece yüzlerle ifade edilen terörist kalmıştı ve hepsinin ayakkabı numaralarını dahi biliyorduk? Bu birkaç yüz kişi mi Türkiye Cumhuriyeti’ni yendi?
Terör odakları bile “Biz yenilmedik; yenilen taraf anlaşma ister. Silah bırakmadık, af istemiyoruz” derken, peki silahı bırakan Mehmetçik mi oldu? Bütün bu olanlara rağmen bu inat niye? 2.763 kontrol noktasını niye kaldırdınız? Şehirlerdeki Türkçe isimleri kim değiştirdi? Kara yolları yani Türkiye Cumhuriyeti devleti mi, yoksa PKK ve DEM mi? Bu kadar büyük bir yanlışı bu millete, üniter yapımızın teminatı olan Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine neden yapıyorsunuz?
Gaflet mi, Bildiğiniz Başka Bir Şey mi Var?
Allah aşkına, üç günlük makamlar ve geçici ikballer için bu kadar yanlış ve gaflet yetmez mi? Yahut Türk milletinin bilmediği neyi biliyorsunuz? Milletten saklanan ne varsa çıkıp açıkça anlatın ki bu millet dağlar gibi arkanızda dursun. Eğer gerçekten samimiyseniz ve bu milleti seviyorsanız bunu yapın.
Abdullah Öcalan’ın elinde ne iyi bir niyet ne de millet lehine bir imkân vardır. Bunun böyle olduğunu devleti yönetenlerin bilmemesi mümkün müdür? Eli kanlı Apo’nun, kendi kitaplarında (Ermeni kökenli olduğu herkesçe malumdur) kendi kadınlarını dahi aşağılayan beyanları dururken, Türk milleti hakkında hayırhah düşüneceğini nasıl sanabilirsiniz?
Dış Politika ve Suriye Gerçeği
KCK’nın Suriye kolu olan SDG ve YPG, Suriye yönetimine entegre oldu. Mazlum Abdi; Ahmet El Şara’ya danışman olurken, silahlı terör kadroları da ordunun içine dâhil edildi. Şu an Suriye’nin yönetiminde ABD ve İsrail’in hizmetindeki iki terörist, aklanıp paklanmış olarak efendilerinin emirlerini yerine getiriyor.
Suriye’de büyük hizmetler ve işler başaran Türkiye’ye rağmen, bölgede Türkçe seçmeli ders olmaktan çıkarılıp yerine Fransızca koyuldu. Yani Suriye’de Türkiye’nin değil, ABD ve İsrail’in dediği oluyor. Suriye yönetimi Süveyda’daki Dürzilere bile hâkim olamıyor; İsrail ve ABD’ye yalvarıyor.
İmralı İmtiyazları ve Hazırlanan Zemin
Bütün bunlara ve bilinen tüm gerçeklere rağmen Türkiye inatla “barış” yapmaktan bahsediyor. Milletin birliğine, ülkenin bütünlüğüne zarar verecek ve sonrasında gelebilecek çok daha tehlikeli yasaların yolunu açacak olan —iktidara göre “çerçeve”, gerçekte ise kanserli bir yasa niteliğindeki— 7595 sayılı yasa için komisyonlar kuruluyor.
Millet yeni gelişmeler beklerken bir de bakıyorsunuz; sanki PKK silah bırakmış, teröristler devletin merhametli kollarına teslim olmuş gibi Güneydoğu bölgemizde adeta ayrı bir devlet varmışçasına Türkçe tabelalar sökülüp Kürtçe olanlar asılıyor. Eğer bunlar devlet eliyle yapılıyorsa büyük bir yanlış vardır. Yok eğer PKK ve yandaşları yapıyorsa, devlet nerededir?
Gazetelerde; terörist başı Apo’ya İmralı’da 250 m² genişliğinde, iki katı büyüklüğünde sosyal alanı ve her türlü aktivite imkânı bulunan bir villa yapıldığı yazılıyor. Üstelik Apo’nun statüsü netleşmeden bu villaya geçmeyi kabul etmediği aktarılıyor. Saldırıları görmezden gelmenin, tabelaları değiştirmenin ve terörist başına villa yapmanın devlet anlayışında bir “zımni kabul” sayılacağını devlet adamları bilmez mi? Bilinmiyorsa büyük bir eksikliktir; biliniyorsa bundan ne anlamamız gerekir?
Daha da vahimi, gazeteci ve siyasetçilerin ifadelerine göre bu çocuk katili sadece DEM ile değil, uzun zamandır Kandil ile de görüşüyor. Hadise son derece vahimdir. Nitekim AK Parti’nin kıdemli isimlerinden Şamil Tayyar gibi figürler de bu durumu açıkça dile getirmektedir.
Tehlikeli Gidişat ve Tarihi Vebal
Sözde “Çerçeve Yasa” çıktığında ve istenen maddeler hayata geçirildiğinde; meclisteki sayısal çoğunluğa dayanarak “Anayasayı değiştirelim” denilirse ne olacak? Milletin vermediği bir yetki kullanılarak; iki dilli, iki toplumlu ve Lozan’ı yok sayan bir anayasa yapılırsa bu süreçten nasıl dönülecektir?
Yol henüz bitmiş değil. Devlet adamlarımıza tavsiyemiz, vakit varken bu yanlıştan dönülmesidir. Zararın neresinden dönülürse milletimizin lehinedir. 630 yıllık Osmanlı Devleti’nin parçalanmasıyla 782 bin kilometrekareye düşürdüğümüz vatanımızı, aynı hataları tekrarlayarak yeniden parçalamanın vebalini üstlenmeyin. Bu vebalin yükü çok ağırdır.
